Manisa Meydan Gazetesi olarak, evlerinizi 'Ramazan Sohbetleri' ile konuk olmaya devam ediyoruz. Bugün ki konumuz; namaz. Yunus Emre İlçe Vaizi Harun Karadağ, İslam’da namazın önemine değindi.
İslam'da namaz neden bu kadar önemli ve namaz neden dinin direği olarak ifade ediliyor?
İslam dininde namaz niçin bu kadar önemli? Çünkü İslamiyet'in beş şartı var. İlki zaten kelime-i Şahadet getirmek. Yani Müslüman olmak. Kelime-i şahadet getirmek demek nedir? ‘Eşhedü en lâ ilâhe illallah’ Ben şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. ‘Ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh’ Ve ben yine şehadet ederim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir. Bu zaten tabiri caizse Rabbimiz katında muhatap olunabilmek için bir kayıt belgesi gibi bir şey. Kaydımızı yaptırdıktan sonra nasıl ki imtihana giriyoruz artık imtihana girdikten sonra orada soruları ne kadar doğru cevapladık, ne kadar yanlış cevapladık. Buna göre bir puan hesaplanıyor. Ama kaydımızı yaptırmadan daha giriş yapamıyoruz. İşte tabiri caizse kelime-i şehadet getirmek Rabbimize karşı bir kulluk başvurusunda bulunmak. Ya Rabb'im ben sana kul olmaya başvuruda bulunuyorum. Kul olacağım. Bu başvuruyu bir yaptık. Nasıl ki O sınavda başvurumuzu yaptıktan sonra boş durmuyoruz. Çalışıyoruz. Bunun gibi de kelime-i Şehadet ’de biz bu başvuruyu resmi olarak yaptık. Daha sonra ne oluyor? Ardından Rabbimiz diyor ki hemen ardından ikinci şart nedir? Namaz kılmak. Daha sonra oruç tutmak. Sonra ise zekat vermek ve hacca gitmek ki Peygamber Efendimiz bunları, “İslam beş temel üzerine bina edilir” diye özetler. Bir binanın nasıl ki temellerinde kolonları vardır ve o kolonlar üzerinde o bina durursa, temel varsa. Bunun gibi de İslamiyet bu beş temel üzerine kurulmuş. Bunlardan biri olmadığı zaman nasıl ki o bina ayakta durmuyorsa bunun gibi İslamiyet’in beş şartından biri olan namaz da nedir? Namaz dinin direğidir. İşte bu temel olduğundan dolayı olmazsa olmazlar arasında olduğundan dolayı kulun Rabb'i ile devamlı irtibatını sağlayan bir ibadet olduğundan dolayı kelime-i şehadetin hemen ardından ikinci sırayı Rabb'imiz ne yapmış? Namaza vermiş. Diğer ibadetler böyle değildir. Mesela bir oruç ibadetini düşünecek olursak şimdi Ramazan-ı Şerif ayındayız. Ramazan-ı Şerif ayı bittikten sonra 11 ay oruç yok. Dileyen tutabilir. Ama tutmayana da niçin sen tutma diyemeyiz. Çünkü farz ilahı. Nafileler tabii ki elbette çok büyük sevaplar getirir insana. Allah katında derecesinin yükselmesi için mesela Ramazan-ı Şerif ayından sonra Şevval orucu vardır. Muharrem ayında tutulan oruç vardır. İşte her ayın 13'ü, 14'ü, 15'i eyyam-ı biz denen, işte dolunay günlerinde tutulan oruçlar, pazartesi, perşembe oruçlar ama bunlar en nihayetinde farz değildir.
“İNSANIN RABB'İYLE İRTİBATINI SAĞLAYAN EN ÖNEMLİ İBADETTİR”
Bunlar nafile oruçlar ama işte Ramazan-ı Şerif ayı farz. O ayda oruç var. Ama en nihayetinde 365 gün değil. Sadece Ramazan ayında. Ama kulun Rabb'iyle devamlı irtibatını sağlayan ibadet ne oluyor o halde? Bir tek namaz kalıyor. Kelime-i Şehadet zaten Müslüman olmanın şartıydı ilk giriş belgesi gibi bir durum. Ondan sonra hemen ne geliyor ardından? Namaz geliyor. Çünkü o insanın ergenlik çağına girdikten sonra ölünceye kadar terk edemeyeceği bir ibadet. Çünkü Rabb'imiz de buyuruyor, “Sana ölüm gelinceye kadar ibadet et.” Namaz 365 gün boyunca günde 5 vakit mazereti olmayan. Peki mazeret nedir? İnsanın baygınlık geçirmesi, kendisinde olamaması veyahut da kadınların özel durumlarında. Bunların haricinde kulun üzerinden hiçbir zaman düşmeyen bir ibadet. Yani ayakta duramayan için Rabbimiz oturarak, oturmaya gücü yetmeyen için yatarak bile böyle bir imkan vermiş ama yine de sen ey kulum artık bir seviyeye geldin. Bundan sonra da namaz kılmana gerek yok dememiş. Dolayısıyla ölünceye kadar bu ibadet insanın Rabb'iyle irtibatını sağlayan en önemli ibadettir. Rabb'iyle gün içerisinde irtibatını sağladığı, tabiri caizse bir görüşme. Yani o anda biz Rabb'imizin huzuruna çıkıyoruz. Alemlerin Rabb'inin huzuruna. Bunu da düşündüğümüz zaman aslında çok büyük bir mükafat, çok büyük bir şeref, huzura kabul edebilmek. Yücesi olan her şeyi yaratan alemlerin Rabb'i olan Allah Teala bizi huzuruna kabul ediyor. Bizi muhatap alıyor. Bize değer veriyor. İşte bu değer verildiği an nedir? Namazdır. Namazı kılmadığı zaman bir insan ne oluyor? Bu değeri ikinci plana atmış, bunu görmezlikten gelmiş oluyor. Dolayısıyla yine kaybeden kendisi olmuş oluyor.
Bundan dolayı namaz ibadeti kulun devamlı bir şekilde Rabb'iyle irtibatını sağladığı için, günde beş vakit 365 gün boyunca Rabb'iyle buluşması olduğu için,manevi olarak değer kazanmasına vesile olan ibadet olduğu için bütün ibadetler içerisinde ilk sırada geliyor.
Namazın insan hayatına ve ahlakına etkileri nelerdir? Namaz kılmak bize nasıl etkiler?
İbadetlerin en önemli boyutu insana bazı gelişmeler kazandırması ahlaki olarak. Şimdi namaz kılıyor ama bir kötülük yapıyor. Namaz kılıyor ama işte şunu yapıyor. İşte zikir etmek istemiyorum. Birçok kötülük var, suç var, günah var. Bunları yapıyor.
Aslında namaz kıldığı halde bunları yapıyorsa o namaz aslında tam bir namaz değil. Huşu ile kendisini Rabb'ine tam vererek, kimin huzurunda olduğunu bilerek kılınan bir namaz değil. Tıpkı işte bir çocuğun çok önemli bir kişinin huzurunda olmayacak hareketler yapması gibi. Aslında karşısındaki insan çok önemli. Çok rütbeli bir insan, önemli bir mevkide bir insan ama o çocuk sonuçta bilmez. Bundan dolayı bilmediğinden dolayı hatalar işleyebilir. Rabb'ine karşı hatalar işleyen insanlar da zaten bilmediklerinden dolayı bunları yapıyorlar. Bunun tam zıttını düşünecek olursak en büyük saygıyı da alimler gösteriyor. Allah'ı en çok bilenler ki bunların başında Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu vesselam geliyor. Allah'tan en çok korkan, bundan dolayı sabahlara kadar ayakları şişinceye kadar nafile ibadetlerle de kulluk hayatını süsleyen bir insan. Rabbimiz de Kur'an-ı Kerim'de diyor ki:" Allah'tan ancak alimler hakkı bile korkar.” Onlar Allah'ı en iyi tanıyorlar. Onun ne kadar sonsuz bir güç ve kudret sahibi olduğunu bildiklerinden dolayı, kimin huzuruna çıktıklarını en iyi bildiklerinden dolayı, namaza da en çok ehemmiyeti gösteren ve bu konuda en çok titiz davrananlar da onlar. Bundan dolayı bir kul namaz kıldığı zaman hayatında bazı değişimler olması gerekiyor. Rabbimiz de zaten Kur'an-ı Kerim'de ne buyuruyor? “Muhakkak ki namaz İnsanı kötülüklerden ve hayasızlıklardan alıkoyar” diyor. Demek ki gerçek manada namaz hakkı verilerek kılınan namaz; insanın hayatına akseden yansıyan namaz böyle olması gerekiyor. İnsanı kötülüklerden ve yanlışlardan düzeltmesi gerekiyor. Tabii bu şu anlama gelmiyor. Biz günah işliyoruz. O halde namaz kılmayalım. Bu namaz, namaz değil. Bu anlamı da aklımıza getirmeyelim.
Yani gerçek manada dört dörtlük namaz Rabbimiz'in tam razı olacağı bir namaz bu şekilde olmalı. İnsanı günahlardan alabildiğince mümkün mertebe uzaklaştırmalı. Zaten insanoğlu melek olarak yaratılmamış. Mutlaka günah işleyecek. Ama bu günahlar içerisinde bizim büyük günahlardan kaçınmamız daha öncelikli olarak dikkat etmemiz gereken bir husus.
“BEŞ VAKİT NAMAZ GÜNLÜK MANEVİ TEMİZLİK”
Zira Peygamber Efendimiz zaten kılınan beş vakit namazın aradaki o küçük günahları sildiğini, kul tövbe etmese bile bunların otomatikman bu beş vakit namazla silindiğini ifade ediyor. Ama bizim esas kaçınmamız gereken, daha çok dikkat etmemiz gereken, tabiri caizse Rabbimiz'in kırmızı çizgisi olan hususları nelerdir? Büyük günahlar. Bununla ilgili olarak Rabbimiz Nisa suresi 31. ayette şöyle buyuruyor. “Size yasak kıldığımız büyük günahlardan kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı zaten biz örteriz” buyuruyor. Kıldığımız namazlar ile cuma namazları bir haftalık manevi bir temizlik oluyor. Beş vakit namaz günlük manevi temizlik. Peygamber Efendimiz hadislerde Ramazan-ı Şerif ayını da zikrediyor. Onun da senelik bir manevi temizlik olduğunu, 11 ay boyunca kişinin kirlenen ruhunun, kalbinin bu manevi temizlikle tabiri caizse bir yıkanmadan geçtiğini, dezenfekte edildiğini manevi olarak bizlere ifade ediyor.
O halde kıldığımız namazın ne kadar doğru olduğu yani ne kadar kaliteli olduğu ne kadar huşu içerisinde olduğunu anlamak istiyorsak biz ne kadar günahlardan kaçınıyoruz, ne kadar çok Rabbimize saygısızlık yapmaktan korkuyoruz bunu düşünmemiz lazım.
“NAMAZIN ESAS GAYESİ KİŞİYİ AHLAKİ OLARAK GELİŞTİRMEK”
Burada oranımız yüksekse, günahlardan kaçınma oranı ve ibadetlere olan şevkimiz, arzumuz, isteğimiz fazlaysa demek ki biz doğru yoldayız. Ama bunun haricinde bu olmuyorsa, namaza başladık, kıldık ama bununla beraber birçok günahı da işliyorsak. Gıybet, dedikodu, yalan birçok günah var. Bunları da yapıyorsak demek ki namazımızda bazı eksiklikler var. Dolayısıyla namazın esas gayesi nedir? Kişiyi ahlaki olarak geliştirmek. Bütün ibadetlerde de zaten bu böyledir. Oruçta da mesela nedir? İnsanın sabrını geliştirmek.
“KİMİN HUZURUNA KABUL EDİLDİĞİMİZİ DÜŞÜNMESİ LAZIM”
Namaz kılıyorum ama düzenli olarak yerine getiremiyorum. İşte sabah namazına kalkamıyorum ya da yatsıyı kılamıyorum, yorgun oluyorum gibi. Namaz kılmak isteyen vatandaşlara namaz bilincini kazanmak için neler tavsiye edersiniz?
Namaz bilincini kazanabilmek için az önce de ifade ettiğimiz gibi kimin huzuruna kabul edildiğini insanın bir düşünmesi lazım. Alemlerin Rabb'i olan Allah'ın kendisini devamlı bir şekilde davet ettiğini günde beş vakit ezanlar nedir? Hepsi Hayya saleh diyor mesela ezanın içerisinde. Nedir manası? Haydin Salaha. Yani nedir o? Namaza. Hayya alel fela haydi kurtuluşa. Yani Rabbimiz devamlı bir şekilde davet ediyor. Ölünceye kadar bu davet devam ediyor. Namaza davet, kurtuluşa davet, işte İslamiyet'in emirleri nedir? Zaten insanın hep kurtulmasını sağlayacak olan hususlardır. Bunları düşündüğü zaman insanın namaz konusundaki gayreti daha da ne olacaktır? Fazla olacaktır ve namaz kılmadığı zaman başına neler geleceğini düşündüğü zaman işte cehennemin bilgilerini öğrendiği zaman oradaki azabın dehşetini, büyüklüğünü ne kadar dehşetli bir yer olduğunu ve bununla beraber vaat edilen namaz kılan insanlara, takva sahibi kullara, Allah'ın razı olduğu o Müslümanlara vaat edilen cennetini düşündüğü zaman işte bu durumda da diyecek ki ya bir saat, 24 saatin bir saatini vermek çok akıllıca diyecek. Rabbimiz isteseydi 24 saatin hepsini ne yapabilirdi? Devamlı bir şekilde kulluk üzerinde görmek isteyebilirdi bizi. Ama böyle bir istekte bulunmamış. Sadece bir saatimizi Rabbimize vermemizi istemiş. Ve bunun neticesinde de sonsuz bir hayat, ebedi bir hayatın çok güzel olacağını ve orada cennet ve nimetlerinin inananları Beklediğini ifade etmiş. Dolayısıyla tefekkür etmek ve bundan dolayı tefekkür etmek birçok nafile ibadetten dahi nedir? Üstündür. İslamiyet'te böyledir. Düşünmek. Tefekkür nedir? Rabbimiz Yüceliğini, gücünü, kuvvetini düşünmek, işte aleme bakmak, dünyaya, kainata bakmak ve bunları düşündüğü zaman insanın ne yapması?. Ya Rabbi seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, seni tesbih ederim. Dolayısıyla insan karşısındaki zatın ne kadar büyük olduğunu bilirse onunla işte diyaloğunda, ilişkilerinde daha çok dikkatli olur.
Çok önemli bir zat. Ona karşı bir kusur işlemeyeyim. Ona saygıda kusur etmeyeyim. Zira onun çok iyiliğini gördüm. Bana çok faydası dokundu. Deyip normal bir insana karşı bile böyle davranır insan. Ki alemlerin Rabbi olan Allah. Kur'an-ı Kerim'de kendisini nasıl ifade ediyor? “O size istediğiniz her şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız” Yani hangi birini zikredelim ki aldığımız bir nefes verdiğimiz bir nefes burada bile bir iki nimet var. Nefesi alamazsak ölürüz. Aldığımız nefesi veremez veremez isek yine ölürüz.
Yememiz, içmemiz yani şu an yaptığımız konuşma esnasında bile vücudumuzdan çalışan trilyonlarca hücre her hücrenin ayrı bir parçası bununla beraber kainat muntazam bir şekilde işliyor. Hepsi görüyoruz ki bizim için yaratılmış belli. Ve bunları düşündüğü zaman insan bunun ne kadar müthiş bir şey olduğunu anlar.
Secdeye kapanır veya Rabbi sen her şeye kadirsin. En büyük sensin yani Allahu Ekber der ve namazları kılma konusunda da hiçbir zaman ne yapmaz. Bu konuda gevşeklik göstermez. Bu namaz kılmakta zaten ona hiçbir şekilde zor gelmez. Bugün yine bizlerle çok değerli bir sohbet gerçekleştirdiniz.




