Manisa Meydan Gazetesi olarak, evlerinize 'Ramazan Sohbetleri' ile konuk olmaya devam ediyoruz. Bugün ki konumuz; tüketim ahlakı. İsteklerin ihtiyaçmış gibi görünmeye başlandığını söyleyen Çinici, ihtiyaç ve istek arasındaki farkı anlattı.

Tüketim nedir?

İslam dini iman, ibadet ve ahlak ilkelerinden oluşan bir bütündür. Dolayısıyla her davranışımızın ahlaki ilkeleri vardır. Tüketim kavramı için de aynı şey geçerlidir. Onun da belli bir ahlaki temellere dayanır.

Tüketim; gereksinimlerin giderini amacıyla maddi ve manevi mal ve hizmetlerin zamanla kullanılıp yok edilmesi, eskimesi veya yıpranması sonucunda o maldan istifade edilememesi anlamına gelir. Fakat konumuz itibariyle biz tüketime farklı bir tanım getireceğiz. Mal ve hizmetlerin doğrudan doğruya insan ihtiyaçlarının karşılanması için satın alınmasına biz tüketim diyoruz. Tüketim hususunda İslam'ın getirdiği bazı temel esas kavram vardır. Temel esasa baktığınız zaman tüketim ihtiyaca göre yapılması lazım. Bu durumda ihtiyaç kavramı ortaya çıkıyor. İhtiyaç demek karşılanmaması halinde insanların zorluk ve sıkıntıya düşmesini gerektiren gereksinimlerdir.

Baktığımız zaman dünyadaki kaynaklar kısıtlı fakat ihtiyaç ve isteklerimiz oldukça fazla ve sınırsızdır. Öyleyse tüketimi iktisadi ve ahlaki İlk kurallara göre yapmamız lazım. Bu durumda istek ne demektir? Bir şeye duyulan eğilim, arzu, şevk, belirli bir gereksinimi karşılamak için nesne veya duruma karşı özlem duyma, onu arzu etme, ona karşı bir eğilim sergilemeye biz istek diyoruz.

“İSTEKLERİMİZ İHTİYAÇMIŞ GİBİ GÖRÜNMEYE BAŞLANDI”

İhtiyaç ve istek konularından bahsettik. Bize ihtiyaç ve isteğin temel farkından bahsedebilir misiniz?

Evet kavramları tanımlarken aslında temelindeki duygulardan bahsedebiliriz. Bu farklılığın da ki sebep şudur; ihtiyaçta sıkıntıya düşme vardır. Eğer yerine getiremezsek sıkıntıya ve zorluğa düşmek vardır. O gereksinimidir alınması lazımdır. İstek kavramına baktığımız zaman burada tamamen duygular hakimdir. Yani ihtiyacımız olmayan bir şeye duyulan alma arzusu aslında. Ona olan özlem ve eğilim. Ona sahip olma eğilimi gibidir aslında. Temel farklılık budur.

Geleneksel toplumdan günümüz toplumuna baktığımız zaman temel ihtiyaçların gidebilmesi önceden söz konusuyken günümüzde şu an sanki isteklerimiz ihtiyaçmış gibi görünmeye başlandı. Bu durumda da başka kavramlar ortaya çıkmış oluyor. Yani ihtiyacımızdan fazla alışverişler yapmış oluyoruz, tüketim yapmış oluyoruz. Bu durumda da israf kavramı ortaya çıkmış oluyor.

İsraf nedir?

İsraf kavram olarak baktığımız zaman haddi aşmaktır, sınırı aşmaktır. Baktığımız zaman anlamında ise kişinin sahip olduğu maddi ve manevi varlığı ölçüsüz ve gereksiz bir şekilde kullanması, yerinde ve faydalı olmayan biz her şeye israf diyoruz. İnsanlar yaptığı fiillerin arkasında duygularla beraber hareket eder aslında. O duygularla beraber o fiili işler. Eğer bir fiilin arkasında onu mutlu eden ya da tatmin etme duygusu varsa o davranışın yapılma sıklığı artar. Alışveriş de böyledir aslında, tüketim de böyledir. İnsanlar psikolojik olarak mutsuz hissettikleri zaman kendilerini ya da canları sıkıldığı zaman yani herhangi bir sebepten dolayı aslında duygusal bir sebepten dolayı direkt kendisine alışverişe sarıyor ve israflar ortaya çıkmış oluyor.

Gün hayatımızı devam ettirebilmek için gerekli olan şeyler bize ihtiyaçken şu an her şey canımızın istediği her şey sanki ihtiyaçmış gibi gözükmeye başladı. Halbuki o canımızın istediği her şey istek kavramına giriyor. Ama bizler isteklerimizi sanki ihtiyaçmış gibi görüyoruz ve her şeyi satın almaya çalışıyoruz.

Bir filmde izlediğim, bir replik vardır. Orada şöyle diyor, “Bize ait olmayan paralarla, hiç ihtiyacımız olmayan nesnelerle hiç önemsemediğimiz insanları bizler, etkilemek için satın alıyoruz, alışverişler yapıyoruz”. Baktığımız zaman alışveriş yapacağız. Cebimizdeki paraya bakıyoruz. Alacağımız şeye bakıyoruz. Bazen yanımızda o kadar miktar olmamasına rağmen, sistemin getirdiği hiç ihtiyacımız olmayan bir şeyi elimizde olmayan bir parayla satın almış oluyoruz.

Bizi ilgilendirmeyen hayatımıza hiç yer kaplamayan insanlar dedik. Onları etkilemek için onların ışıltılarını almak için belki de bizler alışverişe yönleniyoruz. Bir de şöyle bir şey var. İnsanlar birinci dereceden yakınları için aileleri için, akrabaları için çok bir giyinme motivasyonu yoktur. Ama hiç bilmediğimiz, tanımadığımız ortamlara gireceğimiz zaman hiç tanımadığımız insanları etkilemek için bizler yine bolca alışveriş yapmış oluyoruz, tüketim yapmış oluyoruz.

Manisa’da temiz çevre için sıkı denetim
Manisa’da temiz çevre için sıkı denetim
İçeriği Görüntüle

İnsanoğlu sürekli edinemediği şeylerin peşinden koşar. Edindiği zaman da o nesnelerin kölesi olmuş olur. Buna biz bu tüketim çılgınlığını aslında Diderot etkisi diyebiliriz. Diderot'ta bir Fransız Denis Diderot ünlü Fransız bir yazar aslında. Zamanla bir borç altına giriyor ve yüklü bir borç aslında. Ama evine giderken gelirken de sürekli vitrinde gördüğü böyle kırmızı müthiş güzellikte bir sabahlık var ve onunla alma hayalini yaşıyor sürekli. Ama fakirlik içerisinde ve büyük borç içerisinde.

Dönemin kraliçesi de onun kütüphanesini satın almak istiyor ve satın alıyor. 25 yıllık maaşını bir anda Diderot'a veriyor. Diderot'ta hemen hayal kendi kurdu. O sabahlığı alıyor. Evine gidiyor. Sonra bakıyor ki ayaklarına eski çoraplar falan. Sabahlığın altına hiç yakışmadı diyor. Önce kıyafetlerini değiştirmeye başlıyor. Sonra diyor oturduğum koltuk işte değişmesi lazım diyerek diyerek diyerek aslında birçok alışveriş yapmış oluyor. Ve yine büyük bir borç altına girmiş oluyor. Aslında biz bu alışveriş çılgınlığına, bu tüketim çılgınlığına Dıderot etkisi de denmiş oluyor. Ve gereksiz birçok harcamaya sebep olmuş oluyoruz. Geçmişte insanlar eşyalara kıymet verirken günümüzde Nurettin Topçu'nun söylediği bir cümle vardır; “Eşyalar insanlarla tanımlanırken kıymet bulurken şu an insanlar eşyalar üzerinden kıymet bulmaya başladı.”

“DOYMAK YOK AMA VAZGEÇEBİLİRİZ”

Eskilerden insanlar hep tanımlanırken ya da anlatılırken vefat etmiş bir yakınımız için şöyle ifadeler duyabiliyorduk; bir hırkası vardı. Üzerinden hiç çıkartmazdı. Veya işte bir gözlüğü vardı. Sürekli onu yamulsa da sürekli onu kullanıyordu. Ya da saati vardı, hiç yanından ayırmazdı gibi ifadeler kullanırız. Baktığımız zaman o hırka belki yamalıdır. Belki defalarca kez yırtılmıştır, dikilmiştir. Bu tarzdadır ama yine o hırkayı giymeye devam etmiştir. Ben şu an kendimi sorguladığım zaman ya da izleyenler bunu kendilerine de sorabilirler, muhasebe edebilirler. Yani bizler geride acaba bir bizim arkamızdan söyleyen olur mu? Ya şu kıyafetim vardı da hiç üzerinden çıkartmazdı. Ya da bir kullandığı bir eşyası var sürekli yanından ayırmaz diye bir şekilde beni adlandıracak bir durum yok diye düşünüyorum.

İnsanoğlunun istekleri bitmiyor maalesef. Doymak yok ama vazgeçebiliriz. Vazgeçmek vardır. Eğer güzel bir şeyi satın alacaksak öncelikle bir 5 dakika kendimize müsaade edip düşünebiliriz. Ya bu beni almazsam ne olur? Ya da olmazsa ne olur? Kendimize 5 dakika böyle müsaade edersek eminim o tüketimden de vazgeçmiş oluruz.

Yaşadığı hayatlardan mutlu olmayan insanlar var. Biraz önce dediğim gibi sürekli bir şeylerin peşinde olan insanlar var. Halbuki bizler için hayırlı olan şey bizden daha alttaki olanlara bakmaktır. Unutmayalım ki hepimizin yaşadığı hayat başkalarının hayalini kurduğu hayatlardır. O yüzden bizler elimizdekinin kıymetini bazen anlayamayabiliyoruz. Onu ne zaman anlıyoruz?

“GEÇİCİ MUTLULUKLAR YERİNE KALIN MUTLULUKLAR”

Biz bir sıkıntı anımızda ya da bir maddi büyük bir kayıp yaşadığımız zaman işte ya cenazede yas sürecinde. Bu gibi kayıplar da aslında biz elimizdeki olan şeylerin kıymetini biliyoruz. Diyoruz ki "çok şeyim varmış. Çok şeye sahipmişim ama farkında değilmişim." diyoruz. O yüzden ulaşamadıklarımızın yerine elimizde var olan şeylerin kıymetini bilmek lazım. Anı yaşam ve andaki elimizde olan şeylerin kıymetini bilerek Allah'a şükretmek lazım. Şu anda Ramazan ayı içerisindeyiz. Sağlıklıyız ve birçok maddi ve manevi şeye sahibiz. Bunlar için şükretmek lazım. Her anımız için. Yani olmayan şeylerimiz için değil ya da geçmişteki pişmanlıklarımız için değil. Andaki olan, var olan şeylerimiz için bolca Rabbimize şükür ve dua etmemiz lazım.

Şu an Ramazan ayı israfın fazla olduğu bir aydır maalesef. Mide açlığımızdan ötürü sürekli bir alışverişe olan yatkınlığımız vardır. Bunun önüne geçmek lazım. Mide açlığımız yerine zihinsel ve ruhsal doyumlar sağlamamız lazım. Geçici mutluluklar yerine aslında kalıcı mutluluklara yelken açmamız gerekiyor. Bunu da nasıl yapabiliriz?

İşte şu Ramazan ay içerisinde özellikle mesela fakirleri yardımcı olmak, onları mutlu etmek ya da bir yetimi mutlu etmek bizlere kalıcı bir mutluluk sağlar aslında. Onu hatırladıkça daha mutlu oluruz. Ya da o çocuğun mutluluğunu gördükçe Bir mutluluk sağlamış oluruz.

Şu an Ramazan ayındayız. Birçok iftarlık şeyler hazırlayabiliriz. Onu muhakkak bir komşularımıza, yakınlarımıza paylaşabiliriz ya da iftar davetleri verebiliriz. İftardan sonra artan yemekleri çöpe atmak yerine sokak hayvanlarıyla paylaşabiliriz. Onların da bizim üzerinde hakları vardır. Konuşmamıza hepimizin aşina olduğu ayetle bitirmek istiyorum, “İçiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” S.MELİS BAYRAM

Kaynak: manisameydangazetesi.com.tr