Manisa Meydan Gazetesi olarak, 'Ramazan Sohbetleri' ile evlerinize konuk olmaya devam ediyoruz. Bugün ki konumuz; ebeveynlerin çocuklara karşı olan iletişimi. Yunus Emre İlçe Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı Sayın Fatma Çinici, iletişimde sevgi ve saygın yerini anlattı. Çocuklarla iletişimde hatalara da değinin Çinici, başka biri ile kıyas yapmanın çocuğa yapılacak en büyük zulümlerden biri olduğunu ifade etti. Sevginin emek istediğini söyleyen Din Hizmetleri Uzmanı Çinici, çocuklarla güzel vakitler geçirilmesi gerektiğini belirtti.

Ebeveynlerin çocuklara olan iletişimi nasıl olmalı?
Bizler ebeveynler olarak çocuklarımıza ve tüm bireylere aslında sevgi diliyle hitap etmemiz lazım. Duygusallıkla fakirleşmiş bir dünyanın misafirleriyiz bizler şu an. Toplumda, evlerimizde, çevremizde maalesef ki iletişim ve sevgi temelli problemler görülmekte, sorunlar yaşanmakta. Gerek yaşantımızda gerek sosyal medyada gerek ekranlarda, televizyon ekranlarında bizler bunlara şahit olmaktayız. Kafası eğitilirken kalbi ihmal edilen çocuklarımız var. O çocuklarımız maalesef sevgi dilinden uzak kaldı. Çocuklarımızda ne kendilerine faydaları olabiliyor. Etrafını, ailesine, topluma da yakıp yıkmaları, değişik olumsuz davranışları sergilemeleri doğal bir sonucudur maalesef. Sevgi deli iletişimi olmadığı zaman çocuklarımızda bu tarz davranışlar sergileyebiliyorlar. Sevgi yetimi, şefkat öksüzü olarak yetişen bu çocuklar da maalesef toplumun kanayan bir yarası olmuş oluyor. Çünkü sergiledikleri davranışlar biraz önce söylediğim gibi tüm toplumu etkilemiş oluyor.. Peki bunun panzehri nedir? Bu şiddetin, bu vurdum duymazlığın, olumsuz davranışların temelinde aslında bunun panzehri sevgidir.

“SEVGİ HER ŞEYİN TEMEL TAŞIDIR”
Ebeveynler sevgi dili iletişimini nasıl kullanmalılar?
Sevgi ve bizler yaşamımızın her döneminde ihtiyaç duyuyoruz. Şu an ekranlara baktığımız zaman ya da çevremizde gördüğümüz zaman bir olumsuzluk karşısında neden diye sorduğumuz zaman sevilmeye ihtiyacım vardı. İşte hiç sevilmedim. Sevgiye ihtiyaç duyduğumdan dolayı bu davranışı sergiledim diye bir savunma yapan insanları görüyoruz. Bunun temeline baktığımızda ruhsal bir açlık görmüş oluyoruz. Sevgili ne kadar kıymetli, değerli olduğunu bizler görmüş oluyoruz. Güçlü aile yapısı, sağlıklı bir toplum temel taşı da aslında sevgi dili iletişimidir.
Sevgi olmadığı müddetçe bir şeyleri katetmemiz, yol almamız imkansızdır. Sevgi her şeyin temel taşıdır. İşte Yunus Emre'nin söylediği bir söz vardır; “Sevgi gelince tüm eksiklikler biter.” Allah'ın bir lütfudur aslında sevgi. Bir nimet olarak bakmalıyız. Sevgi dilinin de çocuklarımıza ve diğer bireylere tüm lehçelerini kullanmamız lazım. Bu lehçelerden çoğu aslında sevgi dilinin tüm iletişim yollarını değerlendirmek lazım. Yani bir yolla ulaşamadığımıza başka bir lehçe, başka bir yol bulmamız lazım.
Çocuklarımız güzel davranışlar sergilediği zaman biz onları sürekli onaylar pozisyonundayız ya da güzel cümleler kullanıyoruz. Fakat bu davranışlar gerçekleşmediği zaman bizler güzel söylemlerden uzak kalıyoruz. Çocuklarımıza bu şekilde sevgi dilinden farklı eleştirel bir dil kullanıyoruz. Bu durumda çocuğa ne yapmış oluyoruz aslında? Biz nasıl bir iletişim, nasıl bir algı oluşturmuş oluyoruz? Takasa dayalı bir sevgi aslında, ticarete dayalı bir sevgi. Eğer ben annemin, babamın dediği, sevdiği şeyleri yaptığım zaman demek ki annem, babamla ben sevgi alacağım. Yapmadığım zaman davranmayacaklar. Bu bir ticaret değil midir aslında? Bu çocuklarımızın hak ettiği bir durum değildir. Çocuklarımızı bizler kuşkusuz karşılıksız sevmemiz lazım. Koşulsuz, şartsız.
Çocuklarımıza bolca takdir ve onay cümleleri ne zaman kullanıyoruz biz? İlk aşamalarda aslında bebekken böyle yürümeye başladığı zaman işte böyle emeklemeye başladığı zaman sürekli biz takdir ve onay cümleleri kullanırız. Sonra konuşmaya başladığı zaman yaş ilerledikçe ve zaman ilerledikçe bizler çocuklarımıza takdir ve onay cümleleri kullanmayı bırakıyoruz. Onun yerine sürekli böyle eleştirel bir cümle kullanmaya başlıyoruz. İşte bu onay ve takdir cümlelerinde olmaması demek sevgi dilinden uzaklaştığımızın bir göstergesi olmuş oluyor.
Çocuklarımızı olumlu davranışların kalıcı davranışlar haline dönmesi için sevgi dilinin olması şarttır. Bir de şöyle bir şey var. Kelimenin büyüsü, kelimenin gücü gerçekten bu inkar edilemez. Sürekli söylenen, olumlu da olsa, olumsuz da olsa söylenen cümleden çocuğa yapışıyor ve o çocuk sanki kabul etmişçesine o davranışı sergilemeye devam ediyor. Evet, kullandığımız olumsuz cümleler çocuğun üzerine yapışmış oluyor ve çocuk olumsuz davranışları tekrar etmeye devam ediyor. Bizler çocuklarımızın eşitsiz ve biricik olduğunu unutmamamız lazım. Her çocuk kendine has, özgü davranışlar sergiler. Oysa bizler ne yapıyoruz? Çocuklarımızı sürekli başkalarıyla kıyaslıyoruz
“BİR ÇOCUĞA YAPILABİLECEK EN BÜYÜK ZULÜMLERDEN BİRİDİR”
Kıyastan da bahsettiniz. Ailelerimiz çocukları neden başkalarıyla kıyaslama gereği diyorlar? Neden kıyas yaparlar?
Bir kere şunu söylemek lazım. Kıyas bir çocuğa yapılabilecek en büyük zulümlerden biridir. Çocuğa şu mesajı veriyoruz: “Ben seni olduğun gibi kabul etmiyorum. Sen illaki benim istediğim kalıba gir demektir.” Bu ona zulümdür, bir işkencedir. Çocuk anne babanın istediği kalıba girmeye çalışır. Anne baba isteği yerine gelmeyince çocuğa farklı davranmaya başlar. Maalesef sevgi dili yerine tamamen bir iletişim kopukluğuna neden olmuş oluruz ve anne babalar çocuklardan çocuklar da anne babalarından uzaklaşmış olurlar. Çocuklarımıza her şartta ben seni olduğun gibi kabul ediyorum demek lazım. Bazen de bu kıyas kötü niyetle yapılmıyor. Anne baba çocuklarını güya motive etmek için yapıyor. Bir hedef göstermeye çalışıyorlar aslında çocuğa ama bu böyle değildir. Çocuğun içerisinde kendine has bir potansiyeli vardır. Anne babanın üzerine düşen şey o potansiyeli o cevheri çocuğundan bulup çıkartmaktır.

