Türkiye, bugün Manisa’nın Turgutlu ilçesinden gelen okul saldırısı haberiyle sarsıldı. İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında saldırgan H.O.’nun gerçekleştirdiği silahlı saldırı sonucu 11 kişi yaralandı.

Türkiye gündemine oturan saldırının ardından, yaşanan olayın öğrenciler üzerindeki psikolojik etkileri ve benzer şiddet olaylarının arka planındaki faktörler de gündeme geldi.

Uzman Psikolojik Danışman Harun Ülger, konuya ilişkin Manisa Meydan Gazetesi’ne özel açıklamalarda bulundu.

“BU TÜR AĞIR ŞİDDET EYLEMLERİ TEK BİR NEDENE İNDİRGENEMEZ”

Saldırının psikolojik arka planında neler olabileceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ülger, şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür ağır şiddet eylemleri tek bir nedene indirgenemez; genellikle bireysel, ailesel ve çevresel risk faktörlerinin birikmesiyle ortaya çıkar. Bireyin empati yoksunluğu, dürtü kontrol bozukluğu veya öfke yönetimi yetersizliği gibi kişisel zorluklarına; aile içi ilgisizlik, şiddete tanıklık etme veya denetim eksikliği eklenebilir. Ayrıca toplumsal düzeyde şiddet içerikli içeriklere maruz kalma ve kolayca silaha erişebilme gibi etkenler, biriken öfkenin eyleme dönüşmesini tetikleyen kritik unsurlardır.”

“POTANSİYEL TETİKLEYİCİLERDEN BİRİDİR”

Olay öncesinde akran zorbalığının şiddet konusunda tetikleyip tetikleyemeyeceğini değerlendiren Ülger şöyle konuştu:

“Evet, akran zorbalığı bu tür eylemlerin en önemli potansiyel tetikleyicilerinden biridir. Uzun süre fiziksel, sözel veya siber zorbalığa maruz kalan çocuklarda yoğun çaresizlik, değersizlik ve öfke birikir. Bu birikim, zamanla "kendini koruma" veya "intikam alma" mekanizmasına dönüşebilir. Akran zorbalığı doğrudan fiziksel şiddeti doğurmasa da, risk altındaki bir ergende bardağı taşıran son damla rolü oynayabilir.”

SALDIRGANIN RUH HALİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME

Saldırganın ruh haline ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ülger, şunları söyledi:

“15 yaşındaki bir çocuğun ateşli silahla okula gitmesi; derin bir duygusal kriz, yoğun aşırı yüklenme ve gerçeklikten koptuğu bir çaresizlik hissi yaşadığına işaret eder. Bu durum genellikle ergenin uzun süredir içselleştirdiği, ancak çevresi tarafından fark edilmeyen ya da göz ardı edilen ağır bir psikolojik yükün varlığını gösterir. Saldırganın olay anında sağlıklı karar verme yetisini kaybettiği ve sonuçlarını öngöremediği net biçimde görülmektedir.”

AİLELER HANGİ İŞARETLERİ CİDDİYE ALMALI?

Ülger, çocukların tutum ve davranışlarında meydana gelen ani değişikliklerin aileler tarafından dikkate alınması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Çocukların tutum ve davranışlarındaki ani değişiklikler her zaman bir sinyaldir:

Aniden arkadaş çevresinden kopma, odaya kapanma ve iletişimden kaçınma. Aşırı öfke patlamaları, tahammülsüzlük veya tam tersine aşırı tepkisizlik. Okula gitmek istememe, akademik başarıda ani düşüş, okula karşı yoğun nefret ifadeleri. Şiddet içerikli içeriklere, silahlara veya benzer kitlesel eylemlere yönelik aniden gelişen aşırı merak.”

SALDIRIYI YAŞAYAN ÖĞRENCİLER NASIL ETKİLENİR?

Saldırıya doğrudan maruz kalan öğrencilerin güvenlik algısının sarsılabileceğine dikkat çeken Ülger şöyle konuştu:

“Doğrudan hedef alınan veya olayın içinde bulunan öğrencilerde güvenlik algısı temelden sarsılır. İlk etapta akut stres tepkileri görülebilir: Aşırı korku, şok, ağlama krizleri, uyku ve beslenme bozuklukları veya olayı sürekli zihninde yeniden yaşama. Müdahale edilmediği takdirde bu durum Kalıcı Travma Sonrası Stres Bozukluğuna, anksiyete ve depresyona dönüşebilir.”

Manisa Valiliği'nden Açıklama
Manisa Valiliği'nden Açıklama
İçeriği Görüntüle

“OLAYA TANIK OLMAK DA İKİNCİL TRAVMA YARATIR”

Saldırıda yaralanmayan ancak olaya tanıklık eden öğrencilerin de psikolojik olarak etkilenebileceğini belirten Ülger, şunları kaydetti:

“Travma yaşamak için olayın doğrudan mağduru olmak şart değildir; olaya tanık olmak, silah seslerini duymak veya arkadaşlarının zarar gördüğünü görmek de "ikincil travma" yaratır. Tanık olan öğrencilerde "Ben de zarar görebilirdim" düşüncesiyle gelişen yoğun bir çaresizlik ve suçluluk hissi (hayatta kalan suçluluğu) görülebilir.”

ÖĞRENCİLER OKULA DÖNMEKTEN KORKABİLİR

Yaşanan saldırının ardından öğrencilerin yeniden okula dönmekte zorlanabileceğine dikkat çeken Ülger, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu son derece doğal ve beklenen bir tepkidir. Okul, çocuklar için evden sonra en güvenli alan olarak algılanır. Bu algı yıkıldığında, okula dönmek çocukta "tehlikeli bir alana girmek" anlamı taşır. Okul reddi, somatik şikayetler (karın ağrısı, baş ağrısı) ve okula yaklaşırken panik atak benzeri belirtiler sıklıkla ortaya çıkabilir.”

AİLELER ÇOCUKLARINA NASIL YAKLAŞMALI?

Ülger, saldırı sonrasında ailelerin çocuklarına yaklaşımının önem taşıdığını belirterek şunları söyledi:

“Olayı görmezden gelmek yerine, çocuğun duygularını ifade etmesine izin verilmeli. "Korkmanı anlıyorum, bu gerçekten korkutucuydu" diyerek duyguları doğrulanmalı. Çocuğu hemen konuşmaya veya okula gitmeye zorlamak yerine kendi hızında açılmasına fırsat tanınmalı. Ev içindeki güvenli ortam ve günlük rutinler devam ettirilmeli; bu durum çocuğa kontrol hissini yeniden kazandırır. Çocukların olayla ilgili sansasyonel haberlere ve sosyal medya içeriklerine maruz kalması engellenmeli.”

OKULDA GÜVEN DUYGUSU NASIL YENİDEN SAĞLANIR?

Öğrencilerin yeniden güven duygusu kazanması için okul yönetimi, öğretmenler ve uzmanların birlikte hareket etmesi gerektiğine dikkat çeken Ülger, sözlerini şöyle tamamladı:

“Güven duygusunun ihyası zaman ve multidisipliner bir çalışma gerektirir:

Okul açıldığında ders işlemeden önce uzmanlar eşliğinde öğrencilerin duygularını paylaşabileceği çemberler ve psikolojik ilk yardım seansları düzenlenmeli. Yönetim ve öğretmenler, alınan güvenlik önlemleri ve süreç hakkında öğrencileri dürüstçe bilgilendirmeli. Rehberlik servisinin aktif çalışması, öğretmenlerin daha erişilebilir olması ve fiziksel güvenlik hissinin (güvenlik tedbirlerinin abartılmadan ama hissettirilerek uygulanması) pekiştirilmesi gerekir.”

MUHABİR:BENZA GÜRLER

Kaynak: manisameydangazetesi.com.tr