Manisa son günlerde aslında bambaşka bir şeyi konuşmalıydı. Ama festival hariç her şey gündeme gelmeye devam ediyor. Şehrin simgesi haline gelmiş, Manisa Mesir Macunu Festivali; dolu dolu etkinlikleri, kentin kültürel zenginliği ve birlik duygusu gündemin merkezinde olmalıydı. Ancak tartışmaların yönü yine başka bir yere kaydı.

Ortaya atılan iddialar, kişisel tartışmalar ve özellikle Nurcan Zeyrek’in adı etrafında şekillenen yorumlar, Manisa’nın asıl gündemini gölgeledi. Oysa burada asıl konuşulması gereken bir isimden çok daha fazlası: toplumun karar verme refleksi.

Bugün sosyal medyada ve günlük sohbetlerde karşımıza çıkan tablo düşündürücü. Bir kesim “vefa” duygusuyla hareket ederken, bir kesim de buna karşı çıkıyor. Ancak asıl sorun, tartışmanın zemini. Çünkü mesele bir kişinin belediye başkanı olup olmaması değil; hangi kriterlerle bu tür görevlerin belirlenmesi gerektiği.

Birine duyulan sevgi, saygı … Bunların hepsi insani ve kıymetli duygular.Ben demiyorum ki bir anda herkesi yok sayalım.Ama etkinliklerde vefa duygusu başka işin resmiyet yönü başkadır. Bir şehri yönetmek, duygularla yürütülebilecek bir iş değil. Bu duyguları kullanarak bir yerlere gelmekte takdir edilesi değildir. Siyaset temeli olmayan insanların sırf halkın ona beslediği sevgiden faydalanması doğru değildir. Belediyecilik; bilgi, donanım, tecrübe ve yönetim becerisi gerektirir. Bu gerçek göz ardı edildiğinde ortaya çıkan tablo, sadece bugünü değil geleceği de etkiler. Belediye başkanlığı son bir yılda elde edilebilecek bir tecrübe değildir.

Daha da kaygı verici olan ise duyguların bir araç haline getirilmesi. Toplumun vicdanı, hassasiyetleri ve bağlılık duygusu üzerinden yapılan yönlendirmeler, sağlıklı bir karar mekanizmasının önüne geçiyor. Çünkü bu noktada liyakat geri plana itiliyor, yerini “yakınlık” ve “aidiyet” alıyor.

Gerçekten bu işi yapabilecek, yıllarını vermiş, proje üretmiş, sahada çalışmış insanlar varken; sadece bir isme duyulan sempatiyle “o olsun” demek, o insanlara yapılan açık bir haksızlıktır. Daha da ötesi, şehrin geleceğine yapılmış bir müdahaledir.

Belki de asıl mesele tam burada başlıyor: seçmenin bilinç düzeyi. Bir insana duyduğun saygı ve vefadan dolayı aday olmasını hatta başkan olmasını istemek şehrin geleceğini kötü etkiler. Manisa’nın geleceği vefaya değil tecrübeye emanet edilmelidir.

Çünkü demokrasi sadece sandığa gitmek değil, doğruyu ayırt edebilme yeteneğidir. Duyguyla değil, akılla karar verebilmek; kişilere değil, ilkelere odaklanabilmek…