“SEVGİ EMEK İSTER “
Nitelikli zaman derken tam olarak neyi kastediyorsun? Nitelikli zaman nedir?
Nitelikli zaman çocukla, anne babanın güzel, verimli zamanlar geçirmesidir. Özellikle oyun çağındaki olan bir çocuk için oyun oynamak; hava almak, nefes almak, yemek yemek kadar kıymetlidir. Oyun çağındaki çocuklarımızla oyun oynayarak vakit geçirmek, diğer büyük bireylerimizle onun kendi alanlarına girebilecek şekilde ortak vakitler geçirebilmektir. Sevgi emek ister. Çocuklarımızla güzel vakitler geçirmek lazım.
“ZAMAN HIRSIZLARINA KARŞI TEMKİNLİ OLMAK LAZIM “
Günümüzün kahramanları kim diye soracak olursanız aile ortamların televizyon ve internete esir etmeyen, ailesini sıcak yuvasını koruyup kollayan, çocuklarına bunu hissettiren anne ve babalar günümüzün en büyük kahramanlarıdır. Zaman hırsızlarına karşı temkinli olmak lazım. Buradan zaman hırsızlığı derken biraz önce söylediğimiz gibi telefonlar, televizyonlar, özellikle şu an sosyal medya. Onlara çok fazla vakit ayırarak çocuklarımızı ayıracağımız vakitleri o şekilde değerlendirmemek lazım. Zaman hırsızlarına karşı temkinli olmak lazım. Çocuklarda eğer stres ve olumsuz davranışlar bizler görüyorsa bu davranış dilidir aslında. Çocuklar olumsuz davranışlar yapıyorsa bu şu demek istiyor aslında benimle ilgilen bana zaman ayır demektir. O yüzden çocuklarımızla güzel vakitler geçirmek lazım.
Fiziksel temas şart mı yoksa sadece sevgi dili yeterli mi çocuklarla iletişim kurmak için?
Bununla ilgili aslında fazla deneyler yapılmıştır. En bilinen iki tanesini söylemek istiyorum size. Bebekler iki gruba ayrılıyor. Birincisi gruba fiziksel ihtiyaçları karşılanıyor sadece. Diğer bebeklere aynı işlem yapılıyor ama fazlası olarak da çocuklar ağladığı zaman kucaklanıyor, şefkat gösteriliyor, ilgileniliyor. Bir vakit sonra aynı ortamda yaşamalarına rağmen sadece fiziksel ihtiyaçları karşılanan bebeklerde ölümler gerçekleşmeye başlıyor. Yani günümüz dünyasında evet bir sürü açlıktan tabii ki ölen çocuklarımız var. Bunlar bizim kanayan yaramız aslında. Ama şunu unutmamamız lazım. Ruhsal açlıktan da ölen çocuklarımız var ya da toplumda kaybolan çocuklarımız var maalesef.
“SADECE KONUŞMAK YETMİYOR BAZEN”
Diğer bir deney de şudur. Hayvanlar üzerinde yapılmış bir deneydir bu da. Bir yavruya iki tane temsil anne veriliyor. Bu temsil anneler biri telden yapılmış bir anne modeli. Diğeri de sıcak böyle yumuşak havludan yapılmış bir anne modeli. Sıcak havludan yapılmış anne modeline hiçbir beslenme verilmiyor ama telden yapılmış anne modeline bir tane biberon yapıştırıyorlar. Yavru tüm gün havludan yapılmış anne modelinin üzerinde vakit geçirir. Sadece çok aşırı derecede açlık hissettiğinde tel modelindeki anneye gidip biberonundan sütünü içip hemen yine diğer anne modeline gidiyor. Bizler buradan şunu anlıyoruz; o şefkatin o fiziksel temasın ne kadar kıymetli olduğunu, o yumuşaklığı anne babalardan çocukların almak istediğini. Evet konuşmak da güzeldir. Sevgi dili de güzeldir ama sadece konuşmak yetmiyor bazen. O yüzden sevgi dilinde iletişim kurarken sadece cümlelerle değil de fiziksel temasta şarttır diyoruz. Nitekim Peygamber Efendimizin hayatına baktığımız zaman da o da kendi evlatlarını sarılıp kucaklamıştır. Torunlarıyla bolca vakitler geçirmiştir. Sırtını almıştır. Bunlarla beraber çocuklarımız inşallah mutlu bir neslin devamı olmuş olacak. Mutlu çocuklar, mutlu gelecek demektir.
“GÖNÜL GÖZÜN BAKTIĞI YERDEDİR”
Etkin şekilde dinleme dediniz, etkin şekilde dinleme nasıl olmalı?
Çocuklarımız için de "Etkin dinleme" demek çocuklarımızın yüzüne bakmak demek. Tamamen vücut olarak ona dönmek demektir. Gözlerimiz ekranlarda çocuğu dinliyormuş gibi yapmak çocukların biz farkında olmadığını zannederiz. Bazen meşgul olduğumuzda dinliyormuş gibi yapmaktansa meşgulüm sonra dinleyeceğim seni ya da şu saatte görüşelim. Şu an uygun değilim demek dinliyormuş gibi davranılmasından daha iyi. Gönül, gözün baktığı yerdedir. Eğer bizim gözlerimiz ekranlarda olursa çocuğumuza gönül gözüyle bakmamış oluruz. Aslında gönlümüzde çocuklarımıza yönelmemiş oluruz. O yüzden etkin dinleme demek çocuklarımıza yüzümüzü dönük bir şekilde gerçekten dinleyerek ve onların sorularına cevap vererek dinlemektir diyoruz.
Çocuklarımızla nasıl bir iletişim kurarsak, aynı ailede sergilediği iletişimi dışarıda sergileyecekler. Ne kadar olumlu, güzel örnekler verebilirsek o da hayatında güzel örneklerle devam edecektir. Hani iş yerlerine gidiyoruz, birçok yerlere gidiyoruz. Bizi hep sert dille karşılayan insanlar olabiliyor. Diyoruz ki; bir sürü insanla uğraşıyor ama keşke güzel bir şekilde söylese diyoruz. İşte temele baktığımız zaman yine de ailede, aileden kaynaklı. Eğer çocuk yumuşak bir şekilde sevgi diliyle yetiştirilmişse muhakkak ilerleyen zamanda da bu görülecektir. Bizler çocuklarımızın yüreklerine ne ekersek onu biçeceğiz.
Çocuklarımıza kalpten kalbe giden bir gönül bağı, bir dostluk kurmamız lazım. Şu an Ramazan ayı rahmet ve merhamet ayındayız. Eğer şu zamana kadar bu şekilde davranamayan anne babalarımız varsa Ramazan ayını bir milat olarak kabul edelim. Ramazan ayı biliyorsunuz oruç tuttuğumuz için sabrımızın böyle tükendiği zamanlardır aslında. İftar sofrasında çocuklarımıza "Ona dokunma, buna yapma, şunu etme" demek ya da eşlere karşı işte "Şunu niye almadın? Bunu niye getirmedin? Bunu niye yapmadın?" ifadeleri aslında çocuklarımızı Ramazan ayından uzaklaştıran, uzaklaşmasına sebep olan şeylerdir. Halbuki bizler çocuklarımıza örnek olmamız lazım. Ramazan ayını çok daha güzel hatırlamaları gerek. Bunun için daha bir merhamet, şefkat yumağı olmamız lazım. Bu zamanda çok daha fazla anlayışlı olmamız lazım. Çok daha iyi olalım ki çocuklarımız geriye dönüp baktığı zaman Ramazan ayı geliyor, annem babam çok güler yüzlü olacak, çok daha sabırlı olacak, şefkatli olacak imajı oluşturmak lazım. Diğer günlerde tabii ki sevgi dilinin ailede hakim olması lazım. Ama ailede her zaman için diyoruz ki sevgi şarttır. S. MELİS BAYRAM




