Memo Memet Memleket nasıl bir düşünsel ve toplumsal ihtiyaçtan doğdu diyen Ali Gültekin;

“Her edebi metnin arkasında yalnızca bireysel bir duyarlılık değil, aynı zamanda tarihsel ve toplumsal bir gerilim bulunur. Memo Memet Memleket, bireysel hafızayla kolektif hafızanın kesişim noktasında ortaya çıktı. Romanın çıkış noktası, bu topraklarda uzun süre bastırılmış, görünmez kılınmış ve sıradanlaştırılmış hayatların edebiyat yoluyla yeniden görünür kılınması ihtiyacıdır.

Memo ve Memet, tekil karakterler olmanın ötesinde, Türkiye’nin kır ve kent yoksulluğu içinde büyüyen çocuklarının simgesel temsilleridir. Bu anlamda roman, bireysel kaderlerin değil; yapısal eşitsizliklerin ve tarihsel sürekliliklerin anlatısıdır” dedi.

Yazar Gültekin, Romanın mekan kurgusu ve karakter inşası hakkında ise; “benim yazarlığımda saha gözlemi yalnızca bir ilham kaynağı değil, aynı zamanda bir yazma yöntemidir. Köy, kasaba ve yoksul mahalleler; toplumsal gerçekliğin en çıplak biçimde gözlemlenebildiği alanlardır.

Bu mekânlar, Pierre Bourdieu’nün ifadesiyle “habitus”un somutlaştığı yerlerdir. Karakterlerin dili, beden kullanımı, sessizlikleri ve tepkileri; bu mekânsal ve sınıfsal koşullar içinde şekillenir. Memo Memet Memleket’te mekân, pasif bir arka plan değil; anlatının kurucu unsurlarından biridir” ifadelerini kullandı.

Roman, okuru edilgen bir alıcı konumuna yerleştirmeyi reddeder diyen Gültekin; “okur, kendi gündelik hayatında fark etmediği ya da bilinçli olarak görmezden geldiği toplumsal öznelerle karşılaşır.

Bu bağlamda metin, etik bir yüzleşme alanı açar:

– Yoksulluk nasıl doğallaştırılır?

– Merhamet hangi koşullarda aşınır?

– Toplumsal değişim kimlerden başlar?

Roman, dönüşümün yalnızca sistem ilişkileri üzerinden değil, kırılgan hayatlar üzerinden de mümkün olabileceğini gösterir” dedi.

Gültekin; “Güleser Bulut’un çizgileri, romanın estetik ve etik dünyasıyla örtüşen bir yalınlık taşıyor. Görsel anlatı, metnin anlamını açıklamak yerine onunla birlikte düşünmeye davet ediyor. Bu bağlamda kapak, Gérard Genette’in tanımıyla bir “paratekst” olarak işlev görüyor; okuru metne hazırlayan, ama onu sınırlamayan bir eşik oluşturuyor.”

Abluka ve Memo Memet Memleket için yapılan sinema uyarlaması değerlendirmelerini nasıl konumlandırıyorsunuz? Sorusuna ise; “abluka, 12 Eylül 1980 sürecini; zorunlu göçleri, mülteci deneyimlerini ve politik travmaları bütünlüklü biçimde ele alan nadir metinlerden biridir. Hatta bu tarihsel kesiti bu derinlikte ele alan tek roman olduğunu söylemek mümkündür.

Türkiye gündeminde sinama veya dizi senaryosuna uyarlama süreçlerinde metnin politik ve etik omurgasının zedelenmesi riskini gördüm. Bu nedenle yapım şirketleriyle uzlaşma sağlanamadı. Görüşmeler devam ediyor.

Memo Memet Memleket için ise henüz doğrudan bir uyarlama teklifi yok. Buna karşın, her iki romanın da çok katmanlı anlatı yapısı, dizi ve sinema uyarlamaları için güçlü bir potansiyel barındırıyor” dedi.

Son olarak, edebiyatın toplumsal işlevi bağlamında ise şu ifadeleri kullandı;“Ben edebiyatı, yazarı güçlendiren bir vitrin olarak değil; okuru güçlendiren bir düşünsel alan olarak görüyorum. Bir roman, okuru yalnızca duygulandırmamalı; onu sorgulamaya, araştırmaya ve tarihsel bilinç geliştirmeye yönlendirmelidir.

Eserler; farklılıklarla birlikte yaşama kültürünü, ortak değerler etrafında buluşmayı ve toplumsal sorumluluk bilincini güçlendirmelidir. Yazarın adı değil; eserin bıraktığı iz kalıcı olmalıdır.

Memo Memet Memleket, Türkiye’nin toplumsal hafızasına temas eden; bireysel dönüşüm ile toplumsal değişim arasındaki ilişkiyi görünür kılan bir roman olarak, Siyah Beyaz Yayınları etiketiyle okurla buluşmaktadır. Eser, edebiyatın etik, politik ve estetik imkânlarını bir arada düşünmeye davet eder.”

Dünyadan Türkiye'ye Büyük Gurur: Dünyanın En İyi 100 Yemek Şehrinde 3 Türk Kenti
Dünyadan Türkiye'ye Büyük Gurur: Dünyanın En İyi 100 Yemek Şehrinde 3 Türk Kenti
İçeriği Görüntüle

Kaynak: MANİSAMEYDANGAZETESİ