Koltuklar Baki, İsimler Fani: Odalarda Değişim Rüzgarı mı, Statüko Savaşı mı?

​Geçtiğimiz hafta oda seçimlerini geride bıraktık. Sonuç? Pek şaşırtmadı; yıllardır o koltuklarda oturan isimler, yerlerini yine kimseye bırakmadı. Ancak bu seçim süreci zihnimizde çok temel ve bir o kadar da rahatsız edici bir soruyu bıraktı:

​Eğer bu oda başkanlıklarının hiçbir maaşı, maddi getirisi ya da huzur hakkı olmasaydı; acaba yine bu kadar kıyasıya, hatta yer yer çirkinleşen bir üslup içinde mücadele edilir miydi?

​Gerçekten sadece "hizmet aşkı" mı insanı bu denli hırslandırır, yoksa o koltuğun sağladığı sosyal statü, protokol ayrıcalığı ve çevre mi vazgeçilmez olan? Eğer mesele sadece şehre ve üyeye katkı sunmaksa, bayrağı genç ve vizyoner birine devretmek de en büyük hizmet değil midir?

​Tecrübe mi, Pranga mı?

​Elbette tecrübe kıymetlidir; lakin tecrübe dediğimiz şey, gençlerin önünü açan bir rehber olmaktan çıkıp, kurumun üzerine çöken bir gölgeye dönüştüğünde orada bir sorun var demektir. Bakıyoruz; yaşını almış, onlarca yıldır o koltuğun tozunu yutmuş başkanlar, yeniden seçilmek için kılıçları kuşanıyor. İşin en acı tarafı ise, bu yarışın seviyesi.

​Kendi aralarındaki rekabet, projelerin yarışması beklenen bir platformdan; çirkin üslupların, kişisel saldırıların ve "ben gidersem tufan kopar" korkutmalarının havada uçuştuğu bir savaş alanına evriliyor.

​"Gençlere Yer Açın" Demek Suç mu?

​Dünya dijitalleşiyor, ticaretin kuralları baştan yazılıyor. Peki, bizim "ebedi" başkanlarımızın gündemi ne? Kimin kimi desteklediği, hangi delegenin kime küstüğü... Gençler; dinamizmiyle bu odaların koridorlarında yürümek istiyor. Ancak kapılar öyle sıkı kilitlenmiş ki, içeri girmek için adeta bir "duvarı" yıkmak gerekiyor.

​Bir Çağrı: Tadında Bırakın!

​Hizmet ettiniz, sağ olun. Ancak artık "bayrak yarışı" kavramını hatırlama vakti gelmedi mi? Koltuğa güç katmak yerine, koltuktan güç alan bir profil sergilemek, hem temsil ettiğiniz kuruma hem de kendi geçmişinize zarar veriyor.

​Üslubun çirkinleştiği, nezaketin rafa kalktığı bir seçim süreci, sadece odayı değil, o şehrin ticari itibarını da zedeler. Gençlerin enerjisini tecrübenizle ezmeyin; aksine onlara omuz verin. Unutmayın ki, hiçbir koltuk sonsuza kadar kimseye mülk değildir.

{ "vars": { "account": "UA-43204872-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }