ANA MANŞET

Çocuklara Verilen Değer

Bugün Ramazan Sohbetleri’nde ‘çocuğa kıymet’ konusunu ele alındı Sevgi, adalet, doğru eğitim ve güzel örnek olmanın önemine dikkat çeken Yunus Emre İlçe Müftülüğü Vaizi Aişe Avcı İnce, çocuklara verilen değerin hem dünyada hem ahirette karşılık bulacağını vurguladı.

Ramazan ayının son günlerinde Ramazan Sohbetleri, ile dikkat çeken konularla evlerinde konuk olmaya devam ediyor. Programın bu bölümünde Yunus Emre İlçe Müftülüğü Vaizi Aişe Avcı İnce, ayet ve hadislerle ‘çocuğun kıymeti’ni anlattı. Çocuğa değer vermenin sadece maddi ihtiyaçları karşılamakla sınırlı olmadığını belirten İnce; helal lokma, sevgi, adalet, güzel örnekler ve doğru eğitimin çocuğa değer vermenin temel göstergeleri olduğunu ifade etti.

Çocuklara kıymet verdiğimizin göstergeleri nelerdir? Bunlardan bahsedebilir misiniz bizlere?

Çocuğa kıymet verdiğimizin göstergesi helal lokma yemek ve yedirmektir. Konuyla alakalı Peygamber Efendimiz (s.a.v) ki biz bu programımızı da onun hayatından örneklerle inşa edeceğiz. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de “Onda sizin için güzel bir örneklik vardır” buyurulmuş. Biz Peygamber Efendimizin hayatından örneklerle devam edeceğiz. Helal Lokma konusunda torunu Hazreti Hasan'ın bir hurma dahi zekat malları içerisinde bulunan bir hurma dahi yemesini razı olmamıştı Allah Resulü (s.a.v) . Helal lokma ile birlikte tekrar edelim, güzel isim vermek, güzel hitap etmek, verdiğimiz sözde durmakta yine çocuğa verdiğimiz kıymetin göstergelerindendi.

Yine çocuklarımıza davranışlarımızda güzel örnek olmamız da önemli. İbn-i Haldun'a sormuşlar çocuklarımızı nasıl yetiştirelim diye. İbn-i Haldun da “Bununla uğraşmayın. Çünkü çocuklarınız sizin yaptıklarınızı yapar. Siz kendinizi yetiştirmeye bakın” cevabını vermiştir.

“RUHUN İHTİYACI SEVGİDİR”

Çocuğun kıymetinde sevmenin önemi nedir?

Aslında temel şey bu. En başta buradan başlamak gerekiyor. Çocuğu sevmek ve sevdiğini belli etmek çok önemli. Neden? Çünkü bedenli doyuruyoruz. Kıyafet, iyi kıyafetler, iyi yiyeceklerle onların ihtiyaçlarını, fiziksel ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyoruz. Bir de ruhun ihtiyacı vardır. Ruhun ihtiyacı da sevgidir. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine baktığımız zaman fiziki ihtiyaçlar ve güvenlik ihtiyacından sonra hemen sevgi ihtiyacı gelmektedir ve bu sevgi ihtiyacı öyle bir şeydir ki alamadığı takdirde artık nasibim böyleymiş, ne yapalım ben de sevilmeyecekmişim demez insan. Sevginin kaynağını yanlış yerlerde aramaya başlar. Yani bu demek oluyor ki eğer biz çocuğumuzu sevdiğimizi belli etmezsek çocukla aramızdaki ilişki bozulabileceği gibi çocuklar istismara açık hale de gelebilir. Evet hepimiz çocuğumuzu seviyoruz. Fakat bu sevginin görünür olması sevgi göstermemizde yine bizim görevlerimiz arasındadır diyebiliriz.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Müslüman, gayrimüslim, kız, erkek ayrımı yapmak varken çocukların hepsine değer verirdi. Yahudi bir çocuğun hasta olduğu zaman çocuğu ziyaret etmiş ve o ziyaret esnasında çocuğun Müslüman olduğu haberi verilmektedir. Yine kızların diri diri toprağa gömüldüğü bir toplumda, bir inkılap gerçekleştirmiş. Kızlara çok değer vermiştir. Kızı Hazreti Fatma onun yanına geldiği zaman ayağa kalkar, alnından öper, yerine yahut yanına oturturdu. Yine torunu Hazreti Zeynep'ten olan torunu Ümame kucağındayken mescide gider. Namaz esnasında da Ümame'yi kucağında tutar. Secdeye vardığında Ümame'yi yanına oturtur. Secdeden kıyama kalkarken yeniden kucağına aldığına dair yine böyle rivayetler mevcut.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) çocukla çocuk da olmuştur aslında. Bu bizde olumsuz bir deyim gibi kullanılır. Ama Peygamber Efendimizin herkese anlayacağı dilde hitap ettiği, anlayacağı şekilde iletişimi kurduğunu biliyoruz. Çocukla da çocuk olmuştur. Torunları Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin'i binek olup onları sırtına bindirmiştir. Sahabe efendilerimiz onu görünce çocuklara Peygamber Efendimiz'e iltifat ederek "Çocuklara ne kadar güzel bir neyiniz var." demişler. Peygamber Efendimiz iltifatı çocuklara yönlendirip "Yalnız biniciler de iyi biniciler." Cevabını vermiştir. Ve bu öyle bir devirde olmaktır ki çocuklara öpmenin, sevmenin ayıp karşılandığı, kınandığı bir dönemde oluyor. Bunu nereden biliyoruz? Peygamber Efendimiz (s.a.v) torunlarından birini öperken orada bulunan bir bedevi "Siz çocuklarını öpüyor musunuz? Biz bunu yapmayız." diye şaşırdığını belli etmiş. Peygamber Efendimiz (s.a.v) "Allah sizin merhameti kalbi Elinizden söküp attıysa ben ne yapabilirim? Merhamet etmeyene merhamet olunmaz buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz çocukların da fikirlerine önem verir miydi?

