Toplum olarak giderek daha memnuniyetsiz, daha tahammülsüz bir noktaya sürükleniyoruz. Neredeyse yapılan her işe, atılan her adıma bir kusur bulma, bir tepki gösterme refleksi gelişmiş durumda. Özellikle Ramazan ayında artan paylaşımların altına bakıldığında, kimi insanların adeta sadece kin kusmak ve eleştirmek için yorum yaptığına şahit oluyoruz.

Oysa Manisalı vekillerin ve belediye başkanlarının vatandaşlarla bir araya gelmesi, aynı sofrayı paylaşması son derece doğal, hatta olması gereken bir durumdur. Halkla iç içe, samimi ve ulaşılabilir bir yönetim anlayışı, Manisalı vatandaşlar için kıymetlidir, değerlidir. Bu tabloyu eleştirmek yerine takdir etmek gerekmez mi?

Asıl anlaşılması güç olan ise şu: Hepimiz sosyal medyada içtiğimiz bir fincan çayı bile paylaşırken, aynı şeyi vekiller ya da başkanlar yaptığında bunu “şov” ya da “gösteriş” olarak nitelendirmek ne kadar adil? Günlük hayatımızda sıradan olan bir davranış, söz konusu kamu yöneticileri olduğunda neden bir anda abartılı ve yapay bir hale bürünüyor?

Yeni çağın bir gerçeği var: Artık hayatın büyük bir bölümü sosyal medyada yaşanıyor. Yapılan işlerin duyurulması, vatandaşın bilgilendirilmesi ve şeffaflık adına paylaşımlar yapılması son derece normaldir. Ancak ne yazık ki bir çelişki içindeyiz. Yapılan işler paylaşıldığında “şov” deniyor, paylaşılmadığında ise “hiçbir şey yapılmıyor” eleştirisi yöneltiliyor.

Daha da üzücü olan şu ki; Manisa’ya gelmeyen, Ankara’dan çıkmayan, şehrin sorunlarına uzak kalan isimler varken; Ankara ile Manisa arasında mekik dokuyan, haftanın büyük bölümünü memleketinde geçiren, hemşehrileriyle aynı sofrayı paylaşan insanlar sosyal medyada klavye arkasından kolayca eleştirilebiliyor.

Eleştiri elbette olmalı. Ancak eleştirinin de bir ölçüsü, bir vicdanı olmalı. Aksi halde yapıcı olmaktan uzak, sadece yıpratmaya yönelik bir dil, hepimize zarar verir. Belki de önce kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz gerçekten yapılan işe mi bakıyoruz, yoksa sadece eleştirmek için mi eleştiriyoruz?