<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>45 Haber Manisa Haber Portalı</title>
    <link>https://45haber.com</link>
    <description>Manisa Haberleri | Doğru Güncel Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://45haber.com/rss/yasam" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 05 Apr 2026 22:14:56 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/rss/yasam"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[iOS 27 için geri sayım: hangi iPhone modelleri güncelleme alacak?]]></title>
      <link>https://45haber.com/ios-27-icin-geri-sayim-hangi-iphone-modelleri-guncelleme-alacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/ios-27-icin-geri-sayim-hangi-iphone-modelleri-guncelleme-alacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Apple kullanıcılarının merakla beklediği WWDC 2026 etkinliği için geri sayım başladı. 8 Haziran’da düzenlenecek etkinlikte iOS 27 başta olmak üzere yeni yazılım sürümlerinin tanıtılması bekleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Henüz resmi liste açıklanmasa da teknoloji dünyasında iOS 27 güncellemesini alması beklenen iPhone modelleri konuşulmaya başlandı.</p>

<p>İddialara göre güncellemeyi alacak modeller şöyle:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>iPhone 12 serisi (12, 12 mini, 12 Pro, 12 Pro Max)<br />
iPhone SE 3<br />
iPhone 13 serisi (13, 13 mini, 13 Pro, 13 Pro Max)<br />
iPhone 14 serisi (14, 14 Plus, 14 Pro, 14 Pro Max)<br />
iPhone 15 serisi (15, 15 Plus, 15 Pro, 15 Pro Max)<br />
iPhone 16 serisi (16, 16e, 16 Plus, 16 Pro, 16 Pro Max)<br />
iPhone 17 serisi ve yeni modeller (17, Air, 17e, 17 Pro, 17 Pro Max)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/ios-27-icin-geri-sayim-hangi-iphone-modelleri-guncelleme-alacak</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/04/bilim-ve-teknoloji/image-18.png" type="image/jpeg" length="90667"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bayramları nasıl değerlendirmeliyiz?]]></title>
      <link>https://45haber.com/bayramlari-nasil-degerlendirmeliyiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/bayramlari-nasil-degerlendirmeliyiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan Sohbetleri programının son bölümünde Ramazan Bayramı ele alındı. Yunusemre İlçe Müftüsü Ali Efe, bayramın tatil olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek kardeşlik, paylaşma ve manevi yenilenme fırsatı olduğunu vurguladı. Efe, bayramın aile bağlarını güçlendiren önemli bir zaman dilimi olduğunu ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yunusemre İlçe Müftüsü Ali Efe, Ramazan Bayramı’nın anlam ve önemini anlattı. Efe, bayramların sevinçlerin paylaşıldığı, kırgınlıkların unutulduğu ve insanın manevi olarak kendini yenilediği özel günler olduğunu söyledi. Birlik ve beraberliğe değinen Efe, aile ziyaretleri, sıla-i rahim ve toplumsal dayanışma ile değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.<br />
<strong>Yarın Ramazan Bayramı. Bayramlarımızın dinimizde önemi nedir?</strong><br />
Elbette, Ramazan ayını yaşadık ve bayrama inşallah yarın kavuşacağız. Bayramlar, adı üzerinde bayram, sevinç günleri, eşe günleri, insanların sevincini paylaştığı, sevinçler malumunuz paylaştıkça artar. Sevinçlerimizi yarın hayatımızın her güzel anında olduğu gibi bir defa daha kardeşlerimizle paylaşacağız ve bayramlarımızı olması gerektiği gibi kardeşlik duygusuna yaraşır bir şekilde birlik beraberlik içerisinde birbirimize gönlümüzü, kalbimizi açarak, dilimizi yine en güzel şekilde en yapıcı en güzel ifadelerle değerlendirerek inşallah bayramımızı anlamaya gayret edeceğiz, yaşamaya gayret edeceğiz. İnşallah bu sevinç günlerimiz bir ömür, bir hayat boyu devam etsin.</p>

<p><strong>Ramazan ayı ve Ramazan Bayramı'nın iç dünyamıza tesirleri nelerdir? Neler bırakırlar bizlere? </strong><br />
İnsan hayatı belli bir tek düze, bir monotonluk içerisinde bazen takılıp gidiyor. Ramazan-ı Şerif'te biz bu monotonluğu biraz bir farklı hale getirerek bozduk. Yani diğer günlere, diğer aylara nispeten Ramazan-ı Şerif vesilesiyle hayatımızda bazı yenilikler yaptık. Gündüz yeme içmeyi ara verdik mesela. Sözümüze, sohbetimize dikkat eder olduk. Biraz daha Ramazan ayını farklı değerlendirmeye, kendi iç dünyamızı bir gözden geçirmeye gayret ederek değerlendirdik. Bu çerçevede Ramazan ayı ve bayramı tabii bizler için önemli. Nasıl önemlidir dersek insan hayatı doğumdan ölüme, ölümden sonrası da cennette devam eden bir hayat. Ve biz bu kulluk serüvenimizi bir bütün olarak değerlendiriyoruz. İşte kulluk serüvenimizde bu bütün içerisinde Ramazan-ı Şerif bize adeta kendi özümüzü hani günümüz gençlerin kullandığı resetleme tabiri var ya fabrika ayarlarına dönme insanın yaratılışı o fabrika ayarları zaten cennete ehil cennete layık yaratılmış tertemiz yaratılmış fıtrat deriz biz buna. Hadis-i Şerif'te fıtrat olarak ayet-i kerimelerde fıtrat olarak geçer. O tertemiz yaratılış. Ramazan ayı vesilesiyle o fıtrata, tertemiz yaratılışa yeni baştan bir dönme gayreti, kendimizi yenileme, fabrika ayarlarımızı bulma gayreti. Bu bir ay devam eden bu gayretin sonrasında da işte bir bayram sevindi. Peygamber Efendimiz "Oruçlu için iki sevinç vardır." buyurur. Birincisi oruç akşamı iftar. Biraz sonra oruçlarımızı açacağız. İftar vakti. Allah'ın emrini yerine getirebilmiş olma sevinci. Emre itaat edebilme. Bu imkan iradeye sahip olabilme sevinci.<br />
İkincisi de hadis-i şerifte Rabb'inin huzuruna çıktığı anki sevinci olarak ifade Şimdi Rabbimiz'in huzuruna çıkacağımız an ki sevincimizi adeta biz bayramda da bir defa daha inşallah burada ön hazırlık bir provası gibi. Ben öyle düşünüyorum. Ramazan ayı bizi kendi başımıza bir gözden hayatımızı bir gözden geçirme anlamında bir muhasebe ve sonrasında da biz inanıyoruz Rabb'ımızın huzuruna çıkacağız. Oraya çıktığımız anda da onun emrine, itaat ve emrini yerine getirebilmiş olmanın bahtiyarlığı, o sevgi. İşte Ramazan Bayramın ayı bize bu güzellikleri kazandırdı. Bayramda da bu sevinci inşallah yaşayacağız. Bayramlar kulluğumuzu böyle topyekûn, hani nasıl söyleyelim; sadece iç dünyamızda değil topyekün o sevinci yaşayacağız ki yarın inşallah onu gönlümüzden, kalbimizden, evimizden, yuvamızda yaşamaya gayret edeceğiz.</p>

<p><img alt="Bayramları Nasıl Değerlendirmeliyiz-1" height="356" src="https://45habercom.teimg.com/45haber-com/uploads/2026/03/pelin/bayramlari-nasil-degerlendirmeliyiz-1.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bayramlar kardeşlik, birlik ve beraberlik duygularımızı nasıl pekiştirir? </strong><br />
Güzel sözümüz var bizim; Sevinçler paylaşıldıkça artar, üzüntüler de paylaşıldıkça azalır. Bayramlar o sevincin paylaşıldığı zamanlar. İnsan psikolojisinde de böyle güzel bir haber aldığımızda ne yaparız? Mutlu oluruz ve o mutluluğumuzu en yakın, en sevdiğimiz bir arkadaşımız, annemiz, babamız, kardeşimiz, kim varsa yakınımızda biriyle paylaşmak isteriz. Onun bize vereceği olumlu tepkiler de sevincimizi daha da artırır. Ya da üzüntülü haberle karşılaştığımızda da yine onu en yakınımıza aktarırız. O bizi teselli eder, acımızı hafifletir. İyi ki anlattın, biraz rahatladım deriz.<br />
Dolayısıyla sevincimizi bayram sevincimizi inşallah sadece kendi iç dünyamızda değil önce evde annelerimizde babalarımızda çünkü onlar bizim varlık sebebimiz büyüklerimizin hayır duasıyla ellerini öperek inşallah orada başlayacak. Ama bayramlar büyüklere ayrı çocuklara ayrı. Evimizde çocuklarımızla da yine aynı sevgi ortamında sevincimizi katlayarak hani kartopu misali katlayarak yürüteceğiz. Bu sevincimizi paylaşacağız ki bayramımız daha böyle neşeli, daha huzurlu olsun. Sonrasında hayatımızı müştereken omuzladığımız eşlerimiz, acısıyla, tatlısıyla güzel günler yaşadığımız eşlerimizle evlatlarımız Bayramımızı aile içerisinde, aile bütünlüğü içerisinde enerji depolayacağız bir bütün halinde. Çünkü aile içerisinde sıla-i rahim dinimizde yani akraba bağlarını gözetmek, yakın ve uzak akraba bağlarını gözetmek farzdır. Bayramlarda sıla-i rahim aile içi ziyaretler büyüğünden küçüğüne. Önce orada o sevinci inşallah katlayarak büyüteceğiz, geliştireceğiz.<br />
Elbette bayram sevincimizi aile içerisindeki o bütünlüğümüzü kazandıktan sonra çevremizde, mahallemizde, efendim komşularımızla, akraba çevremizde, akraba çevremiz Sılay-ı Rahim dinimizde farzıdır. Yakın ve uzak akrabayla bağı gözetmek, onlarla selamı sohbeti kesmemek Allah'ın emridir.<br />
O bütünlüğü inşallah en güzel şekilde elle tutulur, somut hale getirerek, belki hani o telefonlarımıza kes yapıştır, cumanız mübarek olsun, kandiliniz kutlu olsun mesajları değil buradaki kastımız. Alo deyip bir sesini duymak eğer ulaşamamışsak. Kapısına varıp zilini çalmak. Çünkü belki de insan için en kıymetli zaman dilimlerinden bir tanesi unutulmamak. Unutulmadığını hissetmek.Kapısı günlerdir çalınmamış bir yaşlımız varsa, telefonu günlerdir çalmamış bir büyüğümüz varsa ya da bizim aramadığımız bir büyüğümüz, komşumuz, bir akrabamız varsa inşallah bu bayram sevinci içerisinde bunu hani “Peygamber müminler bir vücudun azaları gibi bir bütündür eğer bir biz Bir vücudun azaları gibi sağ elimizle sol elimiz nasıl bir bütünlük oluşturuyorsa, sağ ayağımızla sol ayağımız nasıl bir bütünlük oluşturuyorsa o bütünlüğü en güzel şekilde koruyacak bir geliştirecek güzellikleri inşallah yaşayacağız ki kardeşlik o şekilde gelişecek, büyüyecek, gelişecek. Belki de bunun geri dönüşü yine güncel ifadeyle bizi zenginleştirecek. Selam vereceğiz birine ama onun bize geri dönüşleri belki bizim iç dünyamızı, huzurumuzu, mutluluğumuzu artıracak. İnşallah bu anlamda kardeşlik ve birlik, beraberlik. Tabii birliğimiz, beraberliğimiz izlenince, bugün dünyamızın içinde bulunduğu şartları görüp de ülkemizi, milletimizi, birliğimizi, beraberliğimizin, kadrini, kıymetini anlamamak da herhâlde, çok saf dillilik olur.<br />
Bu aziz milletin birlik ve beraberliği için yatıp kalkıp dua etmemiz lazım. Etrafımız, maalesef ateş çemberi, kan gölü. Rabb'im inşallah mazlum kardeşlerimize bir an evvel selamete çıkmayı nasip etsin. Arife günündeyiz. Yarın bayram. Duamız önemli. Arife günü yapılan dualar kıymetlidir.<br />
Bu anlamda da birliğimizin, bütünlüğümüzün muhafazası için de devletçe, milletçe tabii fert olarak üzerime düşen şeyler o bütünlük içinde dua etmem lazım ki bayramlar kardeşliğimizi, toplumsal tesanüdümüzü en güzel şekilde birleştirecektir.<br />
<strong>Bayramlarda ailemizde, mahallemizde nelere dikkat etmeliyiz?</strong><br />
Gençler beni yanlış anlamasın. Bayramları tatil günü olarak değerlendirmemek lazım. Hani bayram denilince ilk aklımıza gelen takvime bakıyoruz. Kaç gün tatil var diyoruz. Hâlbuki bayramlar tatil günü olarak bakılmamalı. Ne olmalı bayramlar? Anlatmaya çalıştığımız gibi bizi aile içerisinde bir kaynaştıracak, mahalle, apartman içerisinde birbirimizi bütünleştirecek. Yakın uzak akraba arasında ya da çevremizdeki insanlarla bizi bir bütün hale getirecek günler olarak değerlendiriliyor. Öyleyse ziyaret günleri olarak aile içerisinde bayramlar ziyaret günleri olarak değerlendiriliyor. Gidebildiği ölçüde muhakkak anne babalarımızın evine gidip elini öpmeye hayır duası almaya gayret edeceğiz. Uzak mesafede olan kardeşlerimiz muhakkak olacaktır. En azından görüntülü telefona artık imkanlarımız var. Ama muhakkak o bağı canlı tutmak lazım. Kardeşlerimizle, akrabalarımızla bağımız, aile bütünlüğümüz. Çünkü insan tek başına çok bir anlam ifade etmeyebilir. Çevresiyle, ailesiyle bir bütünlüktür. Mahallemizde, çevremizde, o bütünlüğü inşallah hani daha somut bayram sabahı camiye giderken tekbirlerle gideriz. Bayram sabahına topluca, efendim güne Peygamberimizin ifadesiyle Medine'ye hicrette, hicretin 2. yılından itibaren bayram namazları kılınır. Efendimizin ifadesiyle tekbirlerle gideriz.<br />
O evimizden sokağa, sokağımızdan mahallemize yayılan tekbirler ve arş-ı ala'ya çıkacak olan dualarla inşallah o mahallemizi, bulunduğumuz şehri o manevi atmosfere inşallah bizim yakacağımız o bir ışık, bir dua, bir tekbir, bir salavat inşallah o dalga dalga bütün insanlığı kuşatacaktır.<br />
Yapacağımız bu güzellikleri hafife almamak lazım. Üzerimize düşen neyse onu yapmaya gayret etmek lazım. Biraz dağıttık galiba. Şöyle diyelim. Ramazan-ı Şerif'in bereketiyle bayrama kavuştuk. Bayramı inşallah sevincimizi yakın çevremiz dalga dalga bütün insanlığa yayacak şekilde onu bütün gönlümüzde kalbimizde yaşamaya gayret edeceğiz inşallah.<br />
Kardeşlerimizle izleyicilerimizle buluşturduğunuz için ben de tekrar hem sizlere hem de kurumsal anlamda Manisa Meydan Medya Grubu'na teşekkür ediyorum. Hayırlı bayramlar diliyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>manisameydangazetesi.com.tr</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANA MANŞET, YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/bayramlari-nasil-degerlendirmeliyiz</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/03/pelin/bayramlari-nasil-degerlendirmeliyiz.png" type="image/jpeg" length="59073"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklara Verilen Değer]]></title>
      <link>https://45haber.com/cocuklara-verilen-deger</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/cocuklara-verilen-deger" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün Ramazan Sohbetleri’nde ‘çocuğa kıymet’ konusunu ele alındı Sevgi, adalet, doğru eğitim ve güzel örnek olmanın önemine dikkat çeken Yunus Emre İlçe Müftülüğü Vaizi Aişe Avcı İnce, çocuklara verilen değerin hem dünyada hem ahirette karşılık bulacağını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayının son günlerinde Ramazan Sohbetleri, ile dikkat çeken konularla evlerinde konuk olmaya devam ediyor. Programın bu bölümünde Yunus Emre İlçe Müftülüğü Vaizi Aişe Avcı İnce, ayet ve hadislerle ‘çocuğun kıymeti’ni anlattı. Çocuğa değer vermenin sadece maddi ihtiyaçları karşılamakla sınırlı olmadığını belirten İnce; helal lokma, sevgi, adalet, güzel örnekler ve doğru eğitimin çocuğa değer vermenin temel göstergeleri olduğunu ifade etti.</p>

<p>Çocuklara kıymet verdiğimizin göstergeleri nelerdir? Bunlardan bahsedebilir misiniz bizlere?</p>

<p>Çocuğa kıymet verdiğimizin göstergesi helal lokma yemek ve yedirmektir. Konuyla alakalı Peygamber Efendimiz (s.a.v) ki biz bu programımızı da onun hayatından örneklerle inşa edeceğiz. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de “Onda sizin için güzel bir örneklik vardır” buyurulmuş. Biz Peygamber Efendimizin hayatından örneklerle devam edeceğiz. Helal Lokma konusunda torunu Hazreti Hasan'ın bir hurma dahi zekat malları içerisinde bulunan bir hurma dahi yemesini razı olmamıştı Allah Resulü (s.a.v) . Helal lokma ile birlikte tekrar edelim, güzel isim vermek, güzel hitap etmek, verdiğimiz sözde durmakta yine çocuğa verdiğimiz kıymetin göstergelerindendi.</p>

<p>Yine çocuklarımıza davranışlarımızda güzel örnek olmamız da önemli. İbn-i Haldun'a sormuşlar çocuklarımızı nasıl yetiştirelim diye. İbn-i Haldun da “Bununla uğraşmayın. Çünkü çocuklarınız sizin yaptıklarınızı yapar. Siz kendinizi yetiştirmeye bakın” cevabını vermiştir.</p>

<p>“RUHUN İHTİYACI SEVGİDİR”</p>

<p>Çocuğun kıymetinde sevmenin önemi nedir?</p>

<p>Aslında temel şey bu. En başta buradan başlamak gerekiyor. Çocuğu sevmek ve sevdiğini belli etmek çok önemli. Neden? Çünkü bedenli doyuruyoruz. Kıyafet, iyi kıyafetler, iyi yiyeceklerle onların ihtiyaçlarını, fiziksel ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyoruz. Bir de ruhun ihtiyacı vardır. Ruhun ihtiyacı da sevgidir. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine baktığımız zaman fiziki ihtiyaçlar ve güvenlik ihtiyacından sonra hemen sevgi ihtiyacı gelmektedir ve bu sevgi ihtiyacı öyle bir şeydir ki alamadığı takdirde artık nasibim böyleymiş, ne yapalım ben de sevilmeyecekmişim demez insan. Sevginin kaynağını yanlış yerlerde aramaya başlar. Yani bu demek oluyor ki eğer biz çocuğumuzu sevdiğimizi belli etmezsek çocukla aramızdaki ilişki bozulabileceği gibi çocuklar istismara açık hale de gelebilir. Evet hepimiz çocuğumuzu seviyoruz. Fakat bu sevginin görünür olması sevgi göstermemizde yine bizim görevlerimiz arasındadır diyebiliriz.</p>

<p>Peygamber Efendimiz (s.a.v) Müslüman, gayrimüslim, kız, erkek ayrımı yapmak varken çocukların hepsine değer verirdi. Yahudi bir çocuğun hasta olduğu zaman çocuğu ziyaret etmiş ve o ziyaret esnasında çocuğun Müslüman olduğu haberi verilmektedir. Yine kızların diri diri toprağa gömüldüğü bir toplumda, bir inkılap gerçekleştirmiş. Kızlara çok değer vermiştir. Kızı Hazreti Fatma onun yanına geldiği zaman ayağa kalkar, alnından öper, yerine yahut yanına oturturdu. Yine torunu Hazreti Zeynep'ten olan torunu Ümame kucağındayken mescide gider. Namaz esnasında da Ümame'yi kucağında tutar. Secdeye vardığında Ümame'yi yanına oturtur. Secdeden kıyama kalkarken yeniden kucağına aldığına dair yine böyle rivayetler mevcut.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peygamber Efendimiz (s.a.v) çocukla çocuk da olmuştur aslında. Bu bizde olumsuz bir deyim gibi kullanılır. Ama Peygamber Efendimizin herkese anlayacağı dilde hitap ettiği, anlayacağı şekilde iletişimi kurduğunu biliyoruz. Çocukla da çocuk olmuştur. Torunları Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin'i binek olup onları sırtına bindirmiştir. Sahabe efendilerimiz onu görünce çocuklara Peygamber Efendimiz'e iltifat ederek "Çocuklara ne kadar güzel bir neyiniz var." demişler. Peygamber Efendimiz iltifatı çocuklara yönlendirip "Yalnız biniciler de iyi biniciler." Cevabını vermiştir. Ve bu öyle bir devirde olmaktır ki çocuklara öpmenin, sevmenin ayıp karşılandığı, kınandığı bir dönemde oluyor. Bunu nereden biliyoruz? Peygamber Efendimiz (s.a.v) torunlarından birini öperken orada bulunan bir bedevi "Siz çocuklarını öpüyor musunuz? Biz bunu yapmayız." diye şaşırdığını belli etmiş. Peygamber Efendimiz (s.a.v) "Allah sizin merhameti kalbi Elinizden söküp attıysa ben ne yapabilirim? Merhamet etmeyene merhamet olunmaz buyurmuştur.</p>

<p>Peygamber Efendimiz çocukların da fikirlerine önem verir miydi?</p>

<p>Çocukların da fikirlerine önem verirdi. Hazreti Ali henüz çocuk yaşlardayken ona İslam dinini anlatmış. Çocuktur bu anlamaz dememiş. Ona İslam dinini anlatmış. Müslüman olmayı teklif etmiş. Hazreti Ali de ilk çocuk Müslüman olmakla şereflenmişti. Yine Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) bir geleneği vardı. Kendisine ikram edilen bir yiyeceği yahut içeceği önce kendisi tadar daha sonra sağında bulunana ikram ederdi. Bu şekilde ikram edilirdi tüm topluluğa. Yine böyle bir zamanda kendisine ikram edileni sağ bana dönüp bakıyor. Küçük bir çocuk var. Ama solunda olgun tecrübeli sahabelerimizden var. Solundakine vermiyor. Vermek için dönüp çocuğun fikrini soruyor. İster misin, müsaade eder misin? Önce onlara ikram edeyim diye çocuğa şunu soruyor. Çocuk da "Olmaz ey Allah'ın Resulü, senden gelen nasibimi ben geri çevirmem. Hiç kimseyi kendime öncelemem bu konuda." deyince gülümsüyor ve o ikramı çocuğa veriyor.</p>

<p>ÇOCUKLAR ARASINDA ADİL OLMAK</p>

<p>Kıymet vermenin göstergelerinden bir tanesi de adil olmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v), bir gün torunlarıyla beraberken Hazreti Hüseyin ondan içecek bir şey istiyor. Peygamber Efendimiz içeceği alıp gelince Hazreti Hasan'da istiyor. Efendimiz Hazreti Hüseyin'e önce ikram edince Hazreti Fatma validemiz şaşırıp soruyor neden önce ona ikram ettiğini. Peygamber Efendimiz (s.a.v) çünkü önce o isteğini demişti." buyuruyor. Çocuklar arasında adaleti sağlamak da yine onlara verdiğimiz kıymetin göstergelerinden bir tanesidir.</p>

<p>Çocuğa kıymet göstergesi olarak başka nelerden bahsedebilirsiniz?</p>

<p>Çocuğa kıymet vermek aynı zamanda doğru eğitimi vermektir. Doğru eğitim dediğimiz şey ihtiyacı olan dünyevi eğitimle birlikte manevi eğitimi de ihmal etmemektir. Tahrim suresi 6. ayet-i kerime “Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun” buyrulmaktadır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) hayatına baktığımızda da onun da eğitime çok önem verdiğini görüyoruz. Bedir Savaşı esirlerine onlardan fidye olarak çokça mal veya para alabilecekken 10 çocuğa okuma yazma öğretmesi karşılığında onlar serbest bıraktığını biz biliyoruz. Bununla birlikte adab-ı muaşeret eğitimine de çok kıymet verdiğini bir sofrada yemeğin ortasından yiyen bir çocuğa "Evladım, besmele çek, sağ elinle ve önünden ye." diyerek edep adap eğitimi verdiğini de yine biliyoruz.</p>

<p>Peygamber Efendimiz v çocukların manevi olarak yetiştirilmesine de çok önem verirdi. Yanında yetişen Enes bin Mali'ye "Yavru cazım, Kur'an-ı Kerim okumayı ihmal etme. Çünkü Kur'an-ı Kerim ölü kalbe hayat verir ve insanı kötü işlerden ve haddini aşmaktan alıkoyar." buyurmuştur. Bir başka sefer Abdullah bin Abbas'ı bineğinin arkasına oturtarak "Dinle delikanlı, eğer sen Allah'ın emirleri ve yasakları konusunda dikkatli olursan Allah Yardımını yanında bulursun. Bir şey isteyeceğin zaman Allah'tan iste. Yardım dileyeceğin zaman Allah'tan dile. Şunu bil ki tüm millet sana iyilik yapmak için bir araya gelse Allah'ın takdir ettiğinden daha fazlasını yapamazlar. Yine tüm millet sana zarar vermek için bir araya gelse yine Allah'tan Allah'ın takdir ettiğinden ötesini veremezler” buyurmuştur.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütünün sağlıklı insan tanımına baktığımız zaman sağlıklı insan fiziksel olarak, psikolojik olarak, sosyal olarak ve manevi olarak olan insandır şeklinde sağlıklı insanın tanımını yaptıklarını görüyoruz. O halde çocuklarımızın sağlıklı bireyler olarak yetişebilmesi için onların manevi yönünü ihmal etmememiz gerekir. Bu eğitimi vermek tabii ki ailenin görevidir.</p>

<p>Konuşmamızın başında kıymet vermekten, sevgiyi belli etmekten, fikirlere değer vermekten, acil olmaktan ve doğru eğitim vermekten bahsettiniz. O konulara değindiniz. Peki kıymet vermek ne demek değildir?</p>

<p>Kıymet vermek ilkesiz olmak demek değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) kıyametin alameti olarak cariyenin efendisini dünyaya getirmesini bunu haber vermiştir.</p>

<p>Yani kıymet vermek çocuklarımıza cariye hizmetkar olmak demek değildir. Kıymet vermek çocuklarımızın sorumluluklarını, işlerini onlar yerine yapmak demek de değildir. Tam tersine, yaşlarına ve karakterlerine uygun sorumluluk vermektir, kıymet vermek. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in de çocuklara sorumluluk verdiğini görmekteyiz.</p>

<p>Hazreti Enes'in anlattığıma göre Efendimiz çocuklara gelen misafirin ayakkabılarını düzenlemek, abdest alınması için su ve leğen hazırlanılması, misafirlere içecek ikram edilmesi gibi görevleri çocuklara vermiştir. Bu görevler çocukların hem sosyalleşmelerini sağlarken bir yandan da onları onore edip benlik saygılarının artmasına da vesile olmaktadır.</p>

<p>Yine Hazreti Ebubekir'le hicret ederlerken Hazreti Ebubekir'in oğlu Abdullah'ı istihbarat görevlisi olarak görevlendirmişlerdi. Yani Mekke'de ne konuşuluyor, neler oluyor, gelip onlara bildirmekle görevliydi. O sırada Abdullah henüz küçük yaşlardaydı. Ancak Karakterine uygun bir görevdi. Peygamber Efendimiz bunu tespit etmiş ve ona göre görevlendirmede bulunmuştu.</p>

<p>Yine bir Mute Savaşı esnasında çocuklar ellerinde oyuncak kılıçlarla, tahtadan kılıçlarla gelmişler. Ey Allah'ın Resulü, babalarımız savaşa gidiyor. Biz de gitmek istiyoruz. Biz de savaşmak istiyoruz dediklerinde Peygamber Efendimiz evet onlar savaşa gidiyorlar. Ama bu şehri kim koruyacak? Siz de durun ve burada Medine'yi koruyun diyerek onları görevlendiriyor</p>

<p>Son olarak konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?</p>

<p>Son olarak şunu söyleyebiliriz. Bunların hepsini yaptık. Bu kıymet göstergelerinin hepsini yaptık. Üstüne ne yapmak lazım? Dua etmek gerekir. Biz bunun Peygamber Efendimizin ve diğer peygamberlerin sünneti olduğunu biliyoruz. Hazreti İbrahim “Rabb'im bana salih evlat ver” diye dua etmekteydi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) kendi torunlarına, çocuklarına ve tüm çocuklara dua etmekteydi. Anlatılır ki bir dizine Zeyd bin Harise'nin oğlu Üsame'yi, bir dizine Hazreti Hasan'ı, torunu Hazreti Hasan'ı oturtmuş, onları sevmiş ve daha sonra "Ya Rabbi ben bunlara merhamet ediyorum. Sen de merhamet et." diye dua etmişti. O halde biz de onun sünnetini yerine getirelim.</p>

<p>Ve Yeryüzündeki tüm çocukların, Filistin'deki, Doğu Türkistan'daki tüm çocukların kıymet gördüğü bir dünya duası edelim. Yine Kur'an-ı Kerim'de Furkan Suresi 74. ayet mealiyle bize öğretilmiş olan bir dua ile bitirelim: “ Rabbimiz eşlerimizi ve evlatlarımızı sizler için göz aydınlığı kılsın ve bizi müttakilere önder eylesin”</p>

<p>S. MELİS BAYRAM</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>manisameydangazetesi.com.tr</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANA MANŞET, YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/cocuklara-verilen-deger</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 13:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/03/bilim-ve-teknoloji/cocuklara-verilen-deger.png" type="image/jpeg" length="11330"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadir Gecesi Bugün İdrak Ediliyor: Bu Mübarek Gecede Hangi İbadetler Yapılmalı?]]></title>
      <link>https://45haber.com/kadir-gecesi-bugun-idrak-ediliyor-bu-mubarek-gecede-hangi-ibadetler-yapilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/kadir-gecesi-bugun-idrak-ediliyor-bu-mubarek-gecede-hangi-ibadetler-yapilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı Kadir Gecesi bugün idrak ediliyor. İslam dünyası için büyük önem taşıyan bu mübarek gecede milyonlarca kişi ibadet, dua ve tövbe ile geceyi değerlendirmeye hazırlanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilen Kadir Gecesi’nde yapılacak ibadetler ise merak ediliyor. Müslümanlar, bu gecede Allah’a yönelerek günahların affı için dua ediyor, ibadetlerle manevi huzur arıyor.</p>

<p>Kadir Gecesi’nde yapılabilecek ibadetler</p>

<p>· Kaza namazı kılmak: Üzerinde namaz borcu bulunanların bu geceyi fırsat bilerek kaza namazı kılması tavsiye ediliyor.</p>

<p>· Kur’an-ı Kerim okumak: Kur’an’ın indirilmeye başlandığı bu gecede Kur’an okumak ve anlamını düşünmek önemli ibadetler arasında yer alıyor.</p>

<p>· Tevbe ve istiğfar etmek: Günahların affı için bolca tevbe ve istiğfar edilmesi öneriliyor.</p>

<p>· Salavat getirmek: Peygamber Efendimiz’e salavat getirmek bu gecede yapılan faziletli ibadetlerden biri olarak kabul ediliyor.</p>

<p>· Zikir ve şükür: Allah’ı zikretmek ve verilen nimetler için şükretmek kalbi huzurla dolduruyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· Sadaka vermek: İhtiyaç sahiplerine yardım etmek ve sadaka vermek de bu gecenin bereketini artıran ibadetler arasında gösteriliyor.</p>

<p>· Seher vakti dua etmek: Gecenin seher vaktinde kılınan namaz ve edilen duaların kabulüne vesile olacağına inanılıyor.</p>

<p>Müslümanlar için büyük bir manevi fırsat olarak görülen Kadir Gecesi, dua, ibadet ve iyiliklerle değerlendiriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANA MANŞET, YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/kadir-gecesi-bugun-idrak-ediliyor-bu-mubarek-gecede-hangi-ibadetler-yapilmali</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/03/bilim-ve-teknoloji/kadir-gecesi.png" type="image/jpeg" length="48453"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ailede Sevgi İnşası]]></title>
      <link>https://45haber.com/ailede-sevgi-insasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/ailede-sevgi-insasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan Sohbetleri’nin bugünkü konusu: ailede sevgi inşası. Yunusemre İlçe Müftülüğü Vaizi Aişe Avcı İnci, Kur’an ve Peygamber Efendimizin (s.a.v) hayatından örneklerle eşler arasındaki sevgiyi anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı kapsamında gerçekleştirildiğimiz Ramazan Sohbetleri programında bugün “Ailede Sevgi İnşası” konusu ele alındı. Programda konuşan Yunusemre İlçe Müftülüğü Vaizi Aişe Avcı İnci, Kur’an-ı Kerim’in aileyi, huzurun merkezi olarak tanımladığını ve aile içi sevginin “meveddet” ve “rahmet” kavramlarıyla ifade edildiğini söyledi.</p>

<p><img alt="" height="417" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-13-at-174312-69b5154807f85.jpeg" width="800" /></p>

<p>Kur'an-ı Kerim ailede sevgiye dair bize neden?</p>

<p>Kur'an-ı Kerim Rum Suresi 21. ayet-i Kerimede aile, huzurun merkezi ve Allah'ın varlığının delillerinden birisi olarak bize tanıtır ve aile içerisindeki sevgiyi meveddet ve rahmet kavramlarıyla bize anlatır. Şimdi meveddet ve rahmet kavramları üzerinde biraz duralım dilersen. Meveddet; yakınlaşma, kaynaşma anlamındadır. Baktığımız zaman aşka göre daha makul bir sevgi, muhabbete göre daha derin, daha köklü bir sevgiyi ifade eder ve Allah'ın kullarını çok seven anlamına gelen El Vedud isminin de yeryüzündeki tecellisi de yansımasıdır.</p>

<p>Bir diğer kavram ise rahmet kavramı. Rahmet merhameti, şefkati, esirgemeyi, korumayı anlatan bir kavramdır. Allah Teala'nın Er-Rahman, Er-Rahim; kullarını seven, esirgeyen, bağışlayan anlamındaki isimlerinin yeryüzündeki tecellisidir.</p>

<p>Bakara suresinde yine bu rahmeti, merhameti, şefkati anlatmak üzere ifade üzere elbise metaforu işlenmiştir. Buyurulmaktadır ki “Onlar sizin için elbisedir. Siz de onlar için elbisesiniz.” Yani hanım bey için, bey de hanım için birer elbisedir. Peki elbise ne demektir? Bunun üzerine biraz düşünmemiz gerekiyor zannedersem. Elbisenin görevi nedir? Öncelikle korumaktır. Yazın sıcaktan, kışın soğuktan bizi korur. Eşler de aynı şekilde birbirlerini haramdan, günahtan, kötülükten korurlar yahut korumalıdırlar. Elbisenin bir diğer görevi mahrem yerleri örter. Aynı şekilde eşler de birbirlerinin hatalarını, kusurlarını, ayıplarını örtücüdürler yahut örtmelidirler.</p>

<p><img alt="" height="416" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-13-at-174312-1-69b5154eade85.jpeg" width="800" /></p>

<h3>“Eşlerin Kulluk Bilincine Sahip Olmaları Gerekir”</h3>

<p>Elbisenin bir diğer özelliği süsler, düzenler. Eşlerin sosyal hayat içerisindeki konumları, saygınlıkları yine birbirlerine bağlıdır diyebiliriz. Yine az önce belirtmiştik. demiştik ki meveddet kelimesi Allah'ın Vedud isminin yansımasıdır. Rahmet kelimesi Allah'ın Rahman ve Rahim isimlerinin yansımasıdır. Madem ki aile Allah'ın bu isimlerinin, yansıdığı yerdir. O halde ailede sevginin inşasına o sevginin kaynağıyla iletişimi sağlam tutarak başlamak gerekir. Ne demek oluyor bu? Kulluk bilinci, kulluk bilincine sahip olması gerekir eşlerin. Kulluk bilincine sahip olduğu zaman eşler birbirleri üzerinde sahiplik iddia etmezler. Haşa tanrılık iddia etmezler. Nedir? İkimiz de kuluz, birbirimize Allah'ın emanetiyiz ve ikimizin de sahibi var. O da bizim Rabbimiz olan Allah'tır. Yaklaşımında bulunurlar. Böyle bir ailede şiddet, hakaret, kötü muamelede bulunmaz.</p>

<p>Peygamberimizin hayatına baktığımızda ailede sevgiye dair neler görüyoruz?</p>

<p>Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam öncelikle çok sevgi dolu bir insandı. Hatta şöyle anlatılır. Derler ki: "Ashabından, arkadaşlarından kime sorulsa Allah Resulü en çok kimi seviyor?" diye beni cevabını. Beni alırdı. Sevgi, çok seven ve sevgisini de belli eden bir insan. Aynı sevgiyi biz eşlerine de yansıttığını, belli ettiğini görüyoruz. Allah Resulü (s.av) buyuruyorlar ki: "Sizin en hayırlınız ailenize en güzel muamelede bulunanınızdır ve bu konuda ben sizin öncünüzüm." buyuruyor. Bakıyoruz Hazreti Hatice, ilk eşi Hazreti Hatice. O dönemde Araplar arasında çok evlilik yaygın bir gelenek. Fakat Allah Resulü Hazreti Hatice ile evli olduğu dönem boyunca bir başkasıyla evlenmiyor. O vefat ettikten sonra da onun hatırasına o kadar hürmet gösteriyor ki arkadaşlarını, ailesini arıyor, soruyor. Hatta kurban kestirip onun sevdiklerine ikram ettiği, dağıttığına dair rivayetler var. Efendimizin sonraki eşlerinden Hz. Ayşe annemiz diyor ki: "Ben hayatta en çok kıskandığım hanımım Hatice'ydi. Ki Hatice'yle aynı dönemde biz yaşamadık.” Peki Hz. Ayşe'nin kıskanmasının altında yatan sebep onun değer görmemesi mi? Hayır bilakis Hz. Ayşe annemizde, Peygamber Efendimiz tarafından değer gören bir hanımefendi.</p>

<p><img alt="" height="289" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-13-at-174313-69b5155432112.jpeg" width="439" /></p>

<p>Amr bin As. diyor ki "Ey Allah'ın Resulü insanlardan en çok kimi seviyor?" Peygamber Efendimiz diyor ki: "Ayşe'yi." Amr bin As bu sefer istedikleri cevabı alamayacak alamamış olacak ki. "Yok ey Allah'ın Resulü, biz onu sormadık. “Biz erkeklerden en çok kim seversin?" Onu sorduk diye tekrar sorularını yöneltiyorlar. Peygamber Efendimiz diyor ki: "Ayşe'nin babasını." Hazreti Ayşe'nin babası kim? Hazreti Ebubekir. Hazreti Ebubekir Peygamber Efendimizin hayatına Hazreti Ayşe'den sonra dahil olan birisi mi? Hayır. Hz. Ebubekir onun çocukluktan beri arkadaşı, gençlik arkadaşı, kendisine ilk iman edenlerden, miraçtan döndüğünde eğer o söylüyorsa doğrudur diye daha onunla hiç görmeden, onu görüşmeden Peygamber Efendimizi direkt tasdik eden bir isim. Yâr-ı gār diyoruz ona. Hicrette yol arkadaşı, mağara dostu. Buna rağmen hani onu tanıtırken Dostum Ebubekir'i değil de Ayşe'nin babası şeklinde tarif etmesi Hz. Ayşe annemize verdiği önemin ve ona duyduğu sevginin bir göstergesidir diyebiliriz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peygamber Efendimiz'in sevgisini sürekli dile getirdiğini gösterdiğinden bahsettiniz. Ama son zamanlarda toplumumuzda ‘ben sevgimi söyleyemem’ diyen insanlar çok fazla. Bu konu hakkında neler demek istersiniz?</p>

<p>Peygamber Efendimiz (s.av) bir hadis-i şeriflerinde buyuruyorlar ki: "Sizden biriniz diğerini severse evine kadar gitsin ve ona onu sevdiğini söylesin. Hatta ben bugün buraya seni sevdiğimi söylemek için geldim." desin buyuruyor. Yani insanı ne kadar kendini değerli hissettirecek bir davranıştır bu değil mi? Birinin gelip bugün buraya seni sevdiğimi söylemek için geldim, seni seviyorum demesi. Efendimiz (s.av) bu hadis-i şerifinin bizi yükümlü tuttuğunu düşünüyorum. Bizi mükellef tuttuğunu düşünüyorum. Aile içerisinde kendisinin de bunu uyguladığını örneklerde okumaktayız. Mesela biz anlatırken diyoruz ki işte Allah Resulü Hazreti Ayşe'ye "Ya Ayşe" dedi. Hazreti Ayşe Peygamber Efendimize "Ey Allah'ın Resulü" dedi.Bu şekilde bir sohbetlerinin olduğunu anlatıyoruz. Ancak Hazreti Ayşe birbirlerine hitaplarının böyle olmadığını söylüyor. diyor bize. Diyor ki: "Allah Resulü bana "Uveyş" derdi. Uveyş, Ayşeciğim,” derdi. Yahut Hümeyra, Hümeyra zarif kadın, pembe yanaklı, zarif kadın anlamında böyle iltifat ederek onu hoşlanacağı bir şekilde seslenirdi ona.<br />
Hazreti Ayşe annemiz Peygamber Efendimize "Habibi" yahut "Habbi" yani sevdiceğim, sevdiğim şeklinde hitap ettiklerini biliyoruz.</p>

<p><img alt="" height="225" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-13-at-174313-1-69b5155aca114.jpeg" width="400" /></p>

<p>Söz dışında sevgi Peygamberimiz (s.av) davranışlarına nasıl yansımıştır?</p>

<p>Sevginin hani çeşitli sevgi gösterme biçimleri var. Sevginin beş dili deniyor. İşte beraber vakit geçirmek, fiziksel yakınlık yahut hizmet etmek, hediye, sürpriz. Bunlar sevginin farklı dile getirilme biçimleri. Peygamber Efendimiz’in (s.av) hayatında onların hepsinin yer aldığını görüyoruz.<br />
Eşlerine karşı onlara öncelikle vakit ayırırdı. Hem devlet başkanı hem peygamber olmasına rağmen şunu demezdi; Ben peygamberim. İnsanlara dinlerini öğretiyorum, anlatıyorum, davranışlarımla onlara örnek oluyorum. Yanı sıra ben devlet yöneticisiyim. Hanımlar artık beni idare edin. Ben size vakit ayıramayacağım demezdim. Onların her birine ayrı ayrı vakit ayırırdı. Onlarla zaman geçirirdi. Onların anlattıklarını dinler, dinledikleriyle alakalı yorumlar yapardı. Üzgünlerse onları teselli ederdi. Hatta şöyle bir şey anlatılmakta. Hazreti Safiye validemiz Yahudi bir kabileye mensup. Her biri haliyle, davranışıyla örnek insanlar. Ancak onlar da insanlar. Kimi insani durumları olabiliyor. Annelerimizden bir Hazreti Safiye'ye kızdığı esnada "Yahudi'nin kızı" demiş. Safiye annemiz de bu duruma çok üzülmüş olacak ki Allah Resulü onu ziyaret ederken durumu Peygamber Efendimiz'e anlatmış ve ağlamış.<br />
Allah Resulü onun gözyaşlarını elleriyle silmiş ve demiş ki: "Safiye eğer sana bir daha öyle diyecek olurlarsa sen de ki benim babam Hazreti Harun, amcam Hazreti Musa, eşim de Hazreti Muhammed Mustafa'dır. Siz bana "Karşı neyinizle övünüyorsunuz?" de” demiş ve onu bu şekilde teselli etmiş. Daha sonra bu cümleyi Kur'an hanımına da Allah'tan kork ve böyle şeyler söyleme diye onu da uyarmış.<br />
Efendimizin eşlerini sevdiğini, teselli ettiğini, aynı zamanda doğruya da yönlendirdiğini görmekteyiz biz bu örnekte. Peygamber Efendimiz Efendimiz (s.av) toplum içerisinde de eşlerine kıymet verdiğini belli ederdi. Efendimizin Farisi İranlı bir komşusu vardı. Çok güzel çorba yapardı. Bir gün gelip efendimizi çorbaya davet etti, yemeğe davet etti. Yanında Hazreti Ayşe annemiz vardı.<br />
Peygamber Efendimiz sordu: "Bu da gelsin mi?" O komşu fazla nezaketten nasibini almayacak bir komşuymuş muhtemelen ki "Yok." demiş. "Gelmesin. O gelmesin." Efendimiz bunun üzerine o halde ben de gelmiyorum cevabını vermiş. İkinciye gelmiş komşu. Yine çağırmış, yemeğe davet etmiş. Efendimiz yine sorumuş: “O da gelsin mi? Adam yine "Hayır, gelmesin. Onu davet etmiyorum." demiş. Peygamber Efendimiz o halde "Ben de gelmiyorum." cevabını vermiş.<br />
Üçüncüye gelmiş. Efendimiz yine sormuş. "O da gelsin mi?" Adam "Evet, gelebilir." dedikten sonra Hazreti Ayşe annemizle birlikte bu beyefendinin yemek davetini iştirak etmiş.<br />
Peygamber Efendimiz (s.av) eşlerinin fikirlerine kıymet verir. Onlara fikirlerini sorardı. İlk vahiyden sonra eve geldiğinde Hz. Hatice validemizle bu durumu anlatmış, paylaşmış. Korkuyorum, endişeleniyorum diye duygusunu belli etmişti. Hz. Hatice annemiz bunun üzerine Allah Resulü'nü teselli etmiş. “Sen endişelenme, korkma. Yoksulu, muhtacını gözeten bir insansın. Akrabayı destekleyen bir insansın. Merak etme. Allah senin gibi bir kulun zayi etmez” diyerek efendimize teselli olmuştu, teselli etmişti.<br />
Yine Hudeybiye Barış Anlaşması esnasında da annelerimizden Ümmü Seleme'nin fikrini aldığını görüyoruz. Hudeybiye Barış Anlaşması Müslümanlar için çok ağır şartları olan bir anlaşma. Mekke sınırına kadar gidiyorlar. Kabe'yi ziyaret edip dönmeyi aslında hedeflemişler. Ancak müşrikler onlara engel olmuşlar. Mekke sınırlarındayken onları durdurmuşlar ve içeriye giremeyeceklerini söylemişler.<br />
Kâbe'yi ziyaret edemeyeceklerini söylemişler ve aralarında ağır şartları, görünürde şartları çok ağır olan bir anlaşma yapmışlar. Peygamber Efendimiz (s.av) bu anlaşmadan sonra artık getirdiğiniz kurbanlarınızı kesin, tıraşlarınızı olun, Medine'ye geri dönüyoruz buyurmuş. Ama ashab o kadar üzgün ki böyle elleri kolları kalkmıyor. Bir yandan da vahiy bekliyorlar. Belki Allah yeniden Gidin, Kabe'yi tavaf edin diye emrederse diye bir beklentileri de var ve emri yerine getirmek de biraz ağırdan alıyorlar. Peygamber Efendimiz bu duruma üzülüyor, çadırına giriyor ve Ümmü Seleme annemize diyor ki: "Ashabım benim sözümü tutmuyor. Allah'ın gazabının gelmesinden korkuyorum." Peygamber sözü tutmamak bunu gerektirebilir çünkü. Ümmü Seleme annemiz bunun üzerine "Ey Allah'ın Resulü, sen hiç endişelenme, üzülme. Sen çık kendi kurbanını kes, tıraşını ol, göreceksin bak onlar da senin yaptığını yapacaklardır” diyor. Efendimiz annemizin tavsiyesine uyuyor, gidip kurbanını kesiyor, tıraşını oluyor. Sonradan sahabe efendilerimiz de kurban kesip tıraş olmakta birbirleriyle adeta yarışıyorlar.<br />
Efendimizin annelerimizin fikirlerini sorması da onlara kıymet verdiğinin bir göstergesidir.<br />
Bir başka kıymet göstergesi ise onlara hizmet ettirmemesi, hizmet beklememesi ki Allah Resulü sadece hanımları değil, tüm insanlar ona hizmet etmek için yarışırken O kendi söküğünü kendisi dikmesi, keçisini kendisi sağması, bunlar Peygamber Efendimizin yine kıymet verdiğinin göstergelerinden birkaç tanesi.<br />
Hanımları bineklerine binerlerken dizini basamak yapar, onların bineye binmesini kolaylaştırır. Ellerini tutar, başını omzuna yaslamalarına müsaade eder. Bu şekilde sevgisine ishar eden, ortaya koyan bir sandığı Peygamber Efendimiz.<br />
Hazreti Ayşe annemiz şundan da bahsetmekte. Beraber yemek yerlerken Allah Resulü'nün bardağın onun içtiği kısmından su içmeye çalıştığı, kemikli et yerken onun yediği kısmından onun da yemeye çalıştığını bize haber vermekte. Tüm bunlar gösteriyor ki aslında sevgi dediğimiz şey çok büyük davranışları gerektiren bir şey değil. Küçük küçük, ufak ufak inşa edilen bir durum. Hal böyleyken yani ben eline sağlık demesem ne olur? Kapıda karşılamasam ne olur? Kapıdan uğurlamasam ne olur? Dememek lazım. Böyle ufak ufak davranışlarla sevgiyi inşa etmek gerekiyor.<br />
Allah Teala Furkan Suresi 74. ayet-i kerimede bir dua öğretiyor bize. Bu duayla İnşallah programı tamamlayalım. Allah'ım eşimizi ve evlatlarımızı bizler için göz aydınlığı kıl ve bizi senden sakınanlara öncülerden eyle.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>manisameydangazetesi.com.tr</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/ailede-sevgi-insasi</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/03/d-f-d-f-d-f-g-f-f-g-d-f-f-g.png" type="image/jpeg" length="25608"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ramazan Kazanımlarını Devam Ettirmek]]></title>
      <link>https://45haber.com/ramazan-kazanimlarini-devam-ettirmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/ramazan-kazanimlarini-devam-ettirmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rahmet ayı Ramazan’ın manevi ikliminde gerçekleştirdiğimiz Ramazan Sohbetleri programımızın bugünkü konuğu Yunus Emre İlçe Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı Ali Aldemir. Ramazan ayının bize kazandırdıklarına değinen Aldemir, bu ayda kazanılan ibadet alışkanlıklarının ve manevi kazanımların yıl boyunca korunması gerektiğini belirti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Meydan Gazetesi olarak, evlerinizi 'Ramazan Sohbetleri' ile konuk olmaya devam ediyoruz. Bugün ki konumuz; Ramazan kazanımlarını devam ettirmek. Yunus Emre İlçe Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı Ali Aldemir, Ramazan kazanımlarını muhafaza etmede büyük önem taşıdığını vurguladı. Aldemir, bu ayda elde edilen sabır, ibadet ve ahlak kazanımlarının Ramazan sonrasında da sürekli ibadet anlayışıyla devam ettirilmesi ifade etti.</p>

<p>Ramazan ayında kazanımlarımızı devam ettirebilmek için önce neler kazandığımıza bakmalıyız. Ramazan kazanımlarımız nelerdir hocam?</p>

<p>Ramazan ayı mübarek bir ay. Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam buyuruyor ki: "Sizler Ramazan'ın faziletini bilseydiniz bütün senenin Ramazan olmasını isterdiniz.” O kadar kıymetli bir ay. Dolayısıyla bu kadar kıymetli bir ayda biz çok farklı kazanımlar elde edebiliyoruz. Bunları hadislerle örneklendirelim inşallah. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Ramazan'da neler kazandığımızla ilgili hangi hangi hadis-i şerif zikretmiş? Ramazan ayı, oruç ayı. Önce oruçla ilgili müjdeler nelerdir? Mesela bir hadis-i şeriflerinde Aleyhissalatu vesselam buyurur ki: "Kim faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa onun geçmiş günahları bağışlanır." Bir kere böyle bir kazanımımız var. Eğer ihlasla sevabını Allah'tan umarak, inanarak Ramazan orucunu tam olarak tutabilirsek, mazeretimiz yoksa geçmiş günahlarımızın bağışlanacağı müjdesi var. Bir kere Ramazan'ın sonunda inşallah amel el defterimiz, ters temiz bir şekilde sevaplarla dolu olarak çıkabiliriz.. Yine aynı oruçla ilgili başka bir hadis-i şerif; “Büyük günahların kaçınılması halinde beş vakit namaz, iki cuma ve iki Ramazan aralarında işlenecek küçük günahlara kefaret olur.” Yani aralarında işlenecek küçük günahlar tövbe edilmek suretiyle iki Ramazan arasında işlenecek günahlara da diyor kefaret olur. Yine başka bir hadis-i şerifte “Cennette Reyyan kapısı diye bir kapı vardır. Bu kapıdan sadece oruç tutanlar girebilir. Oruç tutanlar o kapıdan girdikten sonra daha o kapı kapatılır, kimse alınmaz.” Burada nasıl bir müjde var?? Eğer hakikaten ihlas varsa o ihlasla tutabilmişsek cennet müjdesi var. Ramazan oruç tutulduğunda cennetle müjdeleniyor. Böyle bir kazanımız var.<br />
Yine Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseye Allah Teala bir günlük oruç sebebi ile cehennem ateşinden 70 yıl uzak tutar. Hani insanların diyor bir sözde en büyük problemi, en büyük endişesi cehennemden kurtulmaktır. Oruçta böyle bir müjde var. Eğer ihlasla Allah rızası için oruç tutarsa bir kişi Allah onun bir günlük orucu münasebetiyle onu 70 yıl cehennemden uzak tutar. Cehennemden kurtulacağımıza dair müjdeler var oruçla ilgili.</p>

<h3>“İFTAR, ZENGİNLERİN SOFRASINDAN İBARET OLMASIN”</h3>

<p>Son olarak oruçla ilgili şunu da zikredelim. “Kim bir oruçluyu iftar ettirirse oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından hiçbir şey eksilmez.” İşte Ramazan'da çevremizi iftara davet ediyoruz. Burada özellikle şuna dikkat etmek gerekiyor. İftara özellikle muhtaç kimselere davet etmeye gayret edelim. Bu iftar zenginlerin sofrasından ibaret olmasın. İftar sadece hali vakti yerinde olanların sofrasından ibaret olmasın. Aleyhissalatu vesselam buyuruyor ki; “O oruçlunun sevabı kadar sevap da sana yazılır. Senin o oruçlunun sevabından da bir şey eksilmez.” Niye? Çünkü sevaplar nur cinsindendir. Nur olan şeyler bölünmez, kısımlara ayrılmaz. Dolayısıyla biz yapacağımız bu iyiliklerle kardeşlerimizin sevabına da ortak olarak sevap heybemizi biraz daha fazla dolduruyoruz.</p>

<h3>“TERAVİH NAMAZI SÜNNET BİR NAMAZDIR”</h3>

<p>Ramazan'ın en öne çıkan ibadetlerinden birisi de teravih namazı. Bununla ilgili Aleyhissalatuvesselam'ın bir müjdesi var. Diyor ki: "Kim Ramazan'ın faziletine inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek teravih namazını kılarsa o kimsenin de geçmiş günahları bağışlanır." Teravih namazı sünnet bir namazdır. Ramazan'a has bir ibadet olduğu için sevabı çok büyük bir ibadettir. Mesela başka bir hadis-i şeriflerinde Aleyhissalatuvesselam buyurur ki: "Ramazan'da yapılan nafile bir ibadet başka zamanlarda yapılan farz ibadet gibidir." Yani teravih namazı her ne kadar sünnet olsa da başka zamanda yaptığımız bir farz gibi farz sevabını içinde taşıyor. Ramazan kazanım kazanımlarımızdan birisi de bu olmuş olur.</p>

<p>Yine aynı zamanda Ramazan ayı biliyorsunuz fitre, fidye verdiğimiz sadaka ayıdır. Sadakayla ilgili Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın söylediği hadis-i şerifler var ki onlar da “Suyun ateşi söndürdüğü gibi sadaka da günahın azabını söndürür.” Veya başka bir hadis-i şerif “Sadaka Rab'bin öfkesini söndürür ve kişiyi kötü ölümden uzaklaştırır.” Ramazan'da bol bol fitre, zekat, sadaka vererek bu anlamda da inşallah heybemizi doldurup günahlarımızdan aranmış oluyoruz.</p>

<h3>“RAMAZAN AYI KUR'AN AYI”</h3>

<p>Yine aynı zamanda Ramazan ayı Kur'an ayı. Kur'an'ın indiği bir ay Ramazan. Dolayısıyla Kur'an ayı olduğundan bol bol Kur'an'ları okuyacağız. Mukabele okuyacağız. Bununla ilgili de Aleyhissalatu Vesselam'ın şu iki tane hadisini zikredelim Birincisi;” Kur'an okuyunuz. Çünkü Kur'an kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir” buyuruyor. Kur'an'ı bol bol okuyun ki o kıyamet gününde size şefaatçi olacak. Yani bu beni okumuştu deyip bizim lehimize şehadet edecektir, şahitlik edecektir. Ve başka bir hadis-i şerifte de “Kim Kur'an-ı Kerim'den bir harf okursa onun için bir iyilik sevabı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da 10 sevaptır” Diyor ki Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, "Bakın ben Elif, Lam, Mim bir harftir demiyorum size." diyor. Elif ayrı harf, Lam ayrı harf, Mim ayrı harf. Yani Elif dediğinizde 10 sevap, Lam dediğinizde 10 sevap, Mim dediğinizde 10 sevap. Normal zamanda. Bir de bu Ramazan'a girdiğimizde her bir amelin sevabı 300'e çarpılıyor, 1.000'lere çarpılıyor. Dolayısıyla Kur'an okuyarak bu harfler adedince sevap kesimimizi doldurup Ramazan'dan sevap terazisi dolu, günah terazisi de boş olarak çıkmak hepimize nasip olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu kazanımları nasıl devam ettirebiliriz? Ya da başka bir ifadeyle bu kazanımları kaybetmemek için neler yapmalıyız?</p>

<p>Onları yine peygamberimizden öğreniyoruz. Yani o bize nasıl oruç tutulması, Ramazan'ın nasıl değerlendirilmesi gerektiğini öğrettiği gibi bunların nasıl muhafaza etmemiz gerektiğini de öğretmiş. Mesela bunu iki yönde bakabiliriz. Bir Ramazan içinde oruç tutarken korumamız gereken kazanımlar var. Bir Ramazan'dan sonra devam ettirmemiz korumamız gereken kazanımlar var.</p>

<h3>“BİZ SADECE MİDEMİZE ORUÇ TUTTURMAYACAĞIZ”</h3>

<p>Ramazan içindeki kazanımları nasıl koruruz? Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: "Kim yalan konuşmayı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse Allah'ın o kimsenin yemesine, içmesine, terk etmesine ihtiyacı yoktur” Biz sadece midemize oruç tutturmayacağız. Bütün duygularımızı oruç tutturmamız lazım ki orucun bize bir faydası olsun. Oruç tuttuğumuz halde yalan söylüyorsak, Allah'ın emirlerini yapmayıp yasaklarından kaçınmıyorsak diyor o orucun tutan kimseye faydası olmaz. Dolayısıyla biz çekmiş olduğumuz bu açlığı ve susuzluğu oruç sevabıyla taçlandırmak istiyorsak diğer uzuvlarımızı da oruç tutturmamız gerekiyor. Gözümüzü haramdan, kulağımızı gıybetten, ağzımızı yalandan, bedenimizi diğer haram ve günahlardan muhafaza etmek lazım ki o Ramazan kazanımları, orucun bize kattığı değerler devam etsin.</p>

<p>Yine orucun Ramazan'dan sonra bu kazanımları nasıl devam ettirebiliriz? Aleyhissalatu Vesselam'a soruluyor. “Amellerin en faziletlisi hangisidir?” O diyor diyor ki: "İbadetlerin en faziletlisi az da olsa devamlı olanıdır." Yani sadece Ramazan'da yaptım. Ramazan'dan sonra bırakıyorum. Öyle değil. O Allah'ın istediği bir şey değil. Ramazan'da alışkanlık kazandık, devam ediyoruz. En azından Ramazan'dan sonra farzları kısmında bunu devam ettirmemiz gerekiyor.</p>

<h3>“RAMAZAN AYI SABIR AYIDIR”</h3>

<p>Ramazan'da daha fazla, Ramazan'dan sonra daha az değil. Mesela toplumda bazen şu tartışmalar oluyor. Kandil geceleri var mı, yok mu? Peygamberimiz Kandil gecesi kutlar mıydı, kutlamaz mıydı? Peygamberimizin her gecesi Kandil gecesi gibi olduğundan dolayı biz Kandil gecesinde ekstra bir şeyler yaptığına şahit olmuyoruz. Ama bizim diğer günlerimiz Kandil gecesi gibi olmadığından dolayı Kandil gecesi biraz daha dikkat çekiyor. Aslında Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın Ramazan-ı Şerif'le ilgili, Kandil geceleri ile ilgili, Kadir gecesi ile ilgili teşvik edici hadisleri vardır. Biz bunlara uyarız. Ama Peygamberimiz bu teşvik ettiği şeyleri zaten kendisi her gün yapıyordu. Yani belli bir vakitte ibadet değil, bütün ömrü boyunca az da olsa devamlı bir ibadeti devam ettiriyordu. Bizden de bunu istiyor</p>

<p>Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam bir hadis içerisinde buyuruyor ki: "Ramazan ayı sabır ayıdır. Sabrın karşılığı da cennettir." diyor. Ramazan ayı bizi ne yapıyor? Eğitiyor. Ne eğitimi veriyor? Sabır eğitimi. Sabır deyince bizim aklımıza ne gelmesi lazım? Alimlerimiz der ki: "Sabır üç türlüdür." Nedir onlar? Bir ibadetlerde sabır, iki günahlara karşı sabır, üç musibetlere karşı sabır. İşte Ramazan ayında biz ibadetlere karşı bir sabır kazanıyoruz. Sabır eğitimi. İşte daha önce kılmıyorsak dahi Ramazan münasebetiyle beş vakit namazımıza başlıyoruz, Teravih namazları kılıyoruz. Ramazan bize ibadet sabrını öğretiyor. Ama bunu Ramazan'ın sonuna gelindiğinde yapmamamız lazım. İşte günahlara karşı sabır. İşte çevremizde görüyoruz bazen. Ramazan'dan önce bazı haram gıdaları kullandığı halde Ramazan'ın hürmetine bunu bırakıyor. Niye? Ramazan'a hürmet ediyor. Bir ay boyunca bu haramı demek ki görüyor ki ben bu haramı işlemeden yapabiliyorum. O zaman ne yapması gerekiyor? Ramazan’dan sonra da kazandığı bu eğitimi devam ettirmesi gerekiyor. Üçüncü sabır da musibetlere karşı. İşte en büyük musibet olarak gördüğümüz ölümde bile ne diyoruz? “Muhakkak ki biz Allah'tan geldik. Yine ona dön vereceğiz” diye. Allah'tan geldiğini bilip metanetle karşılamamız gerekiyor.</p>

<p>Ramazan kazanımlarımızı en çok kaybettiğimiz şeylerden birisi de nedir diye sorduğumuzda Aleyhissalatuvesselam'ın şöyle bir hadis-i şerifi var. Bir gün kendisine soruluyor. "Ey Allah'ın elçisi, hakkında korkacağım şeylerin en tehlikelisi nedir?" diye soruluyor. O mübarek eliyle dilini tutuyor ve işte budur buyuruyor. “Size en çok zarar verecek şey olan şey dilinizdir. Ona dikkat edin diyor.”</p>

<p>Yine başka bir hadis-i şeriflerinde "Oruç oruçluya yakışmayan şeylerle zedelenmedikçe kendisini tutan kişi için kalkandır." buyuruyor. Yani oruç zedelenmedikçe, tutan için, orucu tutan kimse için bir kalkan, bir koruma oluyor. Ama zedelenirse o görevini kaybediyor. Ashab burada merak ediyor. "Ya Resulallah, oruç ne ile zedelenir ki kalkan olma hüviyetini getirir?" diye sorulduğunda Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam yalan ve gıybetle buyuruyor. Yalan ve gıybet size en çok zarar veren şey, orucunuzu da kalkanı olmaktan çıkaran şeydir buyuruyor. Yalan nedir? Hepimizin malumu birisini kandırmak. En büyük yalan nedir diye sorarsanız; küfürdür. Yani şu anlamda ki Allah'a inanmamak. Allah yok demek en büyük yalandır. Dolayısıyla onun haricinde insanların kendi arasındaki münasebetlerde konuştuğu yalanlar. Bunların hepsi diyor size zarar verir.</p>

<h3>“GIYBET NEDİR?”</h3>

<p>Diğer taraftan gıybet. Gıybet nedir? Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam diyor ki "Gıybet nedir? Bilir misiniz?" diye sormuş. Sahabe "Allah ve Resulü daha iyi bilir." deyince ve bunun üzerine Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam "Kardeşini onun hoşlanmadığı bir şey ile anmandır." buyuruyor. “Kardeşinin hoşuna gitmediği bir özelliğini başka bir yerde anman. Onun yanında veya gıyabında, onun hoşlanmadığı bir şeyle anman gıybettir” buyuruyor. Sahabe soruyorlar "Ya Resulallah peki o söylediğim şey bahsettiğim arkadaşta varsa yani ben onu anlatıyorum şöyle özelliği var diye ama o arkadaşta hakikaten bu özellik var. Bu durumda ne olacak?” diye sorulduğunda Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam buyuruyor ki: "Eğer o söylediğin özellik o arkadaşta var ise gıybet olur. Yok ise iftira olur." Dolayısıyla sen başkasının yanında onun hoşlanmayacağı bir şeyle onu anla. Onu yapmış olsa bile sen onun hukukunu koru. Yani kötülüğü yayma.</p>

<h3>“MÜFSİT KİMDİR?”</h3>

<p>Gıybet günümüzdeki ifadesiyle dedikodu. İbadetlerimizdeki sevaplarımızı nasıl yok eder?<br />
Konuya mesela gıybet özelinde kul hakkına zararla bakmak lazım. Gıybette bir kul hakkıdır. Dolayısıyla bunu kul hakkı nazarıyla bakmak lazım. Bu kul hakkı ile ilgili Peygamberimizin çok kapsayıcı bir hadis-i şerifi var. Bir gün peygamber efendimiz aleyhissalatu vesselam ashabı ile otururken onlara "Müfsit kimdir? Biliyor musunuz?" diye soruyor. Müfsit Türkçemizde "iflas eden" demek. Sahabe efendilerimizde "Bizde iflas eden, zenginken malını, mülkünü kaybedip fakire düşene biz iflas eden." deriz buyuruyor.</p>

<p>Peygamberimiz "Evet, o iflas eden, doğru, doğrudur ama asıl iflas eden kimse o kimsedir ki, kıyamet gününde Allah'ın huzuruna hesap görülürken namazı, orucu, zekatı tam olarak gelir. Yani namazı tamdır, orucunu tutmuştur, zekatını vermiş Sevap heybesi doludur. Bu şekilde gelir. O kişiye bakılır ki falanca kişiye dövmüş. Öbürüne iftira atmış. Öbürüne eziyet etmiş. Berikinin gıybetini yapmış. Dolayısıyla birçok kul hakkına girmiş.</p>

<p>İşte o kul hakkında o hesap görülürken diyor dövdüğü kimselere o kişinin sevabından, namaz sevabından, oruç sevabından, zekat sevabından alınır. Öteki kimseye verilir. Ama o kişinin sevabı biter. Alacaklılar bitmez. Bu sefer alacaklıların günahından alınır. Bu kişiye yüklenir. Çünkü verecek sevabı kalmaz. Bu sefer o gıybetini ettiği, iftira attığı kimseden günahları alınır. Bu gıybet eden, iftira atan kimseye verilir. Bu şekilde bu diyor günah heybesini doldurur ve cehenneme atılır buyuruyor. İşte asıl iflas eden budur. Sevap kesesi dolu geldiği halde yapmış olduğu dedikodu yüzünden, gıybet yüzünden, iftira yüzünden, eziyet yüzünden o sevaplarını başkasına kaptırmış. Bu halde de cehenneme atılmış kişi asıl iflas edendir diyor.</p>

<p>Dolayısıyla gıybet bizi sadece Ramazan kazanımlarını değil, bütün ömrümüzün kazanımlarını alıp götürebilir. Bununla ilgili şöyle bir üç cümlelik bir şey zikredilir; Üç canlı başkası için çalışır denir. Mesela av köpeği avcı için çalışır. Koşar, avı yakalar ama sahibine götürür. Kendisine bir şey kalmaz. Cimri malı biriktirir, yiyemez, başkasına kalır. Yani cimri de aslında başkasına çalışıyor. Yani av köpeği başkası için çalışır, cimri başkası için çalışır, bir de gıybetçi. Gıybetçi de diyor başkası için çalışır. Çünkü gıybet eder, salih amellerini başkasına kaptırır.</p>

<p>O kadar Ramazan boyunca emek çeker, biriktirir ama yapmış olduğu dedikodu gıybet yüzünden o sevapları başkasına kaptırır. İşte bununla ilgili Hasan Basri Hazretleri vardır. Geçmiş büyük Üzerimizden. Şöyle bir uygulaması varmış onun. Kendisinin gıybetini yapan birine bir tabak hurma gönderilmiş. Dermiş ki senin bana verdiğin hediyenin yanında bu ufak bir şey ama kabul et dermiş. Çünkü sen benim gıybetimi yaparak benim günahlarımı aldın. Ben de onun yanında bir karşılık vermek için sana bir tabak hurma gönderiyorum dermiş.</p>

<p>Gıybet böyle bir şeydir. Yapmış olduğumuz sevapları başkasının hanesine yazılmasına sebep olur. Onların günahlarının da bize geçmesine sebep olur. Bundan olabildiğince uzak duralım ki Ramazan kazanımlarımızı korumuş olalım. Rabbimiz bütün ömrümüzü Ramazan gibi yaşayabilmeyi nasip eylesin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>manisameydangazetesi.com.tr</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANA MANŞET, YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/ramazan-kazanimlarini-devam-ettirmek</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/03/fgghhjhjhjkjk.png" type="image/jpeg" length="17313"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Namaz dinin direği]]></title>
      <link>https://45haber.com/namaz-dinin-diregi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/namaz-dinin-diregi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rahmet ayı Ramazan’ın manevi ikliminde gerçekleştirdiğimiz Ramazan Sohbetleri programımızın bugünkü konuğu Yunus Emre İlçe Vaizi Harun Karadağ. Namazın önemine ele anlatıldığı programa Karadağ, namazın insan hayatına ve ahlakına etkileri anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Meydan Gazetesi olarak, evlerinizi 'Ramazan Sohbetleri' ile konuk olmaya devam ediyoruz. Bugün ki konumuz; namaz. Yunus Emre İlçe Vaizi Harun Karadağ, İslam’da namazın önemine değindi.</p>

<p><span style="color:#ecf0f1"><strong><span style="background-color:#e74c3c">İslam'da namaz neden bu kadar önemli ve namaz neden dinin direği olarak ifade ediliyor?</span></strong></span></p>

<p>İslam dininde namaz niçin bu kadar önemli? Çünkü İslamiyet'in beş şartı var. İlki zaten kelime-i Şahadet getirmek. Yani Müslüman olmak. Kelime-i şahadet getirmek demek nedir? ‘Eşhedü en lâ ilâhe illallah’ Ben şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. ‘Ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh’ Ve ben yine şehadet ederim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir. Bu zaten tabiri caizse Rabbimiz katında muhatap olunabilmek için bir kayıt belgesi gibi bir şey. Kaydımızı yaptırdıktan sonra nasıl ki imtihana giriyoruz artık imtihana girdikten sonra orada soruları ne kadar doğru cevapladık, ne kadar yanlış cevapladık. Buna göre bir puan hesaplanıyor. Ama kaydımızı yaptırmadan daha giriş yapamıyoruz. İşte tabiri caizse kelime-i şehadet getirmek Rabbimize karşı bir kulluk başvurusunda bulunmak. Ya Rabb'im ben sana kul olmaya başvuruda bulunuyorum. Kul olacağım. Bu başvuruyu bir yaptık. Nasıl ki O sınavda başvurumuzu yaptıktan sonra boş durmuyoruz. Çalışıyoruz. Bunun gibi de kelime-i Şehadet ’de biz bu başvuruyu resmi olarak yaptık. Daha sonra ne oluyor? Ardından Rabbimiz diyor ki hemen ardından ikinci şart nedir? Namaz kılmak. Daha sonra oruç tutmak. Sonra ise zekat vermek ve hacca gitmek ki Peygamber Efendimiz bunları, “İslam beş temel üzerine bina edilir” diye özetler. Bir binanın nasıl ki temellerinde kolonları vardır ve o kolonlar üzerinde o bina durursa, temel varsa. Bunun gibi de İslamiyet bu beş temel üzerine kurulmuş. Bunlardan biri olmadığı zaman nasıl ki o bina ayakta durmuyorsa bunun gibi İslamiyet’in beş şartından biri olan namaz da nedir? Namaz dinin direğidir. İşte bu temel olduğundan dolayı olmazsa olmazlar arasında olduğundan dolayı kulun Rabb'i ile devamlı irtibatını sağlayan bir ibadet olduğundan dolayı kelime-i şehadetin hemen ardından ikinci sırayı Rabb'imiz ne yapmış? Namaza vermiş. Diğer ibadetler böyle değildir. Mesela bir oruç ibadetini düşünecek olursak şimdi Ramazan-ı Şerif ayındayız. Ramazan-ı Şerif ayı bittikten sonra 11 ay oruç yok. Dileyen tutabilir. Ama tutmayana da niçin sen tutma diyemeyiz. Çünkü farz ilahı. Nafileler tabii ki elbette çok büyük sevaplar getirir insana. Allah katında derecesinin yükselmesi için mesela Ramazan-ı Şerif ayından sonra Şevval orucu vardır. Muharrem ayında tutulan oruç vardır. İşte her ayın 13'ü, 14'ü, 15'i eyyam-ı biz denen, işte dolunay günlerinde tutulan oruçlar, pazartesi, perşembe oruçlar ama bunlar en nihayetinde farz değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>“İNSANIN RABB'İYLE İRTİBATINI SAĞLAYAN EN ÖNEMLİ İBADETTİR”</h3>

<p>Bunlar nafile oruçlar ama işte Ramazan-ı Şerif ayı farz. O ayda oruç var. Ama en nihayetinde 365 gün değil. Sadece Ramazan ayında. Ama kulun Rabb'iyle devamlı irtibatını sağlayan ibadet ne oluyor o halde? Bir tek namaz kalıyor. Kelime-i Şehadet zaten Müslüman olmanın şartıydı ilk giriş belgesi gibi bir durum. Ondan sonra hemen ne geliyor ardından? Namaz geliyor. Çünkü o insanın ergenlik çağına girdikten sonra ölünceye kadar terk edemeyeceği bir ibadet. Çünkü Rabb'imiz de buyuruyor, “Sana ölüm gelinceye kadar ibadet et.” Namaz 365 gün boyunca günde 5 vakit mazereti olmayan. Peki mazeret nedir? İnsanın baygınlık geçirmesi, kendisinde olamaması veyahut da kadınların özel durumlarında. Bunların haricinde kulun üzerinden hiçbir zaman düşmeyen bir ibadet. Yani ayakta duramayan için Rabbimiz oturarak, oturmaya gücü yetmeyen için yatarak bile böyle bir imkan vermiş ama yine de sen ey kulum artık bir seviyeye geldin. Bundan sonra da namaz kılmana gerek yok dememiş. Dolayısıyla ölünceye kadar bu ibadet insanın Rabb'iyle irtibatını sağlayan en önemli ibadettir. Rabb'iyle gün içerisinde irtibatını sağladığı, tabiri caizse bir görüşme. Yani o anda biz Rabb'imizin huzuruna çıkıyoruz. Alemlerin Rabb'inin huzuruna. Bunu da düşündüğümüz zaman aslında çok büyük bir mükafat, çok büyük bir şeref, huzura kabul edebilmek. Yücesi olan her şeyi yaratan alemlerin Rabb'i olan Allah Teala bizi huzuruna kabul ediyor. Bizi muhatap alıyor. Bize değer veriyor. İşte bu değer verildiği an nedir? Namazdır. Namazı kılmadığı zaman bir insan ne oluyor? Bu değeri ikinci plana atmış, bunu görmezlikten gelmiş oluyor. Dolayısıyla yine kaybeden kendisi olmuş oluyor.</p>

<p>Bundan dolayı namaz ibadeti kulun devamlı bir şekilde Rabb'iyle irtibatını sağladığı için, günde beş vakit 365 gün boyunca Rabb'iyle buluşması olduğu için,manevi olarak değer kazanmasına vesile olan ibadet olduğu için bütün ibadetler içerisinde ilk sırada geliyor.</p>

<p><strong><span style="color:#ffffff"><span style="background-color:#e74c3c">Namazın insan hayatına ve ahlakına etkileri nelerdir? Namaz kılmak bize nasıl etkiler?</span></span></strong></p>

<p>İbadetlerin en önemli boyutu insana bazı gelişmeler kazandırması ahlaki olarak. Şimdi namaz kılıyor ama bir kötülük yapıyor. Namaz kılıyor ama işte şunu yapıyor. İşte zikir etmek istemiyorum. Birçok kötülük var, suç var, günah var. Bunları yapıyor.</p>

<p>Aslında namaz kıldığı halde bunları yapıyorsa o namaz aslında tam bir namaz değil. Huşu ile kendisini Rabb'ine tam vererek, kimin huzurunda olduğunu bilerek kılınan bir namaz değil. Tıpkı işte bir çocuğun çok önemli bir kişinin huzurunda olmayacak hareketler yapması gibi. Aslında karşısındaki insan çok önemli. Çok rütbeli bir insan, önemli bir mevkide bir insan ama o çocuk sonuçta bilmez. Bundan dolayı bilmediğinden dolayı hatalar işleyebilir. Rabb'ine karşı hatalar işleyen insanlar da zaten bilmediklerinden dolayı bunları yapıyorlar. Bunun tam zıttını düşünecek olursak en büyük saygıyı da alimler gösteriyor. Allah'ı en çok bilenler ki bunların başında Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu vesselam geliyor. Allah'tan en çok korkan, bundan dolayı sabahlara kadar ayakları şişinceye kadar nafile ibadetlerle de kulluk hayatını süsleyen bir insan. Rabbimiz de Kur'an-ı Kerim'de diyor ki:" Allah'tan ancak alimler hakkı bile korkar.” Onlar Allah'ı en iyi tanıyorlar. Onun ne kadar sonsuz bir güç ve kudret sahibi olduğunu bildiklerinden dolayı, kimin huzuruna çıktıklarını en iyi bildiklerinden dolayı, namaza da en çok ehemmiyeti gösteren ve bu konuda en çok titiz davrananlar da onlar. Bundan dolayı bir kul namaz kıldığı zaman hayatında bazı değişimler olması gerekiyor. Rabbimiz de zaten Kur'an-ı Kerim'de ne buyuruyor? “Muhakkak ki namaz İnsanı kötülüklerden ve hayasızlıklardan alıkoyar” diyor. Demek ki gerçek manada namaz hakkı verilerek kılınan namaz; insanın hayatına akseden yansıyan namaz böyle olması gerekiyor. İnsanı kötülüklerden ve yanlışlardan düzeltmesi gerekiyor. Tabii bu şu anlama gelmiyor. Biz günah işliyoruz. O halde namaz kılmayalım. Bu namaz, namaz değil. Bu anlamı da aklımıza getirmeyelim.</p>

<p>Yani gerçek manada dört dörtlük namaz Rabbimiz'in tam razı olacağı bir namaz bu şekilde olmalı. İnsanı günahlardan alabildiğince mümkün mertebe uzaklaştırmalı. Zaten insanoğlu melek olarak yaratılmamış. Mutlaka günah işleyecek. Ama bu günahlar içerisinde bizim büyük günahlardan kaçınmamız daha öncelikli olarak dikkat etmemiz gereken bir husus.</p>

<h3>“BEŞ VAKİT NAMAZ GÜNLÜK MANEVİ TEMİZLİK”</h3>

<p>Zira Peygamber Efendimiz zaten kılınan beş vakit namazın aradaki o küçük günahları sildiğini, kul tövbe etmese bile bunların otomatikman bu beş vakit namazla silindiğini ifade ediyor. Ama bizim esas kaçınmamız gereken, daha çok dikkat etmemiz gereken, tabiri caizse Rabbimiz'in kırmızı çizgisi olan hususları nelerdir? Büyük günahlar. Bununla ilgili olarak Rabbimiz Nisa suresi 31. ayette şöyle buyuruyor. “Size yasak kıldığımız büyük günahlardan kaçınırsanız sizin küçük günahlarınızı zaten biz örteriz” buyuruyor. Kıldığımız namazlar ile cuma namazları bir haftalık manevi bir temizlik oluyor. Beş vakit namaz günlük manevi temizlik. Peygamber Efendimiz hadislerde Ramazan-ı Şerif ayını da zikrediyor. Onun da senelik bir manevi temizlik olduğunu, 11 ay boyunca kişinin kirlenen ruhunun, kalbinin bu manevi temizlikle tabiri caizse bir yıkanmadan geçtiğini, dezenfekte edildiğini manevi olarak bizlere ifade ediyor.</p>

<p>O halde kıldığımız namazın ne kadar doğru olduğu yani ne kadar kaliteli olduğu ne kadar huşu içerisinde olduğunu anlamak istiyorsak biz ne kadar günahlardan kaçınıyoruz, ne kadar çok Rabbimize saygısızlık yapmaktan korkuyoruz bunu düşünmemiz lazım.</p>

<h3>“NAMAZIN ESAS GAYESİ KİŞİYİ AHLAKİ OLARAK GELİŞTİRMEK”</h3>

<p>Burada oranımız yüksekse, günahlardan kaçınma oranı ve ibadetlere olan şevkimiz, arzumuz, isteğimiz fazlaysa demek ki biz doğru yoldayız. Ama bunun haricinde bu olmuyorsa, namaza başladık, kıldık ama bununla beraber birçok günahı da işliyorsak. Gıybet, dedikodu, yalan birçok günah var. Bunları da yapıyorsak demek ki namazımızda bazı eksiklikler var. Dolayısıyla namazın esas gayesi nedir? Kişiyi ahlaki olarak geliştirmek. Bütün ibadetlerde de zaten bu böyledir. Oruçta da mesela nedir? İnsanın sabrını geliştirmek.</p>

<h3>“KİMİN HUZURUNA KABUL EDİLDİĞİMİZİ DÜŞÜNMESİ LAZIM”</h3>

<p><span style="color:#ffffff"><span style="background-color:#e74c3c">Namaz kılıyorum ama düzenli olarak yerine getiremiyorum. İşte sabah namazına kalkamıyorum ya da yatsıyı kılamıyorum, yorgun oluyorum gibi. Namaz kılmak isteyen vatandaşlara namaz bilincini kazanmak için neler tavsiye edersiniz?</span></span></p>

<p>Namaz bilincini kazanabilmek için az önce de ifade ettiğimiz gibi kimin huzuruna kabul edildiğini insanın bir düşünmesi lazım. Alemlerin Rabb'i olan Allah'ın kendisini devamlı bir şekilde davet ettiğini günde beş vakit ezanlar nedir? Hepsi Hayya saleh diyor mesela ezanın içerisinde. Nedir manası? Haydin Salaha. Yani nedir o? Namaza. Hayya alel fela haydi kurtuluşa. Yani Rabbimiz devamlı bir şekilde davet ediyor. Ölünceye kadar bu davet devam ediyor. Namaza davet, kurtuluşa davet, işte İslamiyet'in emirleri nedir? Zaten insanın hep kurtulmasını sağlayacak olan hususlardır. Bunları düşündüğü zaman insanın namaz konusundaki gayreti daha da ne olacaktır? Fazla olacaktır ve namaz kılmadığı zaman başına neler geleceğini düşündüğü zaman işte cehennemin bilgilerini öğrendiği zaman oradaki azabın dehşetini, büyüklüğünü ne kadar dehşetli bir yer olduğunu ve bununla beraber vaat edilen namaz kılan insanlara, takva sahibi kullara, Allah'ın razı olduğu o Müslümanlara vaat edilen cennetini düşündüğü zaman işte bu durumda da diyecek ki ya bir saat, 24 saatin bir saatini vermek çok akıllıca diyecek. Rabbimiz isteseydi 24 saatin hepsini ne yapabilirdi? Devamlı bir şekilde kulluk üzerinde görmek isteyebilirdi bizi. Ama böyle bir istekte bulunmamış. Sadece bir saatimizi Rabbimize vermemizi istemiş. Ve bunun neticesinde de sonsuz bir hayat, ebedi bir hayatın çok güzel olacağını ve orada cennet ve nimetlerinin inananları Beklediğini ifade etmiş. Dolayısıyla tefekkür etmek ve bundan dolayı tefekkür etmek birçok nafile ibadetten dahi nedir? Üstündür. İslamiyet'te böyledir. Düşünmek. Tefekkür nedir? Rabbimiz Yüceliğini, gücünü, kuvvetini düşünmek, işte aleme bakmak, dünyaya, kainata bakmak ve bunları düşündüğü zaman insanın ne yapması?. Ya Rabbi seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, seni tesbih ederim. Dolayısıyla insan karşısındaki zatın ne kadar büyük olduğunu bilirse onunla işte diyaloğunda, ilişkilerinde daha çok dikkatli olur.</p>

<p>Çok önemli bir zat. Ona karşı bir kusur işlemeyeyim. Ona saygıda kusur etmeyeyim. Zira onun çok iyiliğini gördüm. Bana çok faydası dokundu. Deyip normal bir insana karşı bile böyle davranır insan. Ki alemlerin Rabbi olan Allah. Kur'an-ı Kerim'de kendisini nasıl ifade ediyor? “O size istediğiniz her şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız” Yani hangi birini zikredelim ki aldığımız bir nefes verdiğimiz bir nefes burada bile bir iki nimet var. Nefesi alamazsak ölürüz. Aldığımız nefesi veremez veremez isek yine ölürüz.</p>

<p>Yememiz, içmemiz yani şu an yaptığımız konuşma esnasında bile vücudumuzdan çalışan trilyonlarca hücre her hücrenin ayrı bir parçası bununla beraber kainat muntazam bir şekilde işliyor. Hepsi görüyoruz ki bizim için yaratılmış belli. Ve bunları düşündüğü zaman insan bunun ne kadar müthiş bir şey olduğunu anlar.</p>

<p>Secdeye kapanır veya Rabbi sen her şeye kadirsin. En büyük sensin yani Allahu Ekber der ve namazları kılma konusunda da hiçbir zaman ne yapmaz. Bu konuda gevşeklik göstermez. Bu namaz kılmakta zaten ona hiçbir şekilde zor gelmez. Bugün yine bizlerle çok değerli bir sohbet gerçekleştirdiniz.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>manisameydangazetesi.com.tr</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/namaz-dinin-diregi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/03/namaz-dinin-deregi.png" type="image/jpeg" length="34422"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Eşler Arasında Küslük]]></title>
      <link>https://45haber.com/esler-arasinda-kusluk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/esler-arasinda-kusluk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rahmet ayı Ramazan’ın manevi ikliminde gerçekleştirdiğimiz Ramazan Sohbetleri programımızın bugünkü konuğu Yunus Emre İlçe Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı Fatma Çinici. Eşler arasındaki küslüğün ele alındığı programda Çinici küslüğün evlilik hayatına etkileri anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Meydan Gazetesi olarak, evlerinizi 'Ramazan Sohbetleri' ile konuk olmaya devam ediyoruz. Bugün ki konumuz; Eşler arası küslük. Yunus Emre İlçe Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı Fatma Çinici, küslüğün tanıtımını yaparak eşler arasında uzun süren suskunlukların telafisi olmayan iletişim çatışmalarına sebep olduğunu belirtti.</p>

<p><img alt="" height="1200" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-04-at-125205-69a94b39eeb1b.jpeg" width="1600" /></p>

<p><strong>Küslük nedir?</strong></p>

<p>Küsmek, kırılmak, gücenmek, gönül koymaktır. Bizim kültürümüzde oldukça canlı ve işleyişi olan bir kavramdır. Fakat diğer dillere baktığımız zaman direkt aslında onun bir karşılığı yoktur. Ama bizim kültürümüzde oldukça yer etmiştir. İşte şarkılarda, türkülerde, şiirlerde, romanlarda, tiyatro oyunlarında oldukça yer bulmuş bir kavramdır küsmek. Ben de konuşmamıza başlarken Nazım Hikmet'in bir şiiri ile başlamak istiyorum:</p>

<p>Küsmek nedir? Bilir misin?<br />
Küsmek dürüstlüktür.<br />
Çocukçadır ve ondan dolayı saftır.<br />
Yalansızdır.<br />
Küsmek, seni seviyorumdur.<br />
Vazgeçememektir<br />
Beni anlatır küsmek.<br />
Kızdım ama hala buradayımdır.<br />
Gitmiyorumdur, gidemiyorumdur.<br />
Küsmek nazlanmaktır, yakın bulmaktır.<br />
Benim için değerlisindir.<br />
Küsmek sevdiğini söyle demektir.<br />
Hadi anla demektir.<br />
Küsmek umuttur, acabaları bitirmektir, emin olmaktır.<br />
Yani diyecek şeyim o ki, ben sana küstüm.<br />
Aslında şiirde çok güzel ifadeler kullanılıyor küsmekle ilgili ama aslında kavram olarak da baktığımız zaman oldukça soyut bir kavramdır. Ama hayatımıza yansıması, aile hayatımıza, güncel hayatımıza, sosyal hayatımıza yansıması, küslük kavramı oldukça somut ve getirdiği şeyler de oldukça fazladır.</p>

<p><img alt="" height="1200" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-04-at-125205-1-69a94b3fde382.jpeg" width="1600" /></p>

<p><strong>Biz kimlere küseriz? </strong></p>

<p>Bizler kimlere küsüyoruz? Mesela dışarı çıkıyoruz. Birçok insanla karşılaşıyoruz. Birçok insanla karşılaşıyoruz ve bazen istemediğimiz davranışlarla karşılaşabiliyoruz. İşte biri omuz atabiliyor karşıdan karşıya geçerken veya biri ayağımıza basıyor. Bir şekilde bir insanlarla bazen olumsuz ispatlarımız oluyor.Biz kalkıp da o insana şöyle başımızı çevirip ben sana küstüm demiyoruz. Bizler en yakınlarımıza küsüyoruz. Bizlerle gönül bağı olanlara, işte en yakın işte nazımızın geçtiği insanlara bizler küsüyoruz.</p>

<p><img alt="" height="1200" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-04-at-125205-2-69a94b442e550.jpeg" width="1600" /></p>

<p><strong>Neden küseriz? </strong></p>

<p>Küsmek aslında iletişimi kapatmak demektir. İletişimi kesmek demektir. Bunun üç sebebi vardır. Bizler üç başlık aslında toplayabiliriz.</p>

<p>Birinci başlığı şöyle diyebiliriz. Küstüm. Evet, küsmemin sebebi de eğer konuşmaya devam edersem ya da, iletişime devam edersem her şeyi çok yıpratabilirim. O yüzden iletişime ara veriyorum. Problemi de çözmüyorum. Bakın problem ortada. Problemi çözmüyorum. Hala altı yapıyorum. Sanki yokmuş gibi davranıyorum. Bu birinci sebeptir. Küsmekle bazen kendimizi cezalandırırız.</p>

<p>Ya ben karşıdaki insana çok değer verdim. Sen bunu hak ettin. İşte sen kendini cezalandır. İkinci sebebimiz budur. Küsmede ki üçüncü sebebe geldiğimiz zaman da genelde bu en çok karşılaşılandır. Küserek karşı tarafı cezalandırmak. Ben sana küstüm. Artık sen cezalısın benim gözümde. Bu cezalandırma isteği çok yoğundur. Böyle bir tabiri vardır; “Denizli yakamam bari cızlatayım.” Şimdi hepimiz bir hayal edelim. Deniz kenarındayız ve akşama kadar diyelim ki o denizin üstüne odunlar yığdık ve çakmağa çaktık. Odunların bir kısmı yanar ama deniz zarar görür mü? Hayır. Denizi yakabilir miyiz, suyu yakabilir miyiz? Hayır, yakamayız. Peki deniz o yanmadan ufacık da olsa cızlar mı? Çok da cızlamaz değil mi? Etkilenmez. Ama biz ne yapmış oluyoruz aslında? Akşama kadar odun taşıyarak kendimizi yoğurmuş oluyoruz, kendimizi yıpratmış oluyoruz. Bundan şunu çıkartabiliriz. Biz Karşı tarafı cezalandırma isteği yaparken aslında küçücük en çok cezayı ve yorgunluğu kendimize bırakmış oluyoruz. En çok yorulan, yıpranan taraf biz olmuş oluyoruz.</p>

<p><img alt="" height="1200" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-04-at-125206-2-69a94b4d5511b.jpeg" width="1600" /></p>

<h3>“KONUŞARAK ANLATAMADIĞIMIZI SUSARAK NASIL ANLATABİLİRİZ?”</h3>

<p>Araştırmalara göre kadınların en çok erkeklerine, eşlerine küsme sebebi erkekler veya eşlerimiz bizi anlasın diye biz onlarla küsüyoruz. Ben de size şunu sormak istiyorum. Acaba konuşarak anlatamadığımız dertlerimizi bizler susarak nasıl anlatabiliriz? Yani karşı tarafın müneccim olmasını bekliyor olabiliriz. Bazen sebepsiz yere susuyoruz. Karşı taraftan neden küstüğümüzü, neden sustuğumuzu bulmasını bekliyoruz. Sonra karşı tarafta sürekli acaba şundan mı, bundan mı diyerekten sürekli kendisini sorguluyor ve bir vakit sonra o naz kısmından bıkmış oluyor. Bıkkınlığa sebep olabiliyoruz maalesef.</p>

<p><img alt="" height="589" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-04-at-125205-3-69a94b6497490.jpeg" width="1200" /></p>

<p>Peki bizler neden küseriz? Hangi davranışlar karşısında küseriz? Bu suskunluğumuzun sebebi şöyle bir sorgularsak. Hayatımızda mesela düşünelim en çok en çabuk kırılan şey nedir? Kalp. Evet, manevi bir boyutta baktığımızda var ve kalp diyebiliriz. Ama somut olarak düşündüğümüzde mesela birçok kişinin aklına cam gelebilir ya da bardak o tarz gelebilir. Ama en çabuk kırılan şey yumurtadır. Evet, şimdi bir yumurta deneyi yapalım hayalimizi böyle. Elimizde bir yumurta var ve elimizde bir tüy var. Tüy etkisindeki söz ve davranışlar vardır veya elimizde ondan bir tık daha fazla mesela ufak bir uçlu kalem ya da ağır olmayan bir kalem, tahta kalem diyebiliriz. Onunla vurursak nasıl olur? Bunların hepsini birer davranış olarak farz edelim. Örneğin eşler tüy etkisindeki davranışlar, başında hitap vardır. İşte hayatım ben bugün gelemeyeceğim. İşte bugün yapmasak olur mu canım gibi ifadeler aslında tüy etkisindeki davranışlardır. Veya hitapsın cümleler vardır. Tahta kalemle vuruyoruz mesela kibar kibar yine ama hitap cümlesi yoktur. Bugün gelemeyeceğim. Ya da bugün dışarı çıkmayalım. Yarın çıksak olur mu? Bakın alternatif üretmiş oluyoruz aslında. Yumurta yine kırılmıyor. Ama bazıları da öyle bir şey ki taş etkisinde olan davranışlar vardır. Ne mesela senden nefret ediyorum. Seni görmek istemiyorum. Sen hep şöylesin, hep böylesin diye ifadeler aslında taş etkisindedir ve yumurta kırılır. Bizim de hayatımızda veya eşler arasında bu tüy etkisinde ya da kalem etkisinde veya taş etkisinde birçok davranış ve sözlerle karşılaşabiliyoruz. O yüzden bizlerin buna dikkat etmesi lazım.</p>

<p><img alt="" height="736" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-04-at-125206-1-69a94b8dab6af.jpeg" width="1200" /></p>

<p><strong>Küslük, evliliklerini nasıl etkiler? </strong></p>

<p>İlişkileri aslında küsmelerin kendisi değil de bunları eşlerin yapıcı bir şekilde çözememesinden kaynaklanır. Biraz önce dediğim gibi problem ortada ama biz onu halı altı yapıyoruz ya da görmemiş yokmuş gibi davranmak bunlar aslında zarar veren durumlardır. Baktığımız zaman araştırmalar şunu gösteriyor; boşanan çiftlerde ağırlıklı olarak boşanmalarının sebebi tüy etkisindeki davranışlarmış. Ya da böyle çok hafif ya bundan da olur mu ya da incir çekirdeğini doldurmayacak davranışlar derken bundan da olur mu diye. İşte aslında bunlar nasıl oluyor? Onu anlatmak lazım. İnsanların biriktirdiği işte ya da fedakarlık adı altında yuttuğu ya da işte bir tartışmalara sebep olmasın. İşte problemler çözülmese de olur. Ben yutarım dediğimiz şeyler aslında bu davranışlar boşanmaya götüren sebeplerdir. Sizlerle şu an bir su bardağı deneyi yapalım. Su bardağı içinde biraz su var. Hatta dolmak üzere suyumuz. Bu su bardağının içerisindekiler eşimizin bize söylediği şeylerdir. Eşimiz sürekli söylüyor ve su bardağı dolmaya devam ediyor. Ve su bardağını bizim önümüze koydu ve bize iç diyor. Yani çünkü biz onu alıştırdık karşı tarafa. Problemi çözmeden sürekli yutmaya alıştırdık. Bakın bir bardak suyumuz var. Ben bunu dolduğu zaman ne yapacağım? Bunu ya boşaltmam lazım, dökmem lazım ya da içmeye devam etmem lazım ki bu bardakta yer bulsun. Ben bunu içtiğim zaman artık istifra edebilirim. Çünkü o kadar dolmuşum bardak dolmuş. Veya ağzıma alıyorum.</p>

<p><img alt="" height="563" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-04-at-125206-69a94baa02852.jpeg" width="1200" /></p>

<p>Dolaştırıyorum, döndürüyorum. Ne kadar tutabilirim? Bir suyu bile yani yaşama kaynağımız olan suyu bile bizler ağzımızda sadece belki 2-3 dakika bekletebiliriz. Sonra ya yutacağız ya da dışarı çıkar O yüzden yaşama kaynağımız olan suyu bile biz ağzımızda belli bir miktar bekletiyorsak ya da sürekli içemiyorsak bu davranışları da bizler her zaman yutmamamız lazım. Problemleri halı altı etmememiz lazım. Küçük olsa bile konuşarak her şeyi halledebiliriz. O küsmelere sebebiyet vermeden.</p>

<p>Gottman şöyle diyor: Evlilikte en çok zarar veren şey sen diye başlayan cümlelerdir. Aslında ben diliyle konuşmuş olsak; ben bu yaptığım davranışlardan dolayı çok inciniyorum, senin bu şekilde konuşmaların beni çok kırıyor. Bakın ben ifadeleri kullanıyoruz. Ama sen zaten sürekli bu şekilde konuşuyorsun. Sen hep kırıcısın, sen şöylesin diye bu şekilde karşı tarafı seninle ifadelediğimizde karşı tarafı sürekli eleştiriyoruz ve yargılıyoruz.</p>

<p><img alt="" height="659" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-04-at-125207-69a94bbe4bbcf.jpeg" width="1200" /></p>

<p>Ama ben diliyle konuştuğumuz zaman sizler duygularımızı ifade etmiş oluyoruz. Duygularımızı çok ifade eden bir toplum değiliz maalesef. Güzel ifadeleri özellikle güzel duygularımızı çok paylaşmayız. İşte eşler ne der? İşte çok şey söylersem şımarır mı acaba? Halbuki şımarma diye bir şey yok da değil mi? Yani o karşı taraf o güzel cümleleri duyduğu zaman mutlu olur.</p>

<p>Belki duygularımızı ifade etsek ben diliyle konuşabilsek. Evliliklerde bu tarz iletişim çatışmaları olmaz. Küsmeler olmaz. Veya başka şeyler olmaz. Şiddet tarzı şeyler olmaz. Herkes birbirine karşı anlayışlı davrandığı zaman, birbirinin anlayabildiği zaman ben diliyle duyguların konuşulduğu bir cümleler, iletişim olduğu zaman eminim daha güzel bir evlilik, daha güzel mutlu yuvalar ve mutlu çocuklar ortaya çıkmış olur.</p>

<p><img alt="" height="611" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-04-at-125207-1-69a94bd4a4606.jpeg" width="1200" /></p>

<h3>“KÜSMEK KOLAYDIR AMA BARIŞMAK ZORDUR”</h3>

<p><strong>Küs olan eşler nasıl barışırlar?</strong></p>

<p>Küsmek kolaydır ama barışmak zordur gerçekten de ya da barışa adım atmak ona karar vermek zordur. Her zaman biz kadınlar erkeklerden bekliyoruz ama bunu her zaman erkekten beklememek lazım. Bazen bizler de adım atmamız lazım. Diyoruz ya haklı olmak mı mutlu olmak mı? Bizler çoğu zaman mutlu olmayı tercih edebiliriz. Evet haklılık da önemlidir ama mutluluk çok daha kıymetlidir.</p>

<p><img alt="" height="665" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-04-at-125207-2-69a94be4c729f.jpeg" width="1200" /></p>

<h3>“UZUN SÜREN SUSKUNLUKLAR TELAFİSİ OLMAYAN İLETİŞİM ÇATIŞMALARINA SEBEP OLUR”</h3>

<p>Biraz önce şiirde de söylemiştik. Küsmek aslında çocuksu bir davranıştır. Çocukluktur. Özellikle eşler arasında sevgi ve muhabbet olduğundan ötürü o muhakkak temas önemlidir. İlk adımı atıp temas edildiği zaman bir sarılma olduğu zaman bunu çok uzatmamak lazım. Uzun süren suskunluklar telafisi olmayan iletişim çatışmalarına sebep olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bizim beynimiz bütüncül bir yapıya sahiptir. Eşler kendi arasında tartıştığı zaman bırakılıp gidildiği zaman o problem yarım kalmış oluyor ve beyinde bitmemiş bir davranış var, olay var. Beyin kendisi tamamlamaya çalışıyor. Şöyle bir şey oluyor, hepimizin başına geliyor. İşte eşimizle tartıştık. Eş gitti ve yattı. Sonra biz kafamızı kurmaya başlıyoruz. Çünkü beynimiz tamamlamaya ihtiyacı var ya özellikle. İşte temel atıp diye bir kavram var. Temel atıp demek geriye doğru atıplar yapıyor. yapıyoruz. İşte daha önceden de şunu yapmıştı. Önceden bunu demişti. Zaten şöyleydi, böyleydi diye. Kafamızda kuruyoruz, kuruyoruz, kuruyoruz. Sonra sabahleyin kalkılıyor. Eşte hiçbir problem yok. Rahatça uyumuş. Günaydınlar falan. Ama biz kafamızda bitirmişiz zaten. Çoktan doldurmuşuz. İşte aslında doldurmamak lazım. Biraz önce dediğimiz gibi aslında hep dönüp dolaştığımız şey problem anında çözüp öyle yatmak lazım.</p>

<p><img alt="" height="646" src="https://www.manisameydangazetesi.com.tr/images/uploads/2026/03/whatsapp-image-2026-03-04-at-125208-69a94bf77613e.jpeg" width="1200" /></p>

<h3>“AZ KÜS, KOLAY BARIŞ”</h3>

<p><strong>Küstük nasıl azaltabiliriz? Neler yaparsak bu küsme olayı hayatımızda biraz daha azalır?</strong></p>

<p>Bizler küsmeyi azaltmak için şöyle yapabiliriz. Az küs, kolay barış. Eşler arasında aslında hani bir protokol yapılabilir. Eğer Böyle evlilikler varsa gerçekten de küsen, çok sık küsen evliliklerde bu tarz kendileri arasında bir sözleşme yapabilirler. Protokol imzalayabilirler. İşte az küs kolay barış veya küsen barışır ilkesi veya barışma teklifin asla reddetme veya küsme varsa eğer buna bir zaman aşımı zaman sınırı koyalım.</p>

<p>Bazı araştırmalarda 20 yıllık ya da 22 yıllık 25 yıllık evlilikler de 13 14 senesi küs olan çiftler varmış. Yani baktığımız zaman bu çift sizce 20 25 yıllık evli mi? Yani susarak geçen bir süreç var. Bunda evlilik yaşanmış olur mu olmaz mı? Bu hepimizin sorgulaması gereken bir durum. Biz bugün evet eşler arasındakini konuştuk ama çevremizde de şu an küs olduğumuz, belki kırgın olduğumuz insanlar olabilir, akrabalar olabilir. Ramazan ayı içerisindeyiz. Bizler barışa ilk adımı atanlar olmalıyız. Hayatımıza yük etmememiz lazım.<br />
Bizlerin ruhunda, kalbinde o kırgın olduğumuz, küs olduğumuz insanlara karşı da manevi ağırlığı yaşıyoruz. Onun yerine bu Ramazan ayını milat olarak kabul edip aslında bütün hayatımızda kırgınlığından olduğumuz insanları affetmek, onlara bir barış zeytin dalı uzatmak belki de barış çubuğu uzatmak çok daha güzel olacaktır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>manisameydangazetesi.com.tr</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANA MANŞET, YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/esler-arasinda-kusluk</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 12:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/03/a-s-d-r-f-t-y-u-i.png" type="image/jpeg" length="61136"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kur'an-I Kerim'e Göre Müminin Özellikleri]]></title>
      <link>https://45haber.com/kuran-i-kerime-gore-muminin-ozellikleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/kuran-i-kerime-gore-muminin-ozellikleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan Sohbetleri programımızın bugünkü konuğu Yunus Emre İlçe Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı Recep Karaduman. Kur'an-ı Kerim'e göre müminin özelliklerinin konuşulduğu programda Karaduman ayet ve hadislerle müminde bulunması gerekenleri özellikleri anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Meydan Gazetesi olarak, evlerinizi 'Ramazan Sohbetleri' ile konuk olmaya devam ediyoruz. Bugün ki konumuz; Kur'an-ı Kerim'e göre müminin özellikleri. Yunus Emre İlçe Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı Harun Karaduman, bir müminde olması gelerek özellikleri anlattı. Mümin kimdir, huşu nedir gibi sorularının cevaplandığı programda Karaduman, namaz, zekat, güvenilir olama gibi konulara değindi.</p>

<p>İnanç bakımından insanlar kaça ayrılırlar?</p>

<p>Yüce Allah insanoğlunu, Ademoğlunu yaratırken onu bir fıtrat üzere Allah'a inanma, yaratana inanma fıtratı üzerine yaratıyor. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesselam hadis-i şeriflerinde yüce Allah'ın insanları fıtraten inanma yani bir yaratıcının varlığına inanma duygusuyla yarattığını Ve devamında da dünyaya gelen kişinin anne babası Hristiyan’sa Hristiyanlığını, Yahudi’yse Yahudiliği, Mecusi’yse mecusiyliğini ve Müslümansa da anne babası kişinin Müslümanlığı tercih ettiğini söylüyor.</p>

<p>İnanç bakımından insanlara bakacak olursak, ele alacak olursak birincisi mümindir. Mümin kimdir? Allah'a inandım diyen, peygamberine inandım diyen, bunu kalpten söyleyen ve diliyle ikrar eden yani söyleyen kişi. İkincisi inkar eden yani kafirlerdir. Bunlar da kalben inanmazlar zaten ve dilleriyle de inanmadıklarını söylerler. Üçüncüsü müşrikler. Allah'a ortak koşarlar. Allah'a inanırlar. Allah'ın yanında başka yaratıcılarının, yaratıcıların da olduğunu söylerler. Dördüncü grup münafıklarda. Aslında en tehlikelisi bunlar. Kalben inanmazlar ama dilleriyle inandıklarını söylerler. İçlerinde Allah'a inanma yoktur. Peygambere inanma yoktur. Ama dilleriyle Müslümanların yanına geldiklerinde, inanan kimselerin yanına geldiklerinde bizler de sizler gibi aynı yaratıcıya inanıyoruz derler.</p>

<p>MÜMİN KİMDİR?</p>

<p>Hocam, az önce mümin den bahsettiniz. Peki mümin kimdir? Bize tam olarak müminin tanımını yapar mısınız?</p>

<p>Mümin ilk İlk önce bahsettiğimiz inanç gruplarındaki ilk grup. Allah'a inandım diyen, kalbiyle inanan ve diliyle söyleyen dedi. Kur'an-ı Kerim'de Nur suresi 62. ayette: "Allah'a ve Resulüne gönülden inanan kimselerdir müminler." buyuruyor. Yani Allah'a ve Resulüne gönülden, gönülden gelerek kalpten inanırlar. Zaten bizler de alimlerimiz müminin tanımını yaparken Allah'a ve Resulüne ve getirdiklerine iman eden, kalbiyle iman eden, tasdik eden, diliyle ikrar eden diye tanımlarlar. Yüce Rabbimiz Mümini Nur Enfal suresinin 4. ayet kelimesinde de tanıtıyor bizlere. Burada da diyor ki; “Müminler öyle kimselerdir ki yanlarında Allah anıldığında onların kalbi ürperir.” Kendilerine gelirler. Ve devamında da diyor ki: "Onların imanlarını arttırır. Allah'ın isminin anılması onlarda imanlarını arttırır ve onlar yalnız sadece Allah'a güvenirler. Allah'a tevekkül ederler. Allah'tan yardım dilerler." buyuruyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hakiki Mümin olmanın yollarından bahsedebilir misiniz bizlere?</p>

<p>Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün sahabelerle bir grup sohbeti yaparken kendisine vahiy geliyor. O vahiy geldiği esnada Hazreti Ömer de o sahabi grubunun içerisinde vahiy geldikten sonra Peygamber Efendimiz kendine geldiğinde şöyle diyor: Bana 10 ayet-i Kerime nazil oldu. Bu ayet-i ayet-i-kerimeleri gereğince inanarak yerine getirenler buradaki emirleri onların cennete gireceğini söylüyor diyor. Yüce Rabbimiz bu ayet-i-kerimeler işte Enfal suresinin ilk 11 ayet-i kerimesidir. Nedir bu ayet-i-kerimeler? “Müminler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Felaha kavuşmuşlardır” diyor.</p>

<p>Yüce Rabbimiz tabii böyle bir ifade kullanıyorsa mümin kimselerin kurtuluşa felaha ereceklerini garanti ediyorsa bu kesinlikle olacaktır. Çünkü Kur'an-ı Kerim'deki hiçbir şeyde şek ve şüphe yoktur. Bizler inanmak durumundayız. Kur'an-ı Kerim'de yazıyorsa Allah'ın ayeti ise Peygamber Efendimiz bunu sünnetiyle bizlere bildirdiyse hadis-i şerifleriyle bu olacaktır.</p>

<p>HUŞU NEDİR?</p>

<p>Tabii müminler kurtuluşa ereceklerdir diyor ama hangi müminlerin kurtuluşa ereceğini diğer ayet-i kerimelerde söylüyor. Birincisi namazlarını huşu içerisinde kılanlar. Namazlarını kılacaklar ve huşu içerisinde olacak. Huşu nedir? Kişinin Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmesi. Allah bizi zaten görüyor. Allah'ın bizi gördüğüne inanıyoruz. Çünkü ayet-i-kerimede "Mirsade" diyor. Yüce Allah'ın bir gözetleyen olduğunu, yarattıkları bütün varlıkları gözetleyen olduğunu söylüyor. Yani gördüğünü söylüyor. İşte Peygamber Efendimiz huşu tanımlarken diyor ki: "Tamam Allah Teala sizleri, bizleri görüyor.” Huşu da tam tersi. Yani insanoğlu sanki Allah'ı görüyormuşçasına ibadet edecek. Bu namazlarımızda nasıl olur? Kalben olur. Yani Allah'ın huzurunda olduğumuzu bilerek, Allah için secde ettiğimizi, Allah için rüku ettiğimizi bilerek namazı kılmak olur.</p>

<p>Bir de bedenen olur. Bedenen huşu da tadil erkan diye bahsettiğimiz işte namaz kılanın, dışarıdan bakanların o kişinin namaz kıldığını anlayabilecekleri durumda. Yani o secdeyi yaparken secdenin hakkını vermek, rükûyu yaparken rükûnun hakkını vermek gibi kıraati usulüne uygun şekilde yerine getirmek gibi. Ve Mü'minun suresinin 2. ayet-i kerimesinde de yüce Rabbimiz kurtuluşa erecek, felâha kavuşacak mü'min Müminlerin ikinci özelliği olarak da “Onların boş işlerden, malayani şeylerden uzak duracağını söylüyorlar.” Bunlar nelerdir? Bizi Allah'ı unutturan şeyler. Yani şimdi günümüz çağımızdaki duruma baktığımızda en çok nerede vakit geçiriyoruz? Sosyal medyada vakit geçiriyoruz. Telefonların başında vakit geçiriyoruz.</p>

<p>Eğer bu vakit geçirmelerimiz boşu boşuna ise bir işe, bir kazanıma dönüşmüyorsa yani bizler için birer faydası yoksa sadece işte video geçişi yapıyorsak günümüzü orada boşu boşuna harcıyorsak işte bu malayani şeydir. Yani bizi Allah'ı unutturan şeydir. Üçüncüsü kurtuluşa erecek olan müminlerin özelliği “onlar zekatlarını verirler buyuruyor.” Ramazan-ı Şerif ayındayız. Ramazan-ı Şerif bize sadaka-i fıtırları getirdi. Yani Ramazan'a sağ salim kavuşabilmiş olmanın diğer adı can sadakası olan sadakayı fıtırlar. Sadaka-i Fıtır Ramazan'a has bir ibadettir. Bayrama kavuşmuş olmanın, Ramazan'a sağlık afiyet içerisinde kavuşmuş olmanın bir ibadetidir.</p>

<p>Bunun aynı şekilde nisap miktarına ulaşmış olan mallarımızdan verdiğimiz zekat ibadetimiz de var. Mali bir ibadettir. Yani zengin sayılabilecek paraya nisap miktarı paraya mala sahip olduktan sonra üzerinden bir yıl geçtikten sonra verdiğimiz mali yükümlülüğümüzdür. İşte buna da dikkat ederlerse diyor yüce Rabbimiz, kurtuluşa erenlerden olacaklar.</p>

<p>Dördüncüsü, " Onlar iffetlerini de muhafaza ederler”buyuruyor kurtuluşa erecek. İffet dediğimiz yani kadın erkek arasındaki ilişkilerdeki Allah'ın istediğini uygun olarak yaşamak. Yani Allah'ın yasakladıklarından zinadan uzak kalmak. Kendimize helal olmayan birisiyle yani nikah bağının olmayan birisiyle ilişkiye girmek Allah'ın yasakladığı bir davranış. Eğer bunu yapıyorsak, yapmışsak tövbe etmek zorundayız.</p>

<p>Müminun suresinin ayet-i-kerimelerinde kurtuluşa erecek olan müminleri. Diyor ki: “Yani emanetlerine ve ahde ve vefalarına verdikleri sözlere dikkat ederler.” Şimdi mümin dediğimiz kişi güvenilir olmak zorundadır. Çünkü Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde ve yüce Allah'a ayet-i kerimelerinde müminin güvenilirliğinden bahseder. Komşusu müminden güvende olacak. Yani ondan kendisine zarar gelmeyeceğini bilecek. Veyahut da el müslim diye bahsettiğimiz okuduğumuz Peygamber Efendimizin hadis-i şeriflerinde “Müslüman öyle kimsedir ki onun elinden ve dilinden diğer Müslümanlar emindir.” Ona zarar gelmeyeceğine, ondan zarar gelmeyeceğine emindirler. İşte bizler doğruluğuyla nam salmış bir peygamberin ümmetiyiz.</p>

<p>Peygamber Efendimiz daha peygamber olmadan önce kendisine Muhammed'ül Emin yani güvenilir Muhammed diyorlardı. İnanmayanlar dahi Peygamber Efendimize emanetlerini bırakıyorlardı. Değerli eşyalarını ona emanet ediyorlardı. Peygamber Efendimize güvendiklerinden dolayı. İşte Peygamber Efendimiz Orada işkenceler ettiler Medine'de. Peygamber Efendimiz hicret etmek zorunda kaldı biliyorsunuz.</p>

<p>Hicret ederken kendisine emanet edilenleri Hazreti Ali'ye bırakıp da hicret etti Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesselem. Yani zaten düşmanın en değerli eşyaları senin elinde. Seni kendi memleketinden kovuyorlar. Hicret etmeye, göç etmeye mecbur bırakıyorlar. Yanınızda gittiğiniz yerde hiçbir paranızın, malınızın, mülkünüzün hayatınızı idame ettirecek imkanların ol olmayacağını bile bile elinizdeki size inanmayanların, sizi memleketinizden sürenlerin, size savaş açanların eşyalarını kendilerine teslim etmek için bir arkadaşınıza bırakıyorsunuz eşyaları. Yani işte bu güvenilir olmanın en üst kademelerinden sayabiliriz.</p>

<p>Tabii Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesselam kendisini müminler için bir öğretmen olarak geldiğini söylüyor. Müminin öğretmeni Hazreti Muhammed olunca bizler öğretmenimizden Hazreti Muhammed'den, peygamberimizden bunu öğrenmemiz gerekiyor. Bu saydığımız özellikleri işte namazı huşu içerisinde kılmayı, peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yapıyordu. Mala yani şeylerden uzak kalmayı, boş, yararsız şeylerden uzak kalmayı kendisi yapıyordu. Verdiği söze ahde vefasını yerine getiriyordu, zekatını veriyordu. Bunları hep kendisi Allah emretti diye yaptı.</p>

<p>Peygamber efendimizin vazifeleri vardır. Birincisi tebliğ. Bu tebliğ dediğimiz Allah'tan aldığı vahyi, ayetleri insanlara ulaştırmak. Peygamber Efendimiz onları ulaştırdı ki biz bugün onları konuşabiliyoruz. İkincisi de tebliğin vazifesi.</p>

<p>Açıklamak, ayet-i kerimelerde gelenleri Allah'ın vahyettiklerini öğretmek. Yani Peygamber Efendimizin öğretmenliği buradan geliyor.</p>

<p>Müminlerin özelliğine geçecek olursak tekrardan, Müminun suresinde son özellik olarak müminlerin özelliklerinden şundan bahsediyor yüce Rabbimiz; "Namazlarını muhafaza ederler." diyor.</p>

<p>İlk özellik, kurtuluşa erecek olan müminlerin ilk özelliği namazlarının huşu içerisinde kılmaları. Son özellik olarak saydığı yüce Allah'ın namazlarını muhafaza etmeleri. Yani namaz imandan sonra öyle bir mertebede ki, ahirete gittiğimizde ilk sorguya çekileceğimiz şey namazı kılıp kılmadığımız. Bundan dolayı da bu ayet-i kerimelerde kurtuluşa erecek müminlerin özelliklerinde iki defa zikredilir.</p>

<p>Namazı muhafaza etmek ne diyeceğiz o zaman? Namazı muhafaza etmek ne diye soracak olursak? Namazı muhafaza etmek namazı vaktinde usulüne uygun bir şekilde yerine getirmek. Tüm bunlara dikkat eden kişilerin yüce Rabbimiz diyor ki: "Onlar Firdevs cennetine varis olurlar." Yani Firdevs cennetine girerler. Rabb'im Firdevs cennetine girebilmeyi hepimize nasip eylesin inşallah. Mü'minun suresinde belirttiği Mü'min'in özelliklerini ve diğer ayet-i kerimelerde geçen özelliklere dikkat ederek, helallere, haramlarına uyarak, işte emrettiklerini yerine getirerek, yasakladıklarından uzak durarak Rabb'imizin yolunda Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyye çerçevesinde yaşamayı nasip etsin. S. MELİS BAYRAM</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANA MANŞET, YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/kuran-i-kerime-gore-muminin-ozellikleri</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 12:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/03/bilim-ve-teknoloji/kuran-i-kerime-gore-muminin-ozellikleri.png" type="image/jpeg" length="47848"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ramazan pidesindeki susamın bilinmeyen görevi]]></title>
      <link>https://45haber.com/ramazan-pidesindeki-susamin-bilinmeyen-gorevi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/ramazan-pidesindeki-susamin-bilinmeyen-gorevi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan ayının vazgeçilmez lezzetlerinden biri olan ramazan pidesi, hem mis gibi kokusuyla hem de sıcak sıcak sofralara gelişiyle iftarın simgeleri arasında yer alıyor. Özenle hazırlanan pidelerin en dikkat çeken detaylarından biri ise üzerindeki susamlar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çoğu kişi susamın yalnızca görsellik ve lezzet kattığını düşünse de, aslında bu küçük tanelerin önemli bir işlevi bulunuyor.</p>

<h3>Sadece süs değil, koruyucu görev üstleniyor</h3>

<p>Pidenin üzerine serpiştirilen susam, içerdiği doğal yağ sayesinde üst kısmın fazla sertleşmesini önlemeye yardımcı oluyor. Hafif yağlı yapısı, hamurun nem dengesini korumasına destek vererek pidenin daha yumuşak kalmasını sağlıyor.</p>

<p>Ayrıca susam, pişirme sırasında yüzeyin daha dengeli kızarmasına katkı sunuyor.</p>

<h3>Besin değeri de yüksek</h3>

<p>Susam; protein, lif ve sağlıklı yağlar bakımından zengin bir besin olarak biliniyor. Bu yönüyle ramazan pidesine yalnızca lezzet değil, aynı zamanda besin değeri de katıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANA MANŞET, YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/ramazan-pidesindeki-susamin-bilinmeyen-gorevi</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 12:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/02/bilim-ve-teknoloji/ramazan-pidesindeki-susamin-bilinmeyen-gorevi.png" type="image/jpeg" length="27458"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ebeveynlerin Çocuklara Karşı Olan İletişimi: Sevgi Dili]]></title>
      <link>https://45haber.com/ebeveynlerin-cocuklara-karsi-olan-iletisimi-sevgi-dili</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/ebeveynlerin-cocuklara-karsi-olan-iletisimi-sevgi-dili" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan Sohbetleri programımızın bu günkü konuğu Yunus Emre İlçe Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı Fatma Çinici. Ebeveynlerin çocuklara karşı olan iletişiminin konuşulduğu programda Çinici, ailede iletişimin önemine değindi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Meydan Gazetesi olarak, 'Ramazan Sohbetleri' ile evlerinize konuk olmaya devam ediyoruz. Bugün ki konumuz; ebeveynlerin çocuklara karşı olan iletişimi. Yunus Emre İlçe Müftülüğü Din Hizmetleri Uzmanı Sayın Fatma Çinici, iletişimde sevgi ve saygın yerini anlattı. Çocuklarla iletişimde hatalara da değinin Çinici, başka biri ile kıyas yapmanın çocuğa yapılacak en büyük zulümlerden biri olduğunu ifade etti. Sevginin emek istediğini söyleyen Din Hizmetleri Uzmanı Çinici, çocuklarla güzel vakitler geçirilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p><img height="462" src="https://45habercom.teimg.com/45haber-com/uploads/2026/02/whatsapp-image-2026-02-28-at-102326-2.jpeg" width="888" /></p>

<p>Ebeveynlerin çocuklara olan iletişimi nasıl olmalı?</p>

<p>Bizler ebeveynler olarak çocuklarımıza ve tüm bireylere aslında sevgi diliyle hitap etmemiz lazım. Duygusallıkla fakirleşmiş bir dünyanın misafirleriyiz bizler şu an. Toplumda, evlerimizde, çevremizde maalesef ki iletişim ve sevgi temelli problemler görülmekte, sorunlar yaşanmakta. Gerek yaşantımızda gerek sosyal medyada gerek ekranlarda, televizyon ekranlarında bizler bunlara şahit olmaktayız. Kafası eğitilirken kalbi ihmal edilen çocuklarımız var. O çocuklarımız maalesef sevgi dilinden uzak kaldı. Çocuklarımızda ne kendilerine faydaları olabiliyor. Etrafını, ailesine, topluma da yakıp yıkmaları, değişik olumsuz davranışları sergilemeleri doğal bir sonucudur maalesef. Sevgi deli iletişimi olmadığı zaman çocuklarımızda bu tarz davranışlar sergileyebiliyorlar. Sevgi yetimi, şefkat öksüzü olarak yetişen bu çocuklar da maalesef toplumun kanayan bir yarası olmuş oluyor. Çünkü sergiledikleri davranışlar biraz önce söylediğim gibi tüm toplumu etkilemiş oluyor.. Peki bunun panzehri nedir? Bu şiddetin, bu vurdum duymazlığın, olumsuz davranışların temelinde aslında bunun panzehri sevgidir.</p>

<p><img height="666" src="https://45habercom.teimg.com/45haber-com/uploads/2026/02/whatsapp-image-2026-02-28-at-102326-1.jpeg" width="888" /></p>

<p>“SEVGİ HER ŞEYİN TEMEL TAŞIDIR”</p>

<p>Ebeveynler sevgi dili iletişimini nasıl kullanmalılar?</p>

<p>Sevgi ve bizler yaşamımızın her döneminde ihtiyaç duyuyoruz. Şu an ekranlara baktığımız zaman ya da çevremizde gördüğümüz zaman bir olumsuzluk karşısında neden diye sorduğumuz zaman sevilmeye ihtiyacım vardı. İşte hiç sevilmedim. Sevgiye ihtiyaç duyduğumdan dolayı bu davranışı sergiledim diye bir savunma yapan insanları görüyoruz. Bunun temeline baktığımızda ruhsal bir açlık görmüş oluyoruz. Sevgili ne kadar kıymetli, değerli olduğunu bizler görmüş oluyoruz. Güçlü aile yapısı, sağlıklı bir toplum temel taşı da aslında sevgi dili iletişimidir.</p>

<p>Sevgi olmadığı müddetçe bir şeyleri katetmemiz, yol almamız imkansızdır. Sevgi her şeyin temel taşıdır. İşte Yunus Emre'nin söylediği bir söz vardır; “Sevgi gelince tüm eksiklikler biter.” Allah'ın bir lütfudur aslında sevgi. Bir nimet olarak bakmalıyız. Sevgi dilinin de çocuklarımıza ve diğer bireylere tüm lehçelerini kullanmamız lazım. Bu lehçelerden çoğu aslında sevgi dilinin tüm iletişim yollarını değerlendirmek lazım. Yani bir yolla ulaşamadığımıza başka bir lehçe, başka bir yol bulmamız lazım.</p>

<p>Çocuklarımız güzel davranışlar sergilediği zaman biz onları sürekli onaylar pozisyonundayız ya da güzel cümleler kullanıyoruz. Fakat bu davranışlar gerçekleşmediği zaman bizler güzel söylemlerden uzak kalıyoruz. Çocuklarımıza bu şekilde sevgi dilinden farklı eleştirel bir dil kullanıyoruz. Bu durumda çocuğa ne yapmış oluyoruz aslında? Biz nasıl bir iletişim, nasıl bir algı oluşturmuş oluyoruz? Takasa dayalı bir sevgi aslında, ticarete dayalı bir sevgi. Eğer ben annemin, babamın dediği, sevdiği şeyleri yaptığım zaman demek ki annem, babamla ben sevgi alacağım. Yapmadığım zaman davranmayacaklar. Bu bir ticaret değil midir aslında? Bu çocuklarımızın hak ettiği bir durum değildir. Çocuklarımızı bizler kuşkusuz karşılıksız sevmemiz lazım. Koşulsuz, şartsız.</p>

<p>Çocuklarımıza bolca takdir ve onay cümleleri ne zaman kullanıyoruz biz? İlk aşamalarda aslında bebekken böyle yürümeye başladığı zaman işte böyle emeklemeye başladığı zaman sürekli biz takdir ve onay cümleleri kullanırız. Sonra konuşmaya başladığı zaman yaş ilerledikçe ve zaman ilerledikçe bizler çocuklarımıza takdir ve onay cümleleri kullanmayı bırakıyoruz. Onun yerine sürekli böyle eleştirel bir cümle kullanmaya başlıyoruz. İşte bu onay ve takdir cümlelerinde olmaması demek sevgi dilinden uzaklaştığımızın bir göstergesi olmuş oluyor.</p>

<p>Çocuklarımızı olumlu davranışların kalıcı davranışlar haline dönmesi için sevgi dilinin olması şarttır. Bir de şöyle bir şey var. Kelimenin büyüsü, kelimenin gücü gerçekten bu inkar edilemez. Sürekli söylenen, olumlu da olsa, olumsuz da olsa söylenen cümleden çocuğa yapışıyor ve o çocuk sanki kabul etmişçesine o davranışı sergilemeye devam ediyor. Evet, kullandığımız olumsuz cümleler çocuğun üzerine yapışmış oluyor ve çocuk olumsuz davranışları tekrar etmeye devam ediyor. Bizler çocuklarımızın eşitsiz ve biricik olduğunu unutmamamız lazım. Her çocuk kendine has, özgü davranışlar sergiler. Oysa bizler ne yapıyoruz? Çocuklarımızı sürekli başkalarıyla kıyaslıyoruz</p>

<p>“BİR ÇOCUĞA YAPILABİLECEK EN BÜYÜK ZULÜMLERDEN BİRİDİR”</p>

<p>Kıyastan da bahsettiniz. Ailelerimiz çocukları neden başkalarıyla kıyaslama gereği diyorlar? Neden kıyas yaparlar?</p>

<p>Bir kere şunu söylemek lazım. Kıyas bir çocuğa yapılabilecek en büyük zulümlerden biridir. Çocuğa şu mesajı veriyoruz: “Ben seni olduğun gibi kabul etmiyorum. Sen illaki benim istediğim kalıba gir demektir.” Bu ona zulümdür, bir işkencedir. Çocuk anne babanın istediği kalıba girmeye çalışır. Anne baba isteği yerine gelmeyince çocuğa farklı davranmaya başlar. Maalesef sevgi dili yerine tamamen bir iletişim kopukluğuna neden olmuş oluruz ve anne babalar çocuklardan çocuklar da anne babalarından uzaklaşmış olurlar. Çocuklarımıza her şartta ben seni olduğun gibi kabul ediyorum demek lazım. Bazen de bu kıyas kötü niyetle yapılmıyor. Anne baba çocuklarını güya motive etmek için yapıyor. Bir hedef göstermeye çalışıyorlar aslında çocuğa ama bu böyle değildir. Çocuğun içerisinde kendine has bir potansiyeli vardır. Anne babanın üzerine düşen şey o potansiyeli o cevheri çocuğundan bulup çıkartmaktır.</p>

<p><img height="494" src="https://45habercom.teimg.com/45haber-com/uploads/2026/02/whatsapp-image-2026-02-28-at-102325.jpeg" width="888" /></p>

<p>“SEVGİ EMEK İSTER “</p>

<p>Nitelikli zaman derken tam olarak neyi kastediyorsun? Nitelikli zaman nedir?</p>

<p>Nitelikli zaman çocukla, anne babanın güzel, verimli zamanlar geçirmesidir. Özellikle oyun çağındaki olan bir çocuk için oyun oynamak; hava almak, nefes almak, yemek yemek kadar kıymetlidir. Oyun çağındaki çocuklarımızla oyun oynayarak vakit geçirmek, diğer büyük bireylerimizle onun kendi alanlarına girebilecek şekilde ortak vakitler geçirebilmektir. Sevgi emek ister. Çocuklarımızla güzel vakitler geçirmek lazım.</p>

<p>“ZAMAN HIRSIZLARINA KARŞI TEMKİNLİ OLMAK LAZIM “</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günümüzün kahramanları kim diye soracak olursanız aile ortamların televizyon ve internete esir etmeyen, ailesini sıcak yuvasını koruyup kollayan, çocuklarına bunu hissettiren anne ve babalar günümüzün en büyük kahramanlarıdır. Zaman hırsızlarına karşı temkinli olmak lazım. Buradan zaman hırsızlığı derken biraz önce söylediğimiz gibi telefonlar, televizyonlar, özellikle şu an sosyal medya. Onlara çok fazla vakit ayırarak çocuklarımızı ayıracağımız vakitleri o şekilde değerlendirmemek lazım. Zaman hırsızlarına karşı temkinli olmak lazım. Çocuklarda eğer stres ve olumsuz davranışlar bizler görüyorsa bu davranış dilidir aslında. Çocuklar olumsuz davranışlar yapıyorsa bu şu demek istiyor aslında benimle ilgilen bana zaman ayır demektir. O yüzden çocuklarımızla güzel vakitler geçirmek lazım.</p>

<p>Fiziksel temas şart mı yoksa sadece sevgi dili yeterli mi çocuklarla iletişim kurmak için?</p>

<p>Bununla ilgili aslında fazla deneyler yapılmıştır. En bilinen iki tanesini söylemek istiyorum size. Bebekler iki gruba ayrılıyor. Birincisi gruba fiziksel ihtiyaçları karşılanıyor sadece. Diğer bebeklere aynı işlem yapılıyor ama fazlası olarak da çocuklar ağladığı zaman kucaklanıyor, şefkat gösteriliyor, ilgileniliyor. Bir vakit sonra aynı ortamda yaşamalarına rağmen sadece fiziksel ihtiyaçları karşılanan bebeklerde ölümler gerçekleşmeye başlıyor. Yani günümüz dünyasında evet bir sürü açlıktan tabii ki ölen çocuklarımız var. Bunlar bizim kanayan yaramız aslında. Ama şunu unutmamamız lazım. Ruhsal açlıktan da ölen çocuklarımız var ya da toplumda kaybolan çocuklarımız var maalesef.</p>

<p>“SADECE KONUŞMAK YETMİYOR BAZEN”</p>

<p>Diğer bir deney de şudur. Hayvanlar üzerinde yapılmış bir deneydir bu da. Bir yavruya iki tane temsil anne veriliyor. Bu temsil anneler biri telden yapılmış bir anne modeli. Diğeri de sıcak böyle yumuşak havludan yapılmış bir anne modeli. Sıcak havludan yapılmış anne modeline hiçbir beslenme verilmiyor ama telden yapılmış anne modeline bir tane biberon yapıştırıyorlar. Yavru tüm gün havludan yapılmış anne modelinin üzerinde vakit geçirir. Sadece çok aşırı derecede açlık hissettiğinde tel modelindeki anneye gidip biberonundan sütünü içip hemen yine diğer anne modeline gidiyor. Bizler buradan şunu anlıyoruz; o şefkatin o fiziksel temasın ne kadar kıymetli olduğunu, o yumuşaklığı anne babalardan çocukların almak istediğini. Evet konuşmak da güzeldir. Sevgi dili de güzeldir ama sadece konuşmak yetmiyor bazen. O yüzden sevgi dilinde iletişim kurarken sadece cümlelerle değil de fiziksel temasta şarttır diyoruz. Nitekim Peygamber Efendimizin hayatına baktığımız zaman da o da kendi evlatlarını sarılıp kucaklamıştır. Torunlarıyla bolca vakitler geçirmiştir. Sırtını almıştır. Bunlarla beraber çocuklarımız inşallah mutlu bir neslin devamı olmuş olacak. Mutlu çocuklar, mutlu gelecek demektir.</p>

<p>“GÖNÜL GÖZÜN BAKTIĞI YERDEDİR”</p>

<p>Etkin şekilde dinleme dediniz, etkin şekilde dinleme nasıl olmalı?</p>

<p>Çocuklarımız için de "Etkin dinleme" demek çocuklarımızın yüzüne bakmak demek. Tamamen vücut olarak ona dönmek demektir. Gözlerimiz ekranlarda çocuğu dinliyormuş gibi yapmak çocukların biz farkında olmadığını zannederiz. Bazen meşgul olduğumuzda dinliyormuş gibi yapmaktansa meşgulüm sonra dinleyeceğim seni ya da şu saatte görüşelim. Şu an uygun değilim demek dinliyormuş gibi davranılmasından daha iyi. Gönül, gözün baktığı yerdedir. Eğer bizim gözlerimiz ekranlarda olursa çocuğumuza gönül gözüyle bakmamış oluruz. Aslında gönlümüzde çocuklarımıza yönelmemiş oluruz. O yüzden etkin dinleme demek çocuklarımıza yüzümüzü dönük bir şekilde gerçekten dinleyerek ve onların sorularına cevap vererek dinlemektir diyoruz.</p>

<p>Çocuklarımızla nasıl bir iletişim kurarsak, aynı ailede sergilediği iletişimi dışarıda sergileyecekler. Ne kadar olumlu, güzel örnekler verebilirsek o da hayatında güzel örneklerle devam edecektir. Hani iş yerlerine gidiyoruz, birçok yerlere gidiyoruz. Bizi hep sert dille karşılayan insanlar olabiliyor. Diyoruz ki; bir sürü insanla uğraşıyor ama keşke güzel bir şekilde söylese diyoruz. İşte temele baktığımız zaman yine de ailede, aileden kaynaklı. Eğer çocuk yumuşak bir şekilde sevgi diliyle yetiştirilmişse muhakkak ilerleyen zamanda da bu görülecektir. Bizler çocuklarımızın yüreklerine ne ekersek onu biçeceğiz.</p>

<p>Çocuklarımıza kalpten kalbe giden bir gönül bağı, bir dostluk kurmamız lazım. Şu an Ramazan ayı rahmet ve merhamet ayındayız. Eğer şu zamana kadar bu şekilde davranamayan anne babalarımız varsa Ramazan ayını bir milat olarak kabul edelim. Ramazan ayı biliyorsunuz oruç tuttuğumuz için sabrımızın böyle tükendiği zamanlardır aslında. İftar sofrasında çocuklarımıza "Ona dokunma, buna yapma, şunu etme" demek ya da eşlere karşı işte "Şunu niye almadın? Bunu niye getirmedin? Bunu niye yapmadın?" ifadeleri aslında çocuklarımızı Ramazan ayından uzaklaştıran, uzaklaşmasına sebep olan şeylerdir. Halbuki bizler çocuklarımıza örnek olmamız lazım. Ramazan ayını çok daha güzel hatırlamaları gerek. Bunun için daha bir merhamet, şefkat yumağı olmamız lazım. Bu zamanda çok daha fazla anlayışlı olmamız lazım. Çok daha iyi olalım ki çocuklarımız geriye dönüp baktığı zaman Ramazan ayı geliyor, annem babam çok güler yüzlü olacak, çok daha sabırlı olacak, şefkatli olacak imajı oluşturmak lazım. Diğer günlerde tabii ki sevgi dilinin ailede hakim olması lazım. Ama ailede her zaman için diyoruz ki sevgi şarttır. S. MELİS BAYRAM</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>manisameydangazetesi.com.tr</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANA MANŞET, YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/ebeveynlerin-cocuklara-karsi-olan-iletisimi-sevgi-dili</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 09:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/02/bilim-ve-teknoloji/sevgi-dili.png" type="image/jpeg" length="18816"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İftar Sofralarında İsraf]]></title>
      <link>https://45haber.com/iftar-sofralarinda-israf</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/iftar-sofralarinda-israf" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan Sohbetleri Programımızın bugün ki konuğu, Yunusemre İlçe Müftülüğü Vaizi Harun Karadağ. Programda İsraf, cimrilik, ve harcama kavramlar ele alandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Meydan Gazetesi olarak, 'Ramazan Sohbetleri' ile evlerinize konuk olmaya devam ediyoruz. Bugün ki konumuz; iftar sofralarında israf. Yunusemre İlçe Müftülüğü Vaizi Harun Karadağ, israf tanımını yaparak İslam’da israfın yasakladığını söyledi. Karadağ, israfın önlenmesinin, toplumsal barışa da katkı sağladığını ifade etti.</p>

<p>-Ramazan ayında kurulan iftar sofraları bazen gösterişe ve israfa dönüşebiliyor. İslam bu konuda bize ne öğretiyor? İslam bu konuda bize ne diyor?</p>

<p>Ramazan-ı Şerif ayında zaten çok önemli bir ibadeti yerine getiriyoruz. Rabb'imizin farz kılmış olduğu Ramazan orucunu tutuyoruz. Dolayısıyla bir ibadet farz yapılırken bir diğer taraftan da tabiri caizse yani aldığımız o sevapları, bir elimizle aldığımız o sevapları diğer elimizle de vermemeliyiz. Bir tarafta çok güzel bir ibadet. Alemlerin Rabb'inin farz kılmış olduğu bir oruç ibadeti. Ama diğer tarafta ise israf. Rabb'imizin haram kılmış olduğu bir davranış. Zira Kur'an-ı Kerim'de ne buyuruyor? “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Zira Allah israf edenleri sevmez.” (Araf süresi 31. Ayet.) O halde ibadeti yaparken bundan elbette ki sevap elde etmek, kazanmak istiyoruz. Salih amel defterimize salih amel olarak yazılsın diye bunu gerçekleştiriyorsak bu ibadetten aldığımız o sevapları işte akşam iftar sofralarında lükse kaçarak, israfa kaçarak yiyeceğimizden kat ve kat daha fazla tüketmeye çalışarak ne yapmamalıyız? İsrafa giderek bu sevaplarımızı kaybetmemeliyiz. İslamiyet her hayatın her anında ölçülü olmayı bizlere emrediyor.</p>

<p>“MÜSLÜMAN DENGE İNSANIDIR”</p>

<p>Orta yolu tutmamızı bizlere emrediyor. O da nedir? İsraf ve cimrilikten uzak bir hayat. İsraf da yasaklanmış. Haddinden fazla harcama yapmak, haddinden fazla yemek bunlar yasak kılındığı gibi aynı şekilde tamamen, kısmak, hiçbir harcama yapmamak, tüketmemiz gereken yerde tüketmemek bu da dinimizde yasaklanmış. O halde israf ile cimrilik arasında orta bir yerde Müslüman denge insanıdır ve bu denge üzerine bir hayat yaşamalıdır. Bunun için iftar sofralarımızı lüksten, israftan, yiyemeyeceğimiz yiyeceklerle doldurmaktan kaçınmalıyız. Peygamber Efendimiz zaten ne diyor? Ademoğlu'nun midesinden daha kötü doldurduğu bir kap yoktur diyor. Yani bir kap olarak doldurduğu en kötü şey midesidir diyor. Halbuki onun belini doğrultacak, iki lokma yiyecek ona yeter buyuruyor Peygamber Efendimiz. Yani öyle sofralarımıza baktığımız zaman işte değil iki kişinin, dört kişinin belki de 50 kişinin yiyeceği yemekler var maalesef. Ve haddinden fazla yiyemeyeceğimiz kadar yiyeceklerle dolduruyoruz sofraları. Bir taraftan ibadet sevabı elde edelim derken diğer taraftan birçok günaha giriyoruz.</p>

<p>İşte Peygamber Efendimiz de burada diyor ki: "İnsanoğluna belini doğrultacak iki lokma yeter." Çok midesini doldurmak istiyorsa, illaki ‘ben midemi dolduracağım’ diyorsa da o halde yapması gereken üçte birini havayla, üçte birini suyla, üçte birini de yemekle doldursun. Bunun haricinde daha fazlası İslamiyet’in izin vermiş olduğu bir davranış değil.</p>

<p>-Aileler iftar sofralarında israfa düşmemek için nelere dikkat etmeli?</p>

<p>İlk önce tuttuğumuz o orucun bir ibadet olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. İlk önce niyetimizin düzgün olması lazım. Yani ben ne yaptım? Bugün akşama kadar niçin aç kaldım? O halde buradaki gaye neydi? İşte açların fakirlerin halini anlamak. Ve ben Allah için bugün aç kaldım ve buradaki bu ibadetteki niyet de neydi? Rabb'im benim açların halini anlamamı istiyor. Onlar ne sıkıntılar çekiyor, ne zor durumlar içerisinde yaşıyorlar. Dolayısıyla bu niyetle başlayacak ve daha sonra da bu niyetin bir devamı olarak; O halde ben israf edersem, dünyadaki kaynakları fazla tüketirsem bu nasıl olsa benim param var. İstediğim kadar alırım, istediğim kadar çöpe dökerim. Böyle bir hakkımız yok. Çünkü dünyadaki kaynaklar sınırlı. Yani bu bizim zengin olmamız, israf edebileceğimiz anlamına gelmiyor. Yani dünyanın en zengin insanı da olsak cebimizdeki paramızla dahi o harcamayı yapsak dahi sonuçta onun adı değişmez. İsraf zaten kendi malıyla insanın yaptığıdır. Başkasının malıyla olan hırsızlıktır. O halde kişi ilk önce niyet ile başlayacak. Ben bugün ne yaptım? Niçin oruç tuttum? Niyetini şöyle bir gözden geçirdikten sonra O halde ben bu kazanmış olduğum sevapları bir taraftan ne yapmamalıyım? ‘İsraf ederek bu ibadetin sevabını kaybetmemeliyim’ diye düşündükten sonra zaten niyet oluştuktan sonra diğer kısmı kolaylaşmış oluyor. Niçin? Çünkü zaten bu niyetini yaptıktan sonra sofrayı ona göre düzenliyor.</p>

<p>Sofrada yediğini bitirdikten sonra, yiyeceğini bitirdikten sonra da ne yapmalıyız? İşte oradaki artan gıda maddelerini mümkün mertebe işte insanların yemesi için komşularımıza verebiliriz. Fazla yaptıysak yemeğimizi, fakirlere dağıtabiliriz. Diğer insanların da bunlardan istifade etmesi için uğraşabiliriz. Ama en başında gelen nedir? Sofralarımızı ona göre kurmalıyız.</p>

<p>“İSRAFIN ÖNLENMESİ TOPLUMSAL BARIŞIN DA OLUŞMASINA SEBEP OLUR”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>-İsrafın olmadığı paylaşımın yapıldığı iftar sofralarının bireye ve topluma ne gibi faydaları vardır?</p>

<p>İsrafın olmadığı iftar sofraları olmasını çok arzu ettiğimiz sofralar ama maalesef günümüzde görüyoruz ki İftar sofralarında israf var. Normal zamanlardaki sofralarımızda da bu israf var. Dünyada her zaman yeni rakamlar açıklanıyor. Dakikada bir insan bazen 10 saniyede 20 saniyede dünyada insanlar ölüyor. Ve işte bu bizim çöpe attığımız, kıymetini bilmediğimiz ve haddinden fazla kullandığımız o gıda maddeleri diğer insanların bunlardan mahrum kalmasına sebep oluyor. Yani bunu gören insanlara elbette ki ne oluyor? Daha sonra zenginlerle fakirler arasında bir uçurumun meydana gelmesi ve bu fakirlerin de özellikle açlık sınırında olan insanların zor durumda olan insanların zengin insanlara karşı düşmanlık beslemesi, bu israf yapan insanlara karşı bir düşmanlık beslemesine sebep oluyor. Niçin? Çünkü o gıda maddelerini fazla tüketmemiş olsaydı veyahut da artanları fakir ülkelere, fakir insanlara vermiş olsaydılar o insanlar açlık çekmeyecekti. Zor durumda kalmamış olacaklardı. Dolayısıyla israfın önlenmesi iftar sofralarımızda ilk önce toplumsal barışın da oluşmasına sebep olur. Yani, insanların birbirine yardım etmesi neticesinde kardeşlik bağlarının kuvvetlenmesine ve toplumun birlik ve bütünlük içerisinde hareket etmesine sebep olur.</p>

<p>“ELDE ETMİŞ OLDUĞUMUZ MAL, MÜLK BİR EMANETTİR”</p>

<p>Rabbimizin Kur'an-ı Kerim'de buyurduğu gibi bizlere şöyle dememizi emrediyor. “De ki mülkün gerçek sahibi olan Rabb'im” Dolayısıyla burada Rabb'imiz bizlerin birer emanetçi olduğunu, gerçek sahibin, gerçek otoritenin, gerçek mülk sahibinin kendisi olduğunu bizlere ifade ediyor. O halde bir mümin olarak biz bu işte sahip olduğumuz mal, mülk, servet üzerinde bir emanetçi olduğumuzu, bunun bir gramını, bir kuruşun dahi gereksiz yere harcama imkanımızın olmadığını hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. Yani biz sadece bu dünya hayatında bir imtihandan geçiriliyoruz. Elde etmiş olduğumuz mal, mülk bunlar da bir emanettir. Bunlardan hesaba çekileceğiz. Dolayısıyla böyle bir bilinçle hareket eden Bir insan o malın, mülkün gerçek sahibinin alemlerin Rabbi olduğunu bildiği zaman zaten israf edemez. Onu Rabb'i hangi yolda kullanmasını emrediyorsa, nasıl değerlendirmesi gerektiğini Emrediyorsa zaten o şekilde değerlendirmesi gerektiğini bilir ve her şeyin bir emanet olduğunu, bunların daha sonra hesabının sorulacağını düşünerek hareket eder ve israftan bu şekilde kaçınmış olur. Dolayısıyla niyetimizi düzelttiğimiz zaman israftan da aynı şekilde kaçınmış olacağız ve bunun neticesinde de toplumda bazı nimetlere ulaşamayan insanlarında ulaşması kolaylaşacak ve aynı şekilde de toplumsal bir bütünleşme olacak.</p>

<p>Herkes işte dünyadaki nimetlerden, kaynaklardan eşit seviyede faydalandığı zaman toplumsal barışta, toplumsal huzurda bu şekilde gerçekleşmiş olacak. S.MELİS BAYRAM</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>manisameydangazetesi.com.tr</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANA MANŞET, YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/iftar-sofralarinda-israf</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 10:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/02/bilim-ve-teknoloji/iftar-sofralarinda-israf.png" type="image/jpeg" length="90816"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geleceği İnşa Etme: Helal Lokma Ve Güzel Söz]]></title>
      <link>https://45haber.com/gelecegi-insa-etme-helal-lokma-ve-guzel-soz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/gelecegi-insa-etme-helal-lokma-ve-guzel-soz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan Sohbetleri Programımızın bugün ki konuğu, Yunusemre İlçe Müftülüğü Vaizi Aişe Avcı İnci. Helal- haram kavramlarının ele alındığı programda İnci, çocuk yetiştirmede dikkat edilmesi gerekleri ve güzel konuşmanın önemine değindi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Meydan Gazetesi olarak, 'Ramazan Sohbetleri' ile evlerinize konuk olmaya devam ediyoruz. Bu günkü konumuz; helal lokma ve güzel söz. Yunus Emre İlçe Müftülüğü Vaizi Aişe Avcı İnci ile sosyal hayatta ve kamuda helal ve haramı konuştuk. Ayrıca, İnce, güzel sözün hayatımıza yansıması da değendi.</p>

<p>-Geleceğimiz çocuklarımız diyoruz. Bir çocuğu yetiştirmeye nereden başlamalıyız hocam peki?</p>

<p>Bu sadece bugünün konusu değil. Tarih boyunca, çağlar boyunca insanlar bunun üzerine düşünmüş, fikir üretmiş, tarih taşımış ve kütüphaneler dolusu kitaplar yazmışlar. Çocukları yetiştirmeye ne zaman ve nereden başlamalıyız konusu. Ne zaman başlamalıyız? 7 yaşında başlamalıyız. Hayır, okul öncesinden itibaren başlamalıyız. Bebekken başlamalıyız. Hatta anne karnında başlamalıyız diyenler olmuş.</p>

<p>Bunun daha da ötesine giderek çocuğun yetiştirilmesine eş seçimiyle başlanır diyenler de var. İşte Anadolu kültürü, bizim kültürümüz bunu savunuyor olmalı ki evlenme çağındaki gençlere helal süt emmişe denk gelesin duasını yaparlar. Bu dua bu düşüncenin tezahürüdür diye düşünüyorum.</p>

<p>Peki hocam siz de bahsettiniz. Helal süt emmiş olmak neden önemli diye sorsam size?</p>

<p>Şimdi İbn-i Sina der ki: "Ne yersen olsun.” Biz bunu deyimleştirmişiz ve insan yediği ile dediğidir." demişiz. Buradan başlayalım. Karakteri sağlam, inançlı, güzel ahlaklı nesiller yetiştirmeyi helal lokma ve güzel sözle başlamak gerekir. Allah Teala Bakara Suresi 168. ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan maddelerin helâl ve temiz olanlarından yiyin; şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü o apaçık düşmanınızdır.” Ragıp El İsvihani yiyeceğin helal olmasından kasıt bir başkasının hakkının bulaşmamış olması şeklinde açıklamaktadır. Kumardan kazanılan paranın yahut hırsızlıktan, gasptan, faizden, kara borsadan kazanılan paranın haram olduğunu zaten biliyoruz.</p>

<p></p>

<p>KAMU HAKKI</p>

<p>Ancak gözden kaçan bir yer var ki o da kamu hakkı. Mesela gelen sorularda şunu görebiliyoruz; ölen yakınının maaşını alabilmek için eşiyle resmi nikah yapmadan, dini nikahla beraber olanları, yaşayanları biliyoruz. Biz Din İşleri Yüksek Kurulumuzun vermiş olduğu fetvaya istinaden diyoruz ki: "Bu alınan maaş haramdır." Yahut devletimizin ihtiyaç sahipleri için vermiş olduğu kimi haklardan faydalanabilmek adına, oturduğu evini, kullandığı arabasını resmiyetle bir başkasının adına gösterip o haklardan yararlananlar var. İşte bu da helal değildir. Yahut iş yeri kar ettiği halde zarar gösterip kazanç, devletten kazanç sağlamaya çalışanlar olabilmektedir. Bu da helale haram katmaktır. Kazançlarımızın helal olmasına bu konuda da dikkat etmemiz gerekmekte. Çünkü kul ve kamu hakkına girilmiş olmakta. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem buyuruyorlar ki: "Rızkınızı güzel yollardan arayın. Haram olanı bırakın, helal olanı alın."</p>

<p>“İSİM KARAKTERİ ETKİLER”</p>

<p>-Çocuğu yetiştirirken yediğimiz helal olmalı dedik. Peki dediklerimiz, sözlerimiz nasıl olmalı?</p>

<p>Şimdi çocukla alakalı ağzımızdan en çok çıkacak söz, ömrü boyunca onun en çok duyacağı kelime ne? İsmi. O halde çocuğumuzun ismini güzel seçerek başlamalıyız. Zira isim müsemmaya tesir eder derler. Yani isim karakteri etkiler. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ismin sadece etkisinin bu dünyayla sınırlı kalmadığını, kıyamet gününde de babalarımızın isimleriyle ve kendi isimlerimizle çağrılacağımızı bize haber verir ve çocuklarınıza güzel isimler koyun diye tavsiyede bulunur.</p>

<p>Güzel isim derken kulağa hoş gelen, telaffuzu güzel olan adlar anlamında değil. Güzel anlama gelen isim anlamında güzel isimler verin tavsiyesinde bulunmuş Peygamber Efendimiz. Kendisi de bizzat adı savaş anlamına gelen harp olan birinin adını barış anlamındaki Silm’le değiştirmiş.</p>

<p>Güzel isimden sonra üzerinde durmamız gereken bir konu da güzel hitaptır. Özellikle çocuklar gençlik dönemlerinde ebeveynlerini zorlayabiliyorlar. Fakat bu zorlamalara rağmen çocuklara, gençlere hakaretvari, küçümseyen tarzda konuşmamak önemli. Biz bunun örneğini Hazreti Nuh'ta görüyoruz. Hazreti Nuh Aleyhisselam Nuh Tufanı kopmuş, gemide dağ gibi dalgalar arasında giderken oğlunu görüyor. Oğlu kendisine inanmayan, kendisine yalanlayan bir evlat.</p>

<p></p>

<p>Onu orada görünce şöyle hitap ediyor; “Yavrucuğum, oğulcağızım, haydi gel sen de gemiyi bin ve inkar edenlerle birlikte olma” Gördüğümüz üzere ortada bir tehdit, bir hal bildirme, bir hakaret yok. Neden? Çünkü oğlunu kazanmaya çalışıyor Hazreti Nuh. Çocuklarımızın tabii ki hatası olabilir. Onların hatalarını düzeltmek de bizim ebeveyn olarak bu konuda onlara yardımcı olmak görevlerimiz arasındadır. Fakat iletişim uzmanları hatayı söylerken çocuğun karakterine değil davranışa odaklanılması gerektiğini bize tavsiye etmekteler. Aksi takdirde çocuğumuz kendini kötü hisseder, savunma moduna geçer ve aramızdaki iletişim zayıflatır. Ve biz aslında hedeflediğimiz noktaya, amacımıza varamamış oluruz. Bizim hedefimiz neydi? Olumsuz davranıştan kurtarıp olumlu davranışa yönlendirmekti. Eğer karakteri eleştirecek olursak o takdirde biz amacımızı gerçekleştirmemiş oluruz. Bu konuyla ilgili örnek Kur'an-ı Kerim'de Hazreti Yakup'un örneğidir. Hazreti Yakup'un oğulları kardeşleri Hazreti Yusuf'u götürüp kuyuya bırakıp kanlı gömme Babaları Yakup'a getirdikleri zaman babalarının onlara söylediği cümle "Nefsiniz sizi kötü bir iş yapmaya sevk etmiş." şeklinde olmuştu. Yani yapılan işin evet kötülüğünü ortaya koymuş. Ancak bu davranışı çocukların karakterine mal etmemiş.</p>

<p>Bunu daha sonra surenin Yusuf suresinin devamını okuduğumuzda da görüyoruz. Hiçbir zaman çocuklarına yaptıklarını başına kalkmamış, onlara her zaman yine evlatlarım şeklinde hitap etmeye devam etmiştir.</p>

<p>“ÇOCUKLAR BİZE ÖRNEK ALIRLAR”</p>

<p>Çocuklara güzel isim verilmeli, gençlere güzel hitap edilmeli, karaktere yönelik eleştiri yapılmamalı dedik. Konuyla ilgili başka neler söylemek istersiniz?</p>

<p>Çocuklar bize örnek alırlar. O halde bizim dilimizde yalan, iftira yahut dedikodu, yahut söz götürüp Getirme gibi şeyler olmamalı. Çocuklar bunları bizden öğrenmemeliler. Verdiğimiz sözde de durmalıyız. Bazen ebeveynler olarak öfkelendiğimiz zamanlarda çocuklarımıza verdiğimiz sözü pazarlık konusu haline getirebiliyoruz ne yazık. Bu da doğru bir davranış değil. Çocuğun bize olan güvenini zedeler.</p>

<p>Abdullah bin Amir şöyle anlatıyor. Bir gün annem beni bir şey vermek üzere yanına çağırdı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz anneme, "Ona ne vereceksin?" diye sordu.</p>

<p>Annem de, "Bana hurma vereceğini söyledi." Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesselam onun üzerine, "Eğer onu bir şey vereceğim vaadi ile çağırıp hiçbir şey vermeseydin sana tam bir yalan günahı yazılacaktı." buyurmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Bazen çocuklarımız nasılsa bizim yabancımız değil diye verdiğimiz sözleri tutmayabiliyoruz, unutabiliyoruz. Fakat Şunu bilelim ki gerçekten onlar verdiğimiz sözleri verip unuttuğumuz verip tutmadığımız sözleri unutmuyorlar. Amel defterimizde de bu sözler yalan günahı olarak yazıyor. Bunu da unutmayalım.</p>

<p>S.MELİS BAYRAM</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>manisameydangazetesi.com.tr</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANA MANŞET, YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/gelecegi-insa-etme-helal-lokma-ve-guzel-soz</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Feb 2026 13:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/02/bilim-ve-teknoloji/gelecegi-insa-etme-helal-lokma-ve-guzel-soz.png" type="image/jpeg" length="44348"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her işin bir ahlakı vardır]]></title>
      <link>https://45haber.com/her-isin-bir-ahlaki-vardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/her-isin-bir-ahlaki-vardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Manisa Meydan Gazetesi olarak hayata geçirdiğimiz Ramazan Sohbetleri Programımızın bugün ki konuğu, Yunusemre İlçe Müftülüğü Vaizi Dr. Recep Yaşar Hocamız. Recep Hocamızla birlikte ahlakı konuştuk.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>On bir ayın sultanı Ramazan’ın manevi iklimi, 'Ramazan Sohbetleri' ile evlerinize konuk olmaya devam ediyor. Bu günkü konumuz ; ahlak. ”Yunus Emre İlçe Müftülüğü Vaizi Dr Recep hocamız ile ahlakı İslam’da önemimi, sosyal ve iş hayatında yansımalarını anlattı.</p>

<p><img height="525" src="https://45habercom.teimg.com/45haber-com/uploads/2026/02/whatsapp-image-2026-02-25-at-112417-1.jpeg" width="700" /></p>

<p><strong>- Hocam öncelikli olarak ahlak nedir? Ahlaklı olmak için nasıl bir yol izlemeliyiz? Neler yapmalıyız?</strong></p>

<p>Ahlak insanın iyi veya kötü olarak değerlendirilmesine yol açan manevi bir manevi özellikleri ve ortaya koyduğu davranışları ifade eder. Ahlak terim olarak budur. İmanın gayesi de İslam'ın gayesi de Peygamberlerin gönderiliş amaçları da, Kur'an-ı Kerim'in gönderilmiş amacı, kıssaların gönderilmiş amacı da erdemli bir toplum inşa etmek. Erdemli bir toplum inşa etmek için de insanların erdemli, insanların ahlaklı olması gerekiyor. Zira toplumu insanlar oluşturuyor.</p>

<p>Toplumu bir binaya benzetecek olursak o binayı oluşturan tuğlaları da insan gibi değerlendirirsek binadaki tuğlalar çürük olursa bina da çürük olur. Ancak insanlar sağlam olursa, erdemli olursa, ahlaklı olursa toplum da erdemli, ahlaklı olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ahlaklı olmanın ilk şartı Allah korkusuna sahip olmaktır; çünkü vicdanı ve irfanı besleyen temel duygu budur. İkinci temel esas ise Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) hayatını örnek almaktır. O, "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" buyurmuş ve bizzat Allah tarafından yüce bir ahlak üzere olduğu bildirilmiştir.</p>

<p><img height="667" src="https://45habercom.teimg.com/45haber-com/uploads/2026/02/whatsapp-image-2026-02-25-at-112417.jpeg" width="500" /></p>

<h3>İş ve sosyal hayat ahlakı</h3>

<p>Yani kimimiz işçi, kimimiz işveren, kimimiz amir, kimimiz memur. Herkesin farklı farklı görevleri var. Mesela memur olmanın ahlakı işte kamuda görev yapmanın ahlakı yani devletin size tesis ettiği, tahsis ettiği işte malı malları kamu mallarını yerli yerinde kullanmak. Her şeyden önce kamu hakkının topyekûn bir kamu hakkı olduğunu yani kamu hakkının herkesi ilgilendirdiği bir hak olduğunu bilmeliyiz.</p>

<p>Amirde, işte mahiyetinde çalışan insanlara karşı adaleti adaletli davranması gerekir. Onlara baskı uygulamaması gerekir. Aynı zamanda işçi olmanın da bir ahlakı vardır. İşçi olmanın ahlakı işini sağlam yapma. İşverenin kendisine tahsis ettiği işte malları, mülkleri kendi çıkarları için kullanmaması, işine zamanında gidip gelmesi Aynı zamanda işçinin işçi olmanın ahlakı olduğu gibi işveren olmanın da bir ahlakı vardır. İşveren ise işçiye huzurlu bir işte çalışma ortamı sağlamak, onu sosyal haklardan mahrum bırakmamak, ibadettir veya dinlenme gibi ihtiyaçları olduğunda ona o kolaylığı sağlaması, çalışanlarının sağlığını veya hayatını tehlikeye atacak şekilde derecede işler yüklememesi, aynı zamanda işte maaşını veyahut da ücretini yerin zamanında etmesi gerekmektedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>manisameydangazetesi.com.tr</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/her-isin-bir-ahlaki-vardir</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 11:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/02/saruhanlida-halkali-leke-alarmi-2.png" type="image/jpeg" length="33157"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[HZ. PEYGAMBER'İN ÇOCUKLARA YÖNELİK TUTUMU]]></title>
      <link>https://45haber.com/hz-peygamberin-cocuklara-yonelik-tutumu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/hz-peygamberin-cocuklara-yonelik-tutumu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Manisa Meydan Gazetesi olarak hayata geçirdiğimiz Ramazan Sohbetleri Programımızın bugün ki konuğu, Yunus Emre İlçe Müftülüğü Vaizi Gülsüm Nur Atlıoğlu Hocamız. Gülsüm Hocamızla birlikte bugün, Hz. Peygamberin çocuklara yönelik tutumu konuştuk.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>On bir ayın sultanı Ramazan’ın manevi iklimi, 'Ramazan Sohbetleri' ile evlerinize konuk oluyor bugün ki konusu ise “Hz Peygamberin çocuklara yönelik tutumu.” Yunus Emre İlçe Müftülüğü Vaizi Gülsüm Nur Atlıoğlu Hocamız ile İslam’da çocuğun önemini, Peygamber efendimizin çocuklara olan davranışlarını konuştuk.</p>

<p><strong>-İslam'da çocuğun değeri nedir? Bunu bize açıklayabilir misiniz?</strong></p>

<p>-Bunu şöyle açıklayalım. İslam çocuğa ayrı bir değer, ayrı bir önem verir. Her bir çocuk için bu önem geçerlidir. Yani dünyaya gelmesi ile birlikte çocuk değer kazanır. Burada kız, erkek, sağlıklı ya da sağlık yönünden problemi olan çocuklar fark etmeksizin her çocuk dünyaya gelerek o değeri alırlar. İslam çocuğa bir gözüyle bakar.</p>

<p><img alt="HZ. PEYGAMBER'İN ÇOCUKLARA YÖNELİK TUTUMU" height="1419" src="https://45habercom.teimg.com/45haber-com/uploads/2026/02/pelin/whatsapp-image-2026-02-23-at-111845.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<h3>“BU EMANET ALLAH TEALA'NIN BİR EMANETTİR”</h3>

<p>Hani bu emanet de Allah Teala'nın bir emanettir. Ve emanetin sahibi olan Allah da bize çocuklara yönelik tutumlarımızla ilgili bizi gözlediğini, bizim davranışlarımızı, bizim onlara olan muamelelerimizi kaydettiğini, daha sonra bundan hesaba çekileceğimizi bize bildirir. Bundan dolayı İslam’da çocuk bir emanettir. O emanetin sahibi Allah'tır ve biz de çocuklarımıza bu bilinçle davranmalıyız. Çocuğun değeri İslam'da bu şekilde diyebiliriz.</p>

<p><strong>-Peygamberimizin çocuklarla ilişkisi nasıldır? Peygamberimizin çocuklara karşı tavrı nasıldır?</strong></p>

<p>Hz. Peygamber'in hayatına baktığımızda çocuklar Hz. Peygamber’in hayatının her alanında, her yerinde var. Hazreti Peygamber'in çocuklar ile olan iletişiminin, ilişkisinin, tutum ve davranışlarının belli prensiplere uyduğunu biz görüyoruz. Yani genel kaideler var burada Hazreti Peygamber'in koyduğu. Ve Hazreti Peygamber bizden de aslında bunları uygulamamızı istiyor. Bu kaidelere göre davranmamızı istiyor.</p>

<h3>SEVGİ VE ŞEFKAT</h3>

<p>Bunlardan ilki Hazreti Peygamber çocuklara sevgi ve şefkatle yaklaşıyor. Sevgi ve şefkat, bir çocuğu gördüğümüzde takınmamız gereken ilk tavır. Hazreti Peygamber'in hayatında bu sevgi ve şefkati her alana yerleştirdiğini görüyoruz. Bu sevgiyi sadece sevmek değil, davranışlarıyla da gösteriyor Hazreti Peygamber. Mesela burada Hazreti Peygamber'in çocuklara yönelik iletişiminde sahabeler bunu anlatıyorlar. Hazreti Peygamber sevgisini ve şefkatini bu davranışlarla gösteriyor. Nedir bu davranışlar derseniz eğer ilk olarak Hazreti Peygamber çocuklara dua ediyor. Dua etmek, aslında bir kişiye dua etmek onu sevdiğini göstermenin en güzel yollarından bir tanesi. Hazreti Peygamber karşılaştığı her bir çocuk için dua ediyor. Biz bu hadiseyi Mekke'nin fethedildiğinde görüyoruz. Mekke fethedildikten sonra Mekkeliler akın akın çocuklarını Hazreti Peygamber'e getiriyorlar. Hazreti Peygamber ise karşılaştığı her bir çocuk için ayrı ayrı dua ediyor. Bunun dışında Hazreti Peygamber sevgisini göstermek adına çocukların yanaklarını okşamak, onları kucağına almak şeklinde davranışlar sergiliyor. Yani çocuğa seviyorum demek değil. Sevgiyi göstermek, çocuğa sevgiyi yaşatmak diyebiliriz biz buna. Bununla ilgili Cabir bin Semure adlı bir sahabe şöyle bir hadise anlatıyor: Bir gün diyor Hazreti Peygamber'le ilk namazı kıldık. İlk namazı değil öğle namazı. Öğle namazını kıldık. Sonra mescitten Hazreti Peygamber ailesinin yanına gitmek üzere ayrıldı. Ben de onunla birlikte çıktım. Yolda çocuklar bizi karşıladı. Hazreti Peygamber her çocukla ayrı ayrı sohbet etti. Her birinin yanağını okşadı. Orada benim de yanağımı okşadı şeklinde bir hadis anlatıyor. Ya burada sevgisini beden diliyle de gösteriyor diyebiliriz. Bunun dışında Hazreti Peygamber'in hayatına baktığımız zaman çocukların hoşuna giden şeyleri yapardı. Bineğini alırdı mesela. Hazreti Peygamber bunu yapıyordu çocuklara. Hatta ki Hazreti Peygamber bir yere gittiği zaman çocuklar dört gözle dönmesini bekliyordu. Çünkü bineğine bindirecek. Kimler binmiştir derseniz mesela bu bineğe binenlerle ilgili Hazreti bin Abbas'ın bindiğini biz biliyoruz. Abdullah bin Cafer'in bindiğini biliyoruz. Başka pek çok sahabenin Hazreti Peygamber'in binine bindiğini biz biliyoruz.</p>

<p>Çocuklar oyunlar oynardı. Onlarla şakalaşırdı. Yani bir nevi Hazreti Peygamber çocuğun seviyesine inip ona uygun bir davranış sergilemiş diyebiliriz.</p>

<p><img alt="HZ. PEYGAMBER'İN ÇOCUKLARA YÖNELİK TUTUMU" height="451" src="https://45habercom.teimg.com/45haber-com/uploads/2026/02/pelin/whatsapp-image-2026-02-23-at-111844.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<h3>“PEYGAMBERİMİZ ÇOCUKLARA AYRI BİR ÖNEM VERİYORDU”</h3>

<p>Biz büyükler çocuklara yaklaşırken aslında onların birer çocuk olduğunu unutmadan, onlar bizim bu arada muhatabımız, ama birer çocuk olduğunu unutmadan onların seviyelerine inerek onların hoşlarına giden bazı davranışları sergileyerek onlara yaklaşabiliriz. Bunun dışında Hazreti Peygamber peki bunlarla sınırlı mı? Değil aslında. Hazreti Peygamber küçük çocuklara ayrı bir önem veriyordu.</p>

<p>Mesela mevsimin ilk hasadından getirilen meyveler, Hazreti Peygamber'e sunuluyordu. Hazreti Peygamber bereket duası ettikten sonra meclisteki en küçük çocuğu arar ve ona ikram ederdi. Yani aslında toplumda büyükler ayrı orada, büyük sahabeler ayrı var ama Hazreti Peygamber ne yapıyor? O dönemde o mecliste en küçük çocuğu olarak bunları ikram ediyor. Mevsimin ilk hasadını ikram ettiğini biz yine görüyoruz.</p>

<p>Hazreti Peygamber çocuklara yönelik sevgisini, şefkatini namazlarda da gösterirdi. Burada namazlarla ilgili iki şeyden bahsedebiliriz. İlki şu: Hazreti Peygamber kıraat esnasında yani Kur'an-ı Kerim'i okuduğu esnada eğer bir çocuğun ağlamasını duyarsa kıraati kısa tutar. Yani orada annesi çocuğuyla ilgilensin, çocuk daha fazla rahatsızlık çekmesin diye kıraati kısa tutuyor.</p>

<p>Bunun dışında Hazreti Peygamber namaz kılarken torunlarının onun sırtına bindiğini biz biliyoruz namaz esnasında ya da kucağına oturduğunu biliyoruz. Hazreti Peygamber çocuğu azarlamak yerine secdedeyken torununun inmesini bekliyor. O indikten sonra namazına devam ediyor. Burada da yani namaz içinde iki ayrı şekilde bize çocuklarla olan ilişki konusunda Hazreti Peygamber ders veriyor diyebiliriz.</p>

<h3>“HAZRETİ PEYGAMBER ÇOCUKLARI İNCİTMEZDİ”</h3>

<p>Bunun dışında bir de diğer bir prensip olarak merhametten bahsederiz. Sevgi ve merhamet birbirinden farklı kavramlar. Çünkü merhamette şöyle bir şey var; Hazreti Peygamber çocukları incitmezdi, azarlamazdı, kızmazdı. Hazreti Peygamber çocukların incitilmesine de izin vermezdi. Sadece incitmemek değil, izin vermemek hadisesini de biz görüyoruz. Yine burada Hazreti Peygamber çocuklarla ilgili hadiselerden bahsedecek olursak şunları anlatırlar:</p>

<p>Ümmül Fadl adında bir hanım sahabe var. O aynı zamanda Hazreti Hasan'ın süt annesi. Hazreti Hasan Hazreti Peygamber'in torunu. Hazreti Peygamber torununu ziyarete gidiyor, Ümmü Fadl'ın evine. Hazreti Hasan'ın kucağına alıyor. Severken Hz. Hasan Hz. Peygamber'in üstüne ıslatıyor. Ümmü Fadl Hz. Peygamber'in üstüne ıslanmış olunca "Ne yaptın?" dercesine çocuğun omzuna dokununca Hz. Peygamber hemen tepki veriyor. "Oğlumun canını acıttın. Allah senin hayrını versin." şeklinde bir tepki verdiğini görüyoruz. Bunun dışında çocuklarla ilgili şunu söyleyebiliriz.</p>

<p><img alt="HZ. PEYGAMBER'İN ÇOCUKLARA YÖNELİK TUTUMU" height="1419" src="https://45habercom.teimg.com/45haber-com/uploads/2026/02/pelin/whatsapp-image-2026-02-23-at-111849.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<h3>“ÇOCUKLAR HAYATIN ACEMİLERİ”</h3>

<p>Çocuklar hata yapar. Çünkü hayatın acemileri çocuklar ve her acemide olduğu gibi çocuklarda da hatalar olur. Hz. Peygamber çocukların hatalara yönelik olarak da nasıl tavır takınmamız gerektiğini şöyle bir hadiseyle bize anlatıyor;</p>

<p>Bir gün bir sahabe Rafi bin Amr isimli bir sahabe çocukken hurma ağaçlarını taşıyormuş. Hurma ağacını şöyle anlatalım. O dönemin bir içim kaynağı. Hani bir dükkânı taşlamak gibi belki düşünebilirsiniz. Hurma ağaçlarını taşıyormuş. Sahabeler de onu tutmuşlar, yakalamışlar. Hazreti Peygamber'in huzuruna getirmişler.</p>

<p>Hazreti Peygamber, şimdi baktığımız zaman geçim kaynağını taşıyan bir çocuğa karşılık nasıl tepki vereceğini sahabeler bekliyorlar. Hazreti Peygamber buyuruyor ki: "Çocuğum ağaçları sen mi taşladın?" Çocuk "Evet." diyor. Bunun üzerine "Bunu neden yaptın?" diye soruyor. Bakın çocuğun orada bir davranışı var. Nedenini soruyor. Çocuk için de "Yemek için." diyor. Hazreti Peygamber bunun üzerine çocuğa ceza vermiyor. Şöyle buyuruyor: "Yemek İstiyorsan altında dökülenlerden yeseydin ya” şeklinde bir karşılık veriyor. Sonrasında da "Allah'ım bu çocuğun karnını doyur." şeklinde dua edip çocuğu gönderiyor. Yani bir ceza yok. Burada hata yapan çocuğa karşı tavır olarak Hazreti Peygamber çocuğu dinliyor. Çocuğu anlamaya çalışıyor. Daha sonrasında çocuğa bir alternatif gösteriyor yaptığı davranışı bırakması için ve sonra çocuğa öğrettikten sonra yine bir güzel dua ederek çocuğu gönderiyor.</p>

<p>Yine Hazreti Peygamber'in çocuklarla ilişkisine aslında en güzel örneklerden bir tanesi Enes bin Malik. Enes bin Malik neden önemli? Çünkü Enes bin Malik çocukken Hazreti Peygamber'in hizmetine giriyor. Enes bin Malik Hazreti Peygamber'le ilişkisi sorulduğu şöyle söylüyor. Bir kere bile bana of demedi. Neden bunu şöyle yaptın? Ya da şunu şöyle yapsaydın ya şeklinde tepki de vermedi şeklinde anlatıyor.</p>

<p>10 yıl boyunca bir ilişki içerisinde bir çocukla, hayatın acemisi olan bir çocukla ilişki içerisinde bir kere bile of dememesi Hazreti Peygamber'in çocukları incitmeme hususunda azami dikkatini bize gösteriyor.</p>

<h3>ÇOCUK VE SAYGI</h3>

<p>Son olarak şu prensipten bahsedebiliriz. Hazreti Peygamber çocuklara saygı duyardı. Çocuk ve saygı kelimesi çok yan yana zikredilmez. Saygı daha çok böyle büyüklere yapılırmış gibi bir anlayış var ama Hazreti Peygamber çocuklara da saygı duyardı ve çocukları muhatap alırdı. Karşısındaki çocuğu bir yetişkin gibi muhatap alırdı. Oyun oynayan çocuklara selam veriyoruz. Biz kendi hareketlerimizi biraz düşünelim. Evlere giriyoruz. Çocuklara ayrıyeten selam verme âdeti Hazreti Peygamber'den geliyor. Eğer veriyorsak çok güzel. Vermiyorsak vermeye başlayalım. Çünkü çocuk muhatap olduğunu, muhatap alındığını hissetmek istiyor. Hazreti Peygamber çocukların hâl ve hatırlarını sorardı. Bunun dışında çocukların bazen çocukça olan kaygıları, üzüntülerini dikkate alırdı.</p>

<p><strong>-Hocam sonuç olarak ne söylemek istersiniz? Genel bir konuyu toplamanız gerekirse.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hazreti Peygamber'in hayatını incelediğimizde çocuklarla ilişkisini bazı prensipler düzenliyor. Bunlardan ilki sevgi ve şefkat. Daha önce de söylediğimiz gibi karşımızdaki muhatap bir çocuksa ilk takınmamız gereken tavır sevgi ve şefkat. Bunun dışında merhamet. Yani incitmemek üzerine ilişkiyi devam ettirmemiz lazım. Ve son olarak da çocuklara saygı. Çocuklara da saygı duyarsak Hazreti Peygamber'in davranışları örnekliğinde çocuklarınla ilişkimizi geliştirmiş oluruz..</p>

<p>SANİYE MELİS BAYRAM</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>manisameydangazetesi.com.tr</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANA MANŞET, YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/hz-peygamberin-cocuklara-yonelik-tutumu</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/02/pelin/hz-peygamberin-cocuklara-yonelik-tutumu.png" type="image/jpeg" length="54901"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ramazan Telaşına Son Verecek Hamle: Buzluklar Şimdiden Temizleniyor!]]></title>
      <link>https://45haber.com/ramazan-telasina-son-verecek-hamle-buzluklar-simdiden-temizleniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/ramazan-telasina-son-verecek-hamle-buzluklar-simdiden-temizleniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İslam âleminin yollarını gözlediği Ramazan-ı Şerif’e sayılı günler kaldı. 30 gün sürecek sahur ve iftarların ardından Müslümanlar bayrama kavuşacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı boyunca Müslümanlar hem misafir olacak hem de misafir ağırlayacak. Bu nedenle mutfak hazırlıkları şimdiden hız kazanırken, yemek hazırlığında pratiklik sağlamak zaman açısından büyük önem taşıyor. Ramazan’a erken hazırlananlar ise bu detayı asla göz ardı etmiyor.</p>

<h3>Buzluk temizliği öne çıkıyor</h3>

<p>Sofraların daha düzenli ve pratik hazırlanabilmesi için yapılan hazırlıkların başında <strong>buzluk temizliği</strong> geliyor. Ay boyunca sık sık kullanılacak olan derin dondurucular, hem yer açmak hem de sağlıklı bir kullanım sağlamak amacıyla elden geçiriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzun süredir bekleyen, son kullanma tarihi geçen ya da ne olduğu unutulan ürünler ayıklanırken, buzlukta gereksiz yer kaplayan paketler de çıkarılıyor. Yapılan temizlik sayesinde Ramazan boyunca iftar saatine yakın yaşanan telaş azalıyor, gıda israfının önüne geçiliyor ve sahur için hızlı ve pratik çözümler üretilebiliyor.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/ramazan-telasina-son-verecek-hamle-buzluklar-simdiden-temizleniyor</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Feb 2026 16:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/02/image-2026-02-10t163617904.png" type="image/jpeg" length="96359"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ramazan öncesi sağlıklı beslenme eğitimleri Yunusemre’de başlıyor]]></title>
      <link>https://45haber.com/ramazan-oncesi-saglikli-beslenme-egitimleri-yunusemrede-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/ramazan-oncesi-saglikli-beslenme-egitimleri-yunusemrede-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yunusemre Belediyesi, Ramazan ayında vatandaşların sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda bilinçlenmesi amacıyla eğitim programları düzenliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayına sayılı günler kala beslenmeye ilişkin konular yeniden gündeme gelirken, Yunusemre Belediyesi bu kapsamda uzman diyetisyenlerin katılımıyla eğitimler gerçekleştirecek. Programlarda, Ramazan süresince doğru beslenme alışkanlıklarının önemi ele alınacak.</p>

<p>Eğitim programının ilk etabı, 10 Şubat 2026 Salı günü saat 14.30’da YEGEM Muradiye Şubesi’nde düzenlenecek. Eğitim, Diyetisyen Bahriye Gülmez tarafından verilecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programın ikinci eğitimi ise 12 Şubat 2026 Perşembe günü saat 14.30’da Yunusemre Belediyesi Yenimahalle Sağlık Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Bu eğitimde Diyetisyen Sevcan İnci katılımcılarla buluşacak.</p>

<p>Eğitimlerde Ramazan ayında sahur ve iftar beslenmesi ile sağlıklı yaşam önerileri ele alınacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANA MANŞET, YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/ramazan-oncesi-saglikli-beslenme-egitimleri-yunusemrede-basliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Feb 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/02/bilim-ve-teknoloji/ramazan-oncesi-beslenme.png" type="image/jpeg" length="57176"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Berat Kandili zikirleri 2026: Berat Kandili’nde çekilecek tesbih ve zikirler]]></title>
      <link>https://45haber.com/berat-kandili-zikirleri-2026-berat-kandilinde-cekilecek-tesbih-ve-zikirler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/berat-kandili-zikirleri-2026-berat-kandilinde-cekilecek-tesbih-ve-zikirler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İslam âlemi için büyük manevi anlam taşıyan mübarek Berat Kandili, bugün idrak ediliyor. Şaban ayının 15. gecesine denk gelen bu özel gecede, günahlardan arınmak ve Allah’ın affına nail olmak isteyen milyonlarca vatandaş ibadetlerini artırıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“Kurtuluş gecesi” olarak da adlandırılan Berat Kandili’nde, duaların kabulüne vesile olacağına inanılan zikirler ve tesbihler merak ediliyor. Vatandaşlar, bu mübarek gecede okunması tavsiye edilen duaları ve çekilecek tesbihleri araştırıyor.</p>

<p>Berat Kandili gecesi çekilecek tesbihler</p>

<p>Berat Kandili’nde yaygın olarak çekilmesi tavsiye edilen tesbihler şu şekilde sıralanıyor:</p>

<p>• 1000 adet Salavat</p>

<p>• 1000 adet Lâ ilâhe illallah</p>

<p>• 1000 adet Estağfirullah el-azîm</p>

<p>• 1001 adet İhlâs Suresi</p>

<p>• 100 adet Besmele</p>

<p>• 100 adet Hasbiyallâhü ve ni‘mel vekîl</p>

<p>• 129 adet Yâ Latîf</p>

<p>Berat Kandili gecesi zikirleri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu mübarek gecede yapılabilecek başlıca zikirler ise şöyle:</p>

<p>• Allah</p>

<p>• Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed</p>

<p>• Allahu ekber</p>

<p>• Elhamdülillâh</p>

<p>• Estağfirullah</p>

<p>• Lâ ilâhe illallah</p>

<p>• Sübhânallah</p>

<p>• Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm</p>

<p>Berat Kandili gecesinde Kur’an-ı Kerim okumak, tövbe ve istiğfarda bulunmak, namaz kılmak ve bol bol dua etmek tavsiye ediliyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ANA MANŞET, YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/berat-kandili-zikirleri-2026-berat-kandilinde-cekilecek-tesbih-ve-zikirler</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Feb 2026 13:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/02/bilim-ve-teknoloji/berat-kandili-1.png" type="image/jpeg" length="94015"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Berat Kandili 2026’da hangi güne denk geliyor?]]></title>
      <link>https://45haber.com/berat-kandili-2026da-hangi-gune-denk-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/berat-kandili-2026da-hangi-gune-denk-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan ayına sayılı günler kala kandil geceleri yeniden gündeme geldi. Manevî değeri büyük olan Berat Kandili’nin 2026 yılında hangi tarihe denk geldiği vatandaşlar tarafından merak ediliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayı öncesinde idrak edilen ve affın, bağışlanmanın, manevî arınmanın sembolü olarak kabul edilen Berat Kandili, üç aylar içinde önemli bir yere sahip. Her yıl milyonlarca Müslüman tarafından ibadet ve dualarla ihya edilen bu mübarek gecenin 2026 takvimindeki tarihi netleşti.</p>

<h3>Berat Kandili 2026’da hangi gün?</h3>

<p>Berat Kandili, Şaban ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gece idrak ediliyor.<br />
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayımlanan 2026 yılı dini günler takvimine göre Berat Kandili, 2 Şubat 2026 Pazartesi günü idrak edilecek.</p>

<p><img height="625" src="https://45habercom.teimg.com/45haber-com/uploads/2026/01/image-89.png" width="880" /></p>

<h3>Berat Kandili’nin önemi</h3>

<p>Bu mübarek gece; günahlardan arınma, tövbe etme ve ilahî affa nail olma açısından büyük önem taşıyor. Berat Kandili’nde farz ibadetlerin yanı sıra şu ameller öne çıkıyor:</p>

<p>· Nafile namaz kılmak</p>

<p>· Kur’an-ı Kerim okumak ve tefekkür etmek</p>

<p>· Tövbe ve istiğfar etmek</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· Dua ve zikirlerle geceyi ihya etmek</p>

<p>· Aile ve tüm Müslümanlar için hayır dualarında bulunmak</p>

<h3>2026 yılı önemli dini günler</h3>

<p>Diyanet takvimine göre 2026 yılında öne çıkan bazı dini günler ise şöyle:</p>

<p>· 2 Şubat 2026: Berat Kandili</p>

<p>· 19 Şubat 2026: Ramazan ayının başlangıcı</p>

<p>· 16 Mart 2026: Kadir Gecesi</p>

<p>· 19 Mart 2026: Ramazan Bayramı arifesi</p>

<p>· 20-22 Mart 2026: Ramazan Bayramı</p>

<p><img class="" height="500" src="https://45habercom.teimg.com/45haber-com/uploads/2026/01/image-88.png" width="888" /></p>

<h3>Berat ne demektir?</h3>

<p>Berat, Arapça kökenli bir kelime olup; arınma, temize çıkma, kurtuluş ve affedilme anlamlarına gelir. Dini anlamda ise kişinin günahlarından arınması ve Allah’ın affına kavuşması olarak kabul edilir. Bu yönüyle Berat Kandili, manevî olarak yeni bir başlangıç gecesi olarak görülür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/berat-kandili-2026da-hangi-gune-denk-geliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 27 Jan 2026 17:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/01/bilim-ve-teknoloji/image-87.png" type="image/jpeg" length="56868"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kimse bilmiyordu: Şişe mantarı konuşmayı değiştiriyor]]></title>
      <link>https://45haber.com/kimse-bilmiyordu-sise-mantari-konusmayi-degistiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/kimse-bilmiyordu-sise-mantari-konusmayi-degistiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şarap şişelerinin vazgeçilmezi olarak bilinen şişe mantarı, bu kez bambaşka bir alanda gündem oldu. “Ne işe yarar ki?” denilen bu küçük parça, dil bilimciler ve diksiyon eğitmenlerinin gizli yardımcısı çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle düzgün konuşmak, kelimeleri net telaffuz etmek ve harf yutma sorunundan kurtulmak isteyenlerin son dönemde bu yönteme yöneldiği belirtiliyor. Üstelik pahalı kurslara ya da özel ekipmanlara da gerek yok.</p>

<h3><strong>Konuşmayı adeta yeniden öğretiyor</strong></h3>

<p>Uzmanlara göre şişe mantarı, ağız, dudak ve dil kaslarını normalden daha fazla çalışmaya zorluyor. Günlük konuşmada tembelleşen kaslar, bu basit egzersiz sayesinde aktif hale geliyor. Sonuç?<br />
Daha net sesler, daha anlaşılır kelimeler ve daha akıcı bir konuşma.</p>

<p><img class="" height="586" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/01/26/697746d6b1340285__w1200xh879.jpg?w=1200" width="800" /></p>

<h3><strong>Evde herkes yapabiliyor</strong></h3>

<p>Uygulaması da oldukça basit:<br />
Şişe mantarı dik şekilde dişler arasına yerleştiriliyor ve hafifçe ısırılıyor. Ardından tekerlemeler ya da kısa metinler okunuyor. İlk denemede konuşmak zor gelse de, düzenli tekrarlarla fark kısa sürede hissediliyor.</p>

<p>Bu yöntemle;</p>

<p>· Harfleri yutarak konuşma,</p>

<p>· “R”, “S”, “Ş”, “Ç” seslerini çıkaramama,</p>

<p>· Hızlı konuşurken kelimelerin anlaşılmaması,</p>

<p>· Dudak ve dil kaslarının zayıflığı</p>

<p>gibi sorunların büyük ölçüde azaldığı ifade ediliyor.</p>

<h3><strong>Basit ama etkili</strong></h3>

<p>Sosyal medyada da ilgi görmeye başlayan bu yöntem için eğitmenler, “Basit görünmesine aldanmayın, düzenli uygulandığında etkisi şaşırtıcı” yorumunu yapıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmasını geliştirmek isteyenlerin çekmecedeki o mantara artık <strong>başka bir gözle bakması</strong> gerekebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://45haber.com/kimse-bilmiyordu-sise-mantari-konusmayi-degistiriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 26 Jan 2026 14:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/uploads/2026/01/bilim-ve-teknoloji/sise-mantari.png" type="image/jpeg" length="80007"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