Çocukların da fikirlerine önem verirdi. Hazreti Ali henüz çocuk yaşlardayken ona İslam dinini anlatmış. Çocuktur bu anlamaz dememiş. Ona İslam dinini anlatmış. Müslüman olmayı teklif etmiş. Hazreti Ali de ilk çocuk Müslüman olmakla şereflenmişti. Yine Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) bir geleneği vardı. Kendisine ikram edilen bir yiyeceği yahut içeceği önce kendisi tadar daha sonra sağında bulunana ikram ederdi. Bu şekilde ikram edilirdi tüm topluluğa. Yine böyle bir zamanda kendisine ikram edileni sağ bana dönüp bakıyor. Küçük bir çocuk var. Ama solunda olgun tecrübeli sahabelerimizden var. Solundakine vermiyor. Vermek için dönüp çocuğun fikrini soruyor. İster misin, müsaade eder misin? Önce onlara ikram edeyim diye çocuğa şunu soruyor. Çocuk da "Olmaz ey Allah'ın Resulü, senden gelen nasibimi ben geri çevirmem. Hiç kimseyi kendime öncelemem bu konuda." deyince gülümsüyor ve o ikramı çocuğa veriyor.

ÇOCUKLAR ARASINDA ADİL OLMAK

Kıymet vermenin göstergelerinden bir tanesi de adil olmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v), bir gün torunlarıyla beraberken Hazreti Hüseyin ondan içecek bir şey istiyor. Peygamber Efendimiz içeceği alıp gelince Hazreti Hasan'da istiyor. Efendimiz Hazreti Hüseyin'e önce ikram edince Hazreti Fatma validemiz şaşırıp soruyor neden önce ona ikram ettiğini. Peygamber Efendimiz (s.a.v) çünkü önce o isteğini demişti." buyuruyor. Çocuklar arasında adaleti sağlamak da yine onlara verdiğimiz kıymetin göstergelerinden bir tanesidir.

Çocuğa kıymet göstergesi olarak başka nelerden bahsedebilirsiniz?

Çocuğa kıymet vermek aynı zamanda doğru eğitimi vermektir. Doğru eğitim dediğimiz şey ihtiyacı olan dünyevi eğitimle birlikte manevi eğitimi de ihmal etmemektir. Tahrim suresi 6. ayet-i kerime “Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun” buyrulmaktadır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hayatına baktığımızda da onun da eğitime çok önem verdiğini görüyoruz. Bedir Savaşı esirlerine onlardan fidye olarak çokça mal veya para alabilecekken 10 çocuğa okuma yazma öğretmesi karşılığında onlar serbest bıraktığını biz biliyoruz. Bununla birlikte adab-ı muaşeret eğitimine de çok kıymet verdiğini bir sofrada yemeğin ortasından yiyen bir çocuğa "Evladım, besmele çek, sağ elinle ve önünden ye." diyerek edep adap eğitimi verdiğini de yine biliyoruz.

Peygamber Efendimiz v çocukların manevi olarak yetiştirilmesine de çok önem verirdi. Yanında yetişen Enes bin Mali'ye "Yavru cazım, Kur'an-ı Kerim okumayı ihmal etme. Çünkü Kur'an-ı Kerim ölü kalbe hayat verir ve insanı kötü işlerden ve haddini aşmaktan alıkoyar." buyurmuştur. Bir başka sefer Abdullah bin Abbas'ı bineğinin arkasına oturtarak "Dinle delikanlı, eğer sen Allah'ın emirleri ve yasakları konusunda dikkatli olursan Allah Yardımını yanında bulursun. Bir şey isteyeceğin zaman Allah'tan iste. Yardım dileyeceğin zaman Allah'tan dile. Şunu bil ki tüm millet sana iyilik yapmak için bir araya gelse Allah'ın takdir ettiğinden daha fazlasını yapamazlar. Yine tüm millet sana zarar vermek için bir araya gelse yine Allah'tan Allah'ın takdir ettiğinden ötesini veremezler” buyurmuştur.

Dünya Sağlık Örgütünün sağlıklı insan tanımına baktığımız zaman sağlıklı insan fiziksel olarak, psikolojik olarak, sosyal olarak ve manevi olarak olan insandır şeklinde sağlıklı insanın tanımını yaptıklarını görüyoruz. O halde çocuklarımızın sağlıklı bireyler olarak yetişebilmesi için onların manevi yönünü ihmal etmememiz gerekir. Bu eğitimi vermek tabii ki ailenin görevidir.

Konuşmamızın başında kıymet vermekten, sevgiyi belli etmekten, fikirlere değer vermekten, acil olmaktan ve doğru eğitim vermekten bahsettiniz. O konulara değindiniz. Peki kıymet vermek ne demek değildir?

Kıymet vermek ilkesiz olmak demek değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) kıyametin alameti olarak cariyenin efendisini dünyaya getirmesini bunu haber vermiştir.

Yani kıymet vermek çocuklarımıza cariye hizmetkar olmak demek değildir. Kıymet vermek çocuklarımızın sorumluluklarını, işlerini onlar yerine yapmak demek de değildir. Tam tersine, yaşlarına ve karakterlerine uygun sorumluluk vermektir, kıymet vermek. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de çocuklara sorumluluk verdiğini görmekteyiz.

Hazreti Enes'in anlattığıma göre Efendimiz çocuklara gelen misafirin ayakkabılarını düzenlemek, abdest alınması için su ve leğen hazırlanılması, misafirlere içecek ikram edilmesi gibi görevleri çocuklara vermiştir. Bu görevler çocukların hem sosyalleşmelerini sağlarken bir yandan da onları onore edip benlik saygılarının artmasına da vesile olmaktadır.

Yine Hazreti Ebubekir'le hicret ederlerken Hazreti Ebubekir'in oğlu Abdullah'ı istihbarat görevlisi olarak görevlendirmişlerdi. Yani Mekke'de ne konuşuluyor, neler oluyor, gelip onlara bildirmekle görevliydi. O sırada Abdullah henüz küçük yaşlardaydı. Ancak Karakterine uygun bir görevdi. Peygamber Efendimiz bunu tespit etmiş ve ona göre görevlendirmede bulunmuştu.

Yine bir Mute Savaşı esnasında çocuklar ellerinde oyuncak kılıçlarla, tahtadan kılıçlarla gelmişler. Ey Allah'ın Resulü, babalarımız savaşa gidiyor. Biz de gitmek istiyoruz. Biz de savaşmak istiyoruz dediklerinde Peygamber Efendimiz evet onlar savaşa gidiyorlar. Ama bu şehri kim koruyacak? Siz de durun ve burada Medine'yi koruyun diyerek onları görevlendiriyor

Son olarak konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Son olarak şunu söyleyebiliriz. Bunların hepsini yaptık. Bu kıymet göstergelerinin hepsini yaptık. Üstüne ne yapmak lazım? Dua etmek gerekir. Biz bunun Peygamber Efendimizin ve diğer peygamberlerin sünneti olduğunu biliyoruz. Hazreti İbrahim “Rabb'im bana salih evlat ver” diye dua etmekteydi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) kendi torunlarına, çocuklarına ve tüm çocuklara dua etmekteydi. Anlatılır ki bir dizine Zeyd bin Harise'nin oğlu Üsame'yi, bir dizine Hazreti Hasan'ı, torunu Hazreti Hasan'ı oturtmuş, onları sevmiş ve daha sonra "Ya Rabbi ben bunlara merhamet ediyorum. Sen de merhamet et." diye dua etmişti. O halde biz de onun sünnetini yerine getirelim.

Ve Yeryüzündeki tüm çocukların, Filistin'deki, Doğu Türkistan'daki tüm çocukların kıymet gördüğü bir dünya duası edelim. Yine Kur'an-ı Kerim'de Furkan Suresi 74. ayet mealiyle bize öğretilmiş olan bir dua ile bitirelim: “ Rabbimiz eşlerimizi ve evlatlarımızı sizler için göz aydınlığı kılsın ve bizi müttakilere önder eylesin”

S. MELİS BAYRAM

{ "vars": { "account": "UA-43204872-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }