YAŞAM

Ailede Sevgi İnşası

Ramazan Sohbetleri’nin bugünkü konusu: ailede sevgi inşası. Yunusemre İlçe Müftülüğü Vaizi Aişe Avcı İnci, Kur’an ve Peygamber Efendimizin (s.a.v) hayatından örneklerle eşler arasındaki sevgiyi anlattı.

Ramazan ayı kapsamında gerçekleştirildiğimiz Ramazan Sohbetleri programında bugün “Ailede Sevgi İnşası” konusu ele alındı. Programda konuşan Yunusemre İlçe Müftülüğü Vaizi Aişe Avcı İnci, Kur’an-ı Kerim’in aileyi, huzurun merkezi olarak tanımladığını ve aile içi sevginin “meveddet” ve “rahmet” kavramlarıyla ifade edildiğini söyledi.

Kur'an-ı Kerim ailede sevgiye dair bize neden?

Kur'an-ı Kerim Rum Suresi 21. ayet-i Kerimede aile, huzurun merkezi ve Allah'ın varlığının delillerinden birisi olarak bize tanıtır ve aile içerisindeki sevgiyi meveddet ve rahmet kavramlarıyla bize anlatır. Şimdi meveddet ve rahmet kavramları üzerinde biraz duralım dilersen. Meveddet; yakınlaşma, kaynaşma anlamındadır. Baktığımız zaman aşka göre daha makul bir sevgi, muhabbete göre daha derin, daha köklü bir sevgiyi ifade eder ve Allah'ın kullarını çok seven anlamına gelen El Vedud isminin de yeryüzündeki tecellisi de yansımasıdır.

Bir diğer kavram ise rahmet kavramı. Rahmet merhameti, şefkati, esirgemeyi, korumayı anlatan bir kavramdır. Allah Teala'nın Er-Rahman, Er-Rahim; kullarını seven, esirgeyen, bağışlayan anlamındaki isimlerinin yeryüzündeki tecellisidir.

Bakara suresinde yine bu rahmeti, merhameti, şefkati anlatmak üzere ifade üzere elbise metaforu işlenmiştir. Buyurulmaktadır ki “Onlar sizin için elbisedir. Siz de onlar için elbisesiniz.” Yani hanım bey için, bey de hanım için birer elbisedir. Peki elbise ne demektir? Bunun üzerine biraz düşünmemiz gerekiyor zannedersem. Elbisenin görevi nedir? Öncelikle korumaktır. Yazın sıcaktan, kışın soğuktan bizi korur. Eşler de aynı şekilde birbirlerini haramdan, günahtan, kötülükten korurlar yahut korumalıdırlar. Elbisenin bir diğer görevi mahrem yerleri örter. Aynı şekilde eşler de birbirlerinin hatalarını, kusurlarını, ayıplarını örtücüdürler yahut örtmelidirler.

“Eşlerin Kulluk Bilincine Sahip Olmaları Gerekir”

Elbisenin bir diğer özelliği süsler, düzenler. Eşlerin sosyal hayat içerisindeki konumları, saygınlıkları yine birbirlerine bağlıdır diyebiliriz. Yine az önce belirtmiştik. demiştik ki meveddet kelimesi Allah'ın Vedud isminin yansımasıdır. Rahmet kelimesi Allah'ın Rahman ve Rahim isimlerinin yansımasıdır. Madem ki aile Allah'ın bu isimlerinin, yansıdığı yerdir. O halde ailede sevginin inşasına o sevginin kaynağıyla iletişimi sağlam tutarak başlamak gerekir. Ne demek oluyor bu? Kulluk bilinci, kulluk bilincine sahip olması gerekir eşlerin. Kulluk bilincine sahip olduğu zaman eşler birbirleri üzerinde sahiplik iddia etmezler. Haşa tanrılık iddia etmezler. Nedir? İkimiz de kuluz, birbirimize Allah'ın emanetiyiz ve ikimizin de sahibi var. O da bizim Rabbimiz olan Allah'tır. Yaklaşımında bulunurlar. Böyle bir ailede şiddet, hakaret, kötü muamelede bulunmaz.

Peygamberimizin hayatına baktığımızda ailede sevgiye dair neler görüyoruz?

Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam öncelikle çok sevgi dolu bir insandı. Hatta şöyle anlatılır. Derler ki: "Ashabından, arkadaşlarından kime sorulsa Allah Resulü en çok kimi seviyor?" diye beni cevabını. Beni alırdı. Sevgi, çok seven ve sevgisini de belli eden bir insan. Aynı sevgiyi biz eşlerine de yansıttığını, belli ettiğini görüyoruz. Allah Resulü (s.av) buyuruyorlar ki: "Sizin en hayırlınız ailenize en güzel muamelede bulunanınızdır ve bu konuda ben sizin öncünüzüm." buyuruyor. Bakıyoruz Hazreti Hatice, ilk eşi Hazreti Hatice. O dönemde Araplar arasında çok evlilik yaygın bir gelenek. Fakat Allah Resulü Hazreti Hatice ile evli olduğu dönem boyunca bir başkasıyla evlenmiyor. O vefat ettikten sonra da onun hatırasına o kadar hürmet gösteriyor ki arkadaşlarını, ailesini arıyor, soruyor. Hatta kurban kestirip onun sevdiklerine ikram ettiği, dağıttığına dair rivayetler var. Efendimizin sonraki eşlerinden Hz. Ayşe annemiz diyor ki: "Ben hayatta en çok kıskandığım hanımım Hatice'ydi. Ki Hatice'yle aynı dönemde biz yaşamadık.” Peki Hz. Ayşe'nin kıskanmasının altında yatan sebep onun değer görmemesi mi? Hayır bilakis Hz. Ayşe annemizde, Peygamber Efendimiz tarafından değer gören bir hanımefendi.

Amr bin As. diyor ki "Ey Allah'ın Resulü insanlardan en çok kimi seviyor?" Peygamber Efendimiz diyor ki: "Ayşe'yi." Amr bin As bu sefer istedikleri cevabı alamayacak alamamış olacak ki. "Yok ey Allah'ın Resulü, biz onu sormadık. “Biz erkeklerden en çok kim seversin?" Onu sorduk diye tekrar sorularını yöneltiyorlar. Peygamber Efendimiz diyor ki: "Ayşe'nin babasını." Hazreti Ayşe'nin babası kim? Hazreti Ebubekir. Hazreti Ebubekir Peygamber Efendimizin hayatına Hazreti Ayşe'den sonra dahil olan birisi mi? Hayır. Hz. Ebubekir onun çocukluktan beri arkadaşı, gençlik arkadaşı, kendisine ilk iman edenlerden, miraçtan döndüğünde eğer o söylüyorsa doğrudur diye daha onunla hiç görmeden, onu görüşmeden Peygamber Efendimizi direkt tasdik eden bir isim. Yâr-ı gār diyoruz ona. Hicrette yol arkadaşı, mağara dostu. Buna rağmen hani onu tanıtırken Dostum Ebubekir'i değil de Ayşe'nin babası şeklinde tarif etmesi Hz. Ayşe annemize verdiği önemin ve ona duyduğu sevginin bir göstergesidir diyebiliriz.

Peygamber Efendimiz'in sevgisini sürekli dile getirdiğini gösterdiğinden bahsettiniz. Ama son zamanlarda toplumumuzda ‘ben sevgimi söyleyemem’ diyen insanlar çok fazla. Bu konu hakkında neler demek istersiniz?

Peygamber Efendimiz (s.av) bir hadis-i şeriflerinde buyuruyorlar ki: "Sizden biriniz diğerini severse evine kadar gitsin ve ona onu sevdiğini söylesin. Hatta ben bugün buraya seni sevdiğimi söylemek için geldim." desin buyuruyor. Yani insanı ne kadar kendini değerli hissettirecek bir davranıştır bu değil mi? Birinin gelip bugün buraya seni sevdiğimi söylemek için geldim, seni seviyorum demesi. Efendimiz (s.av) bu hadis-i şerifinin bizi yükümlü tuttuğunu düşünüyorum. Bizi mükellef tuttuğunu düşünüyorum. Aile içerisinde kendisinin de bunu uyguladığını örneklerde okumaktayız. Mesela biz anlatırken diyoruz ki işte Allah Resulü Hazreti Ayşe'ye "Ya Ayşe" dedi. Hazreti Ayşe Peygamber Efendimize "Ey Allah'ın Resulü" dedi.Bu şekilde bir sohbetlerinin olduğunu anlatıyoruz. Ancak Hazreti Ayşe birbirlerine hitaplarının böyle olmadığını söylüyor. diyor bize. Diyor ki: "Allah Resulü bana "Uveyş" derdi. Uveyş, Ayşeciğim,” derdi. Yahut Hümeyra, Hümeyra zarif kadın, pembe yanaklı, zarif kadın anlamında böyle iltifat ederek onu hoşlanacağı bir şekilde seslenirdi ona.
Hazreti Ayşe annemiz Peygamber Efendimize "Habibi" yahut "Habbi" yani sevdiceğim, sevdiğim şeklinde hitap ettiklerini biliyoruz.

Söz dışında sevgi Peygamberimiz (s.av) davranışlarına nasıl yansımıştır?

Sevginin hani çeşitli sevgi gösterme biçimleri var. Sevginin beş dili deniyor. İşte beraber vakit geçirmek, fiziksel yakınlık yahut hizmet etmek, hediye, sürpriz. Bunlar sevginin farklı dile getirilme biçimleri. Peygamber Efendimiz’in (s.av) hayatında onların hepsinin yer aldığını görüyoruz.
Eşlerine karşı onlara öncelikle vakit ayırırdı. Hem devlet başkanı hem peygamber olmasına rağmen şunu demezdi; Ben peygamberim. İnsanlara dinlerini öğretiyorum, anlatıyorum, davranışlarımla onlara örnek oluyorum. Yanı sıra ben devlet yöneticisiyim. Hanımlar artık beni idare edin. Ben size vakit ayıramayacağım demezdim. Onların her birine ayrı ayrı vakit ayırırdı. Onlarla zaman geçirirdi. Onların anlattıklarını dinler, dinledikleriyle alakalı yorumlar yapardı. Üzgünlerse onları teselli ederdi. Hatta şöyle bir şey anlatılmakta. Hazreti Safiye validemiz Yahudi bir kabileye mensup. Her biri haliyle, davranışıyla örnek insanlar. Ancak onlar da insanlar. Kimi insani durumları olabiliyor. Annelerimizden bir Hazreti Safiye'ye kızdığı esnada "Yahudi'nin kızı" demiş. Safiye annemiz de bu duruma çok üzülmüş olacak ki Allah Resulü onu ziyaret ederken durumu Peygamber Efendimiz'e anlatmış ve ağlamış.
Allah Resulü onun gözyaşlarını elleriyle silmiş ve demiş ki: "Safiye eğer sana bir daha öyle diyecek olurlarsa sen de ki benim babam Hazreti Harun, amcam Hazreti Musa, eşim de Hazreti Muhammed Mustafa'dır. Siz bana "Karşı neyinizle övünüyorsunuz?" de” demiş ve onu bu şekilde teselli etmiş. Daha sonra bu cümleyi Kur'an hanımına da Allah'tan kork ve böyle şeyler söyleme diye onu da uyarmış.
Efendimizin eşlerini sevdiğini, teselli ettiğini, aynı zamanda doğruya da yönlendirdiğini görmekteyiz biz bu örnekte. Peygamber Efendimiz Efendimiz (s.av) toplum içerisinde de eşlerine kıymet verdiğini belli ederdi. Efendimizin Farisi İranlı bir komşusu vardı. Çok güzel çorba yapardı. Bir gün gelip efendimizi çorbaya davet etti, yemeğe davet etti. Yanında Hazreti Ayşe annemiz vardı.
Peygamber Efendimiz sordu: "Bu da gelsin mi?" O komşu fazla nezaketten nasibini almayacak bir komşuymuş muhtemelen ki "Yok." demiş. "Gelmesin. O gelmesin." Efendimiz bunun üzerine o halde ben de gelmiyorum cevabını vermiş. İkinciye gelmiş komşu. Yine çağırmış, yemeğe davet etmiş. Efendimiz yine sorumuş: “O da gelsin mi? Adam yine "Hayır, gelmesin. Onu davet etmiyorum." demiş. Peygamber Efendimiz o halde "Ben de gelmiyorum." cevabını vermiş.
Üçüncüye gelmiş. Efendimiz yine sormuş. "O da gelsin mi?" Adam "Evet, gelebilir." dedikten sonra Hazreti Ayşe annemizle birlikte bu beyefendinin yemek davetini iştirak etmiş.
Peygamber Efendimiz (s.av) eşlerinin fikirlerine kıymet verir. Onlara fikirlerini sorardı. İlk vahiyden sonra eve geldiğinde Hz. Hatice validemizle bu durumu anlatmış, paylaşmış. Korkuyorum, endişeleniyorum diye duygusunu belli etmişti. Hz. Hatice annemiz bunun üzerine Allah Resulü'nü teselli etmiş. “Sen endişelenme, korkma. Yoksulu, muhtacını gözeten bir insansın. Akrabayı destekleyen bir insansın. Merak etme. Allah senin gibi bir kulun zayi etmez” diyerek efendimize teselli olmuştu, teselli etmişti.
Yine Hudeybiye Barış Anlaşması esnasında da annelerimizden Ümmü Seleme'nin fikrini aldığını görüyoruz. Hudeybiye Barış Anlaşması Müslümanlar için çok ağır şartları olan bir anlaşma. Mekke sınırına kadar gidiyorlar. Kabe'yi ziyaret edip dönmeyi aslında hedeflemişler. Ancak müşrikler onlara engel olmuşlar. Mekke sınırlarındayken onları durdurmuşlar ve içeriye giremeyeceklerini söylemişler.
Kâbe'yi ziyaret edemeyeceklerini söylemişler ve aralarında ağır şartları, görünürde şartları çok ağır olan bir anlaşma yapmışlar. Peygamber Efendimiz (s.av) bu anlaşmadan sonra artık getirdiğiniz kurbanlarınızı kesin, tıraşlarınızı olun, Medine'ye geri dönüyoruz buyurmuş. Ama ashab o kadar üzgün ki böyle elleri kolları kalkmıyor. Bir yandan da vahiy bekliyorlar. Belki Allah yeniden Gidin, Kabe'yi tavaf edin diye emrederse diye bir beklentileri de var ve emri yerine getirmek de biraz ağırdan alıyorlar. Peygamber Efendimiz bu duruma üzülüyor, çadırına giriyor ve Ümmü Seleme annemize diyor ki: "Ashabım benim sözümü tutmuyor. Allah'ın gazabının gelmesinden korkuyorum." Peygamber sözü tutmamak bunu gerektirebilir çünkü. Ümmü Seleme annemiz bunun üzerine "Ey Allah'ın Resulü, sen hiç endişelenme, üzülme. Sen çık kendi kurbanını kes, tıraşını ol, göreceksin bak onlar da senin yaptığını yapacaklardır” diyor. Efendimiz annemizin tavsiyesine uyuyor, gidip kurbanını kesiyor, tıraşını oluyor. Sonradan sahabe efendilerimiz de kurban kesip tıraş olmakta birbirleriyle adeta yarışıyorlar.
Efendimizin annelerimizin fikirlerini sorması da onlara kıymet verdiğinin bir göstergesidir.
Bir başka kıymet göstergesi ise onlara hizmet ettirmemesi, hizmet beklememesi ki Allah Resulü sadece hanımları değil, tüm insanlar ona hizmet etmek için yarışırken O kendi söküğünü kendisi dikmesi, keçisini kendisi sağması, bunlar Peygamber Efendimizin yine kıymet verdiğinin göstergelerinden birkaç tanesi.
Hanımları bineklerine binerlerken dizini basamak yapar, onların bineye binmesini kolaylaştırır. Ellerini tutar, başını omzuna yaslamalarına müsaade eder. Bu şekilde sevgisine ishar eden, ortaya koyan bir sandığı Peygamber Efendimiz.
Hazreti Ayşe annemiz şundan da bahsetmekte. Beraber yemek yerlerken Allah Resulü'nün bardağın onun içtiği kısmından su içmeye çalıştığı, kemikli et yerken onun yediği kısmından onun da yemeye çalıştığını bize haber vermekte. Tüm bunlar gösteriyor ki aslında sevgi dediğimiz şey çok büyük davranışları gerektiren bir şey değil. Küçük küçük, ufak ufak inşa edilen bir durum. Hal böyleyken yani ben eline sağlık demesem ne olur? Kapıda karşılamasam ne olur? Kapıdan uğurlamasam ne olur? Dememek lazım. Böyle ufak ufak davranışlarla sevgiyi inşa etmek gerekiyor.
Allah Teala Furkan Suresi 74. ayet-i kerimede bir dua öğretiyor bize. Bu duayla İnşallah programı tamamlayalım. Allah'ım eşimizi ve evlatlarımızı bizler için göz aydınlığı kıl ve bizi senden sakınanlara öncülerden eyle.

{ "vars": { "account": "UA-43204872-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }