Yerel

Kulluğun Özü: Dua

Ramazan Sohbetleri programımızın bu günkü konuğu Yunusemre İlçe Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı Ali Aldemir. Hocamızla bugün dua etmenin önemini ve doğru dua etme şekillerini konuştuk.

Manisa Meydan Gazetesi olarak, 'Ramazan Sohbetleri' ile evlerinize konuk olmaya devam ediyoruz. Bugün ki konumuz; 'Kulluğun Özü Dua'. Yunusemre İlçe Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı Ali Aldemir hocamız, Ramazan ayında duanın önemine değindi. Aldemir, nasıl dua etmeliyiz ve duanın hayatımıza olan faydalarından bahsetti.

Dua nedir? Duanın bize ne gibi bir faydası vardır?
Malumunuz dua çok derin anlamı olan bir şeydir. Biz bunu dilimiz döndüğünce tarif etmeye çalışalım.

Dua sınırlı, sonlu ve aciz olan insanın bu halinin bilinci ile ve bütün denli ile sınırsız, sonsuz ve kudret sahibi olan yüce Allah'a yönelip onunla arasında bir köprü ve diyalog kurmasıdır. Burada üç tane kritik kavram var. Birincisi sınırlı, sonlu ve aciz olan insan. İkincisi sınırsız, sonsuz ve kudret sahibi yaratıcı.

Üçüncüsü de insanın bu halin bilincinde olması. Eğer insanın bu halinin bilincinde olursa yani kendisinin sınırlı, sonlu ve ihtiyaç sahibi, aciz bir insan olduğunun farkı olursa sınırsız, sonsuz kudret sahibi bir yaratıcının gücüne ihtiyaç duyar. Her birimiz sınırlıyız değil mi? Sonluyuz. Yani gücümüzün bir sınırı var. Sağlığımızın bir sınırı var. Aklımızın bir sınırı var. Mesela görmemizin bile bir sınırı var. Duymamızın bir sınırı var.

Ki bunların hepsi bizim için bir hikmet ve bizim için bir nimet. Mesela her sesi duymuş olsaydık buna katlanamazdık. Her şeyi görmüş olsaydık katlanamazdık. Ama bizim görmediğimiz bazı şeyler var ki bize düşman suretini alabiliyor. Mesela bir mikrobu gözümüzde görmüyoruz. Ama o mikrop yeri geldiğinde bizi ne yapıyor? Alt edip hasta edip hatta ölümümüze sebep olabiliyor. Ama o mikrobun da sahibi var. İşte o sınırsız güç sahibi Allah. O mikrobun da sahibi. Biz ne yapıyoruz dua vasıtasıyla? Onun da sahibi olan, bizim de sahibimiz olan Allah'a sığınıyoruz.

Diyoruz ki: "Ya Rabb'im, yaratmış olduğun şeylerin şerrinden sana sığınıyoruz. Bizi muhafaza eyle." Veya mesela sınırlı olmamıza rağmen sonsuz da ihtiyaçlarımız var. Nefes almaya ihtiyacımız var. Ama nefes almayı ben kendi elimle, kendi kudretimle mi yapıyorum? Farkında bile değilim. Nefes alıyorum. Ama basit bir nefes alma deyip geçiyoruz. Ama neler oluyor neler. O hava akciğerimize giriyor. Orada kanı temizliyor. Pis kanı o havayla dışarıya atıyor. O temiz kan vücudumuza tekrar bir hayat veriyor.

Bu ben bunun bile farkında değilim. Akciğerimi de yaratan Allah, havayı da yaratan Allah. Ya Rabb'im, burada sana muhtacız. Bu benim elimde değil. Sen bir an bile benim kendi idaremi kendime bıraksaydın, ben kendimi idare edemezdim. Dolayısıyla ben sana sığınıyorum. Bana yardım eyle diye duayla Rabbimize sığınmış, o sonsuz güç sahibinden yardım dilemiş oluyoruz.

Ve bu şekilde bu bilinçle yapılan dua insanın yaratanına olan inancının, güveninin ve ona teslim oluşunun bir göstergesidir. Peygamber Efendimiz (a.s) işte duanın başka bir yönüne de dikkat çekiyor. Mesela hadis-i şeriflerinde buyuruyor ki: "Dua ibadetin özüdür." Bakın duayı ne olarak tarif etti bize? İbadet olarak tarif etti. Biz duayı sadece Rabbimizden iste dediğimiz bir istek olarak görüyoruz. Ama Peygamberimiz öyle değil dedi. Dua ibadetin özüdür.

Yani dua ettiğinizde aslında siz ibadet etmiş oluyorsunuz. Sizi yaratan Allah'a, Allah'a karşı kulluk görevinizi yerine getirmiş oluyorsunuz. Nasıl ki namaz kılmak bir ibadettir. Oruç tutmak bir ibadettir. Aynı şekilde dua etmek de bir ibadettir. Yani siz dua ettiğiniz anda zaten sevap hanenize ibadet olarak bir şeyler yazılıyor. Aynı şekilde dua etmediğiniz anda da nasıl namaz kılmadığınızda, oruç tutmadığınızda, inancınıza göre günaha girmiş oluyorsanız, dua etmediğinizde de aslında bir bakıma günaha girmiş oluyorsunuz.
Nereden çıkartıyoruz? Bu şekilde Furkan suresinin son ayeti kerimesinde yüce Rabbimiz buyuruyor ki: Yani duanız olmasa Allah size ne diye değer versin diyor. Duanız sayesinde Allah size değer veriyor. Niye? Çünkü dua insanın insan oluşunun farkında olması, onun da Rab oluşunun farkında olmasıdır. Kendi acizetini biliyor, onun sonsuz güç sahibi olduğunu idrak ediyor ve ona sığınıyor.

Yani onu Rab'lık konumunda, kendisini kulluk konumunda tutuyor. Aynı ayetin devamında ise diyor ki: "Siz yalanladınız. Dolayısıyla azap yakanınızı bırakmayacak." Yani siz büyüklendiğiniz için Allah'a dua etmediniz. Kendi kendinize yeterli gördünüz. Allah'a sığınmadığınız, onu yalanladığınız için diyor azap yakanınızı bırakmayacak. İşte duanın bir de ibadet yönü var. Onu yaptığımız anda ibadet sevabına kavuşmuş oluyoruz. Duanın bize faydası nedir diye baktığımızda birçok faydası vardır.

Sadece bir tanesini söyleyelim. "Duanın en güzel, en latif, en leziz, en hazır meyvesi şudur ki." diyor. Dua eden adam bilir ki, birisi var ki onun sesini dinler. Derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli her şeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil. Bunu hissediyor. Ben yalnız değilim. Beni bir duyan var, sesimi işiten var.

Her şeye gücü yeten zat her an beni gözetliyor, beni işitiyor. Dolayısıyla ben ona dayanırsam bu dünyada yalnız değilim. Ben diyor hamisiz, sahipsiz değilim diye rahatlıyor. Hem onun hadsiz ihtiyacını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def edebilir. İşte biraz önce dediğimiz gibi mikroptan tut da göktaşına kadar sayısız düşmanlarımızı bizim için etkisiz hale getirebilir. Mesela atmosfer tabakası var değil mi?

O eğer Allah onu yaratmamış olsaydı atmosferden gelen her türlü tehlikeler dünyamızı bir anda zaten yok ederdi. Rabbimiz bizi çeşitli korumalarla koruma altına almış. İşte böyle bir zatın huzurunda kişi kendini tasavvur ederek bir ferah, bir inşirah duyup dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp Elhamdülillah Rabb'il Âlemîn der. Âlemîn'in Rabb'i olan Allah'a hamdolsun der.

Nasıl dua etmeliyiz ki ettiğimiz dualar kabul olsun?

Dua içten gelerek samimiyetle yapıldığı anda aslında Rabb'imiz kalbinde en makbul olan odur. Rabb'imiz her yerde hazır ve nazır. Oysa biz her an, her yerde Rabb'imize dua edebiliriz. Ama bunu yanında Peygamber Efendimiz (a.s) dua ederken bazı şeylere dikkat etmemiz hususunda bizi bilgilendirmiş.

Yani bunlara dikkat ederseniz duanın makbuliyeti daha çok makbul olma ihtimali olur demiş. Mesela şimdi düşünelim birisinden bir şey isteyeceğimiz zaman hazırlanırız değil mi? Patronumuzdan bir şey isteyecek olsak hazırlanarak gideriz veya işte yerel bir yöneticiden, kaymakamdan, valinin huzuruna çıkıp bir şey istersek ona göre kendimizi hazırlarız. Duada da biz aslında alemlerin sahibinin Alemlerin Rabb'inin huzuruna bir şeyler istemeye çıkıyoruz.

İşte diyor oraya çıkarken bazı şeylere dikkat edin demiş Peygamber Efendimiz(a.s) . Mesela şunu yapmak lazım diyor. Dua edeceğimiz zaman önce bir manevi temizlik olan diyor tövbe-i istiğfarla temizlenmeli. Önce bir dua etmeden önce Rabb'imizden isteyecek olduğumuz şeyi istemeden önce diyor bir tövbe-i istiğfar edelim. Günahlarımızdan af boğulmuş mu diyelim? Manevi olarak bir temizlenmeli. Sonra makbul bir dua olan salavat-ı şerifeyi bir şefaatçi gibi zikretmeli. Yani duaya başlamadan önce Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu vesselam'a bir salavat getirmek.
Yine aynı şekilde dua biterken duanın sonunda da Peygamber Efendimize yine salavat getirmek. Niye? Çünkü diyor iki makbul dua ortasındaki kalan dua da diyor makbuldür. Peygamber Efendimiz’e salavat getirmek Allah katında makbul. Kur'an-ı Kerim'de geçiyor. Allah ve melekleri ona salat eder. Ey inananlar siz ona salat selam edin yani. Dolayısıyla Peygamber Efendimiz’e salavat getirmek makbul bir duadır.

O iki makbul duayı duanın başında ve sonunda edersek arada yaptığımız dualar da diyor kabule daha çok daha çok şayan olur. Bunlar kabul olunmuş duadır. Hatta bu bizim kültürümüze nasıl yansımış? Mesela iki tane aynı isimli kişinin arasında oturduğunda dilek tut deriz değil mi? Aslında buradan geliyor. Yani bu aslında dini kültürü dilek tutmak değil. İki makbul dua ortasında kendi isteyeceğimiz duayı Rabbimize söylemek. Daha sonra anlatmak lazım. Yani özellikle dua yaparken aklımız başka yerde, dilimiz başka yerde olmamalı.

Hulus ve huşu kalple yani ne istediğimizi tam bilerek ve tam isteyerek huşu ve huzur kalp içinde Rabbimizden dileğimizi dilemek. Daha sonra mesela özellikle Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın hadis-i şeriflerinde geçer. Namazların sonrasında, özellikle sabah namazı sonrasında. Peygamber diyor ki namazdan sonra yapılan dualar kabule daha çok şayandır. Onun için hemen namaz kılınca kalkıp gitmemek. Rabbimizden dileklerimizi, isteklerimizi o anda bilmek duanın daha çok kabulüne şayan olur diyor. Başka nelere dikkat edebiliriz? Mesela mübarek yerlerde İşte Kabe gibi, Peygamberimiz’in kabri şerifinin bulunduğu Medine'de Mescid-i Nebevi gibi. Eğer oraya gitme imkanınız yoksa şehirlerdeki mescitlerde, camilerimizde dua etmek duanın kabulüne bir hazırlık olur inşallah. Aynı zamanda mesela cumada duanın kabul olduğu olunduğu bir saat vardır diyor Peygamberimiz.

O saate denk getirebilmek için cuma gününü olabildiğince elden geldiğince duayla geçirmeye gayret etmek. 3 aylarda işte o mübarek kandil gecelerinde ve bir bilhassa işte içindeyiz. Ramazan-ı Şerif'te onun içinde bilhassa Kadir gecesinde dua edersek inşallah bunlar duaların Cenabı Hak katında kabul olmasına kuvvetli ümit verir. Bunlara dikkat etmemiz lazım geldiğini Peygamber Efendimiz (a.s) hadis şeriflerinden öğreniyoruz. Bir de son nokta şuna dikkat etmek lazım.

Dua iki türlüdür diyebiliriz. Birisi fiili, birisi kavli. Yani fiili amellerimizle, yaşantımızla yaptığımız şeyler. Kavli sözümüzle. Belirlediğimiz şeyler. Mesela, bir çiftçinin tarlasını sürmesi onun fiili bir duasıdır. Bir öğrencinin ders çalışması onun fiili bir duasıdır. Aynı şekilde bunları yaptıktan sonra neticeyi Allah'tan beklemesi Kavli bir duadır. Bu ikisi bir araya gelirse duanın makbuliyeti daha kuvvetli olur.

Çünkü mesela biz üstümüze düşen vazifeyi yapmadan tevekkülümüzü yerine getirmeden direkt Allah'tan istersek bu Allah'ın istediği bir şey değil. Allah böyle bir adaletsizlik istemiyor. Kur'an-ı Kerim'de buyurmuş ki bu dünyada herkese çalıştığının karşılığı vardır. Yani inansın inanmasın kişi çalışıyorsa Allah karşılığını veriyor. Biz de inanan kimse olarak önce kendi üstümüze düşen vazifeyi yerine getireceğiz ve çiftçiysek tarlaya en iyi şekilde bakacağız. Öğrenciysek dersimiz Dersimizi en iyi şekilde çalışacağız. Daha sonra da neticesini Rabbimizden isteyeceğiz. Şunları düşmeyeceğiz.

Ben en iyi çalıştım, o zaman benim ürünüm bu sene çok güzel olacak. Ben çok güzel ders çalıştım, en iyisini ben kazanacağım. Yani kendimize güvenmeyeceğiz. Gene sonucu ondan isteyeceğiz. Çünkü bir çiftçi her şeyi tam tamlığa yapabilir ama bir dolu yağışla ürün gidebilir, değil mi? Bir selle ürün gidebilir. Dolayısıyla bizim gücümüzün yettiği şeyler var, gücümüzün yetmediği şeyler var. Kendi gücümüzün yettiği şeyleri yapıp, kendi gücümüzün yetmediği şeylerde de Rabbimizden yardım isteyeceğiz. Kibirlenmememiz lazım. Rabbimiz bana dua edin. Ben de size cevap vereyim diye buyuruyor.

Fakat biz birçok defa dua ediyoruz ama cevap alamıyoruz. Duaımız kabul olmuyor. Bunu nasıl izah edersiniz

Cevabı basit. Rabbimiz buyuruyor ki: "Yani bana dua edin. Size cevap vereyim. Duanıza karşılık vereyim." Burada şunu karıştırmamak lazım. Cevap vermek ayrıdır.
Kabul etmek ve bizzat bizim istediğimizi vermek ayrı bir şeydir. Cevap vermek ayrıdır. Kabul etmek ayrıdır. Rabbimiz duanıza cevap vereyim diyor. Ama aynı istediğinizi vereyim demiyor. Mesela bunu bir örnek üstünden şöyle örneklendirebiliriz. Bir çocuk doktora gider. Doktora der ki "Doktor bey" veya doktor hanım "Buyur evladım." der. Bu nedir? Cevap vermektir. Doktor ona ne yaptı? Cevap verdi. Sonra çocuk der ki "Benim başım ağrıyor. Bana şu ilacı ver." der.

Ama doktor bakar ki o söyle verdiği ilaç onun hastalığına iyi gelecek bir ilaç değil. Ne der ona? Bu senin hastalığına iyi gelecek bir ilaç değil. Dolayısıyla onu değil bu ilacı veriyorum der. Veya bakar senin ilaç kullanmaya gerek yok der. Hiç ilaç vermez. Veya istediği hakikaten kendisine ona iyi gelecek bir ilaçtır. Aynı istediğini de verebilir. Yani doktor çocuğa aynı istediğini de verebilir veya o iyi gelmez deyip daha iyisini de verebilir veya hiç ihtiyacı yok deyip hiç de vermeyebilir. Dolayısıyla doktor ona cevap vermedi denilmez.
Doktor onun için daha güzelini veya istediğini verdi denilir. O vereceği karşılığa göre. Aynı bunun gibi. Biz de Rabbimize elimizi açtığımızda Rabbim deriz. Ama Rabbimiz bize cevap verir. Buyur kulum manasında cevap verir. Onu esirgemeyiz. Cevap veririm diyor. Biz onu belki söz olarak duymayız. Ama hayatımızdaki yansımalarından görebiliriz. Rabbimiz bize cevap verebilir. Ama bizzat bizim istediğimizi verir mi? Vermeyebilir.

O aynı doktorun kendi ilmiyle sonucunu bildiği gibi Rabbimiz de o sonsuz ilmiyle bizim neye ihtiyacımız olup, neye ihtiyacımız olmadığını bildiğinden bizzat bizim istediğimizi de verebilir. Bizim istediğimizden daha güzelini verebilir veyahut da hiçbirisini vermez. Duamızı ibadet yönüyle sevap olarak ahirete de bırakabilir. Mesela diyor ki örnekte, "Bir kişi kendisi için erkek bir evlat ister. Rabbimiz ona Hazreti Meryem gibi bir kız verir. Bu benim duamı kabul etmedi denilmez. Daha evla bir surette kabul etti denilir.

Veya bir kişi dünyası için iyilik ister. Rabbimiz ona ahirette iyilik olarak, ibadet yönüyle sevap olarak verir. Bunda da Rabbimiz duamızı kabul etmedi denilmez. Daha evla bir surette kabul etti denilir. Dolayısıyla her duaya cevap var ama her duaya aynı bizim isteğimizi vermek yok. Bu durumda şu olurdu haşa. Ben emrediyorum o yapıyor. Hayır öyle bir şey. O Rabb. Biz kuluz. O hikmeti iktiza ederse verir. Hikmeti iktiza etmezse vermez. Bize düşen dua etmektir.

Kulluktur. Onun yerine getiririz. O ne hikmeti iktiza ederse bizim hakkımızda ne uygunsa onu verir. Biz de bunu huşuyla kalple.

Rabbimiz bize dua gibi bir nimet vermiş. Yani diyor ki dua gibi bir hazine-i rahmetin anahtarı senin elinde. Yani dua Allah'ın rahmet hazinesinin bir anahtarı. Biz ondan istiyoruz. O bize veriyor. Böyle bir Rabbimiz var. Böyle bir anahtarımız var. Onun için bu anahtarı mümkün olduğunca elimizden bırakmayalım. Onu sıkıca yapışalım. Özellikle şu Ramazan ayında ne isteğimiz varsa geniş bir şekilde Bir şekilde Rabbimizden isteyelim.

İstediği hiçbir şeyi vermek ona ağır gelmez. Böyle güzel bir cümle var. Onunla bitirelim inşallah. Diyor ki: Eğer Allah bizim isteklerimizi vermek istemeseydi isteme duygusunu bize vermezdi. O bize isteme duygusunu vermişse bizim isteyeceğimiz her şeyi verebilme güç ve kudretine sahiptir. Dolayısıyla biz ne isteğimiz varsa özellikle şu Ramazan günlerinde duaların kabul olduğu bu günde ellerimizi açalım. Rabbimizden talep edelim.

{ "vars": { "account": "UA-43204872-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }