Hasret kaldık bir tebessüme, tatlı bir dile…

Eskiden normal olan davranışlar bugünlerde bize “Ay inanmıyorum, ne harika!” dedirten tuhaf bir lüks gibi.

Sabah otobüse bindim. Karşımda direksiyon başında oturan şoför gözümün içine bakarak kibarca “Günaydın” dedi.
Öylece kalakaldım.

Şaşkın bir ifadeyle “Günaydın… dedim”

Ama aklımın içi sorularla doldu:

Acaba bu adamı bir yerden mi tanıyorum?

Durduk yere neden günaydın desin ki? Kesin tanıyorum ama çıkaramadım…

Derken başka bir duraktan birileri daha bindi.

Şoför yine aynı içtenlikle “Günaydın” dedi.

Sonra bir başkasına daha…

Anladım ki tanışmıyoruz.

Sadece…

İnsan gibi davranıyordu.

Ne kadar tuhaf değil mi?

Aslında “Günaydın”

Sıradan bir kelime.

Ama artık o kadar uzak ki bize…

Yolda yürürken tanımadıklarımıza selam vermeyi geçtim, geçtim artık…

Tanıdıklarımızı görmezden geldiğimiz günlerde yaşıyoruz.

Birini uzaktan görünce hemen başımızı telefona eğip “görmeyeyim, görmesin” diye numara yapan insanlara dönüştük.

Belki de bu yüzden, bir yabancının bize “Günaydın” demesi bile şaşırtıyor bizi.

Garip geliyor.

Güzel geliyor.

İyi hissettiriyor.

Sahi, ne oldu bize?

Hayatın karmaşasından mı yorulduk?

Yoksa yalnızlığa mı alıştık

Bilmiyorum ama

Sanırım en basit, en doğal şeyleri unuttuk.

Günaydın gibi,

İyi dilekler ve selam verip gülümsemek gibi…

Bir “günaydın”ın içimizde bıraktığı sıcaklığı bu yüzden unutur olduk.

Belki de hala umut vardır.

Bazen bir otobüs şoförü hatırlatabiliyor bunu.

Bir gülümseme, bir kelime yetiyor.

İhtiyacımız olan şey budur belki de: Kendimizi hatırlamak.

Birbirimizi hatırlamak.

İnsan olduğumuzu hatırlamak

Bunu sağlayan herkese,

O sabah bana “Günaydın” diyen o şoföre

Ve benzer küçük iyilikleri yayan herkese

SELAM OLSUN