<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>45 Haber Manisa Haber Portalı</title>
    <link>https://45haber.com</link>
    <description>Manisa Haberleri | Doğru Güncel Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://45haber.com/rss/mimar-azmi-acikdil" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 24 Apr 2026 08:09:44 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/rss/mimar-azmi-acikdil"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Azmi Açıkdil'in kaleminden ' Aslan neyle beslenir']]></title>
      <link>https://45haber.com/azmi-acikdilin-kaleminden-aslan-neyle-beslenir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/azmi-acikdilin-kaleminden-aslan-neyle-beslenir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Caddeler sokaklar arabalardan hem de çift sıra. Üst üste olamadığından yan yana. Çoğu zaman kaldırımda, baş köşede engelli rampasında. Trafik ihlâlzadeleri altın çağlarını yaşıyorlar. Alışmış kudurmuş...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Caddeler sokaklar arabalardan hem de çift sıra. Üst üste olamadığından yan yana. Çoğu zaman kaldırımda, baş köşede engelli rampasında. Trafik ihlâlzadeleri altın çağlarını yaşıyorlar. Alışmış kudurmuştan beter, hizaya gelmeleri hem zaman alacak hem zor olacak. Bakkal dükkanını geçmiş marketler, önlerinde üst üste kasalı kasasız 50 nc’ler. Büyükşehir Belediyesi bisiklet yolu yaptı araçlar yola park etmesin diye çin seddi gibi bordürden duvar ördü, oysa ihlâlzadelere meydan verilmese, iki duba bir kesiksiz çizgi ile hallolacaktı.

 

“Dol kara bakır dol ağzına kadar dol” her yer, dolan dolana yar dolana hergün dolana. Kaldırımlar; Kahve, lokanta, kafe, büfe, hatta çay ocağı, engelli evden çıkmasın, normal olan çer çöp deyip masa sandalye aralarından geçsin. Aralarından geçtiklerimizde palabıyıklar burmalısından, sakal herkes de (memuru işçisi müdüründe bile, nasıl bir özentiyse eskiden koçero derdik dağda gezen bir eşkıya idi adı sakallılara yakıştırılırdı.)

 

Masa sandalye aralarından geçerken eteğini mi toplayacan, saçını mı? Gözler yerde mahcup bir şekilde sakınarak geçerken önünde sandalye masa çarpar mısın üstüne mi çıkarsın? Geçmesi maharet ister adım başı. Birinden geçtin ya diğerinden geçerken tavlaya ara verilir şöyle bi süzülürsün o arada zar sesi gelmez maşallahlar sıralanır ağız birliği yapmışçasına.

 

Az ötede ki dükkanda iç çamaşırları boynuna geçer, bazılarında pantolonlar bacağına, çoraplar ayağına geçer sakınmasan. Dondurmacısı kaşığın sapını gözüne sokar, kebapçısı tereyağını ocak yerine üstüne saçar. Dönerler, dönmezler, kızarmış piliç, şişte kokoriç, ramazan günü başına iç açar, 60 gün kefareti tutar. Manav dükkanı mı perşembe tezgahı mı? ‘Seç seç al’ çığırtkanlığı çabası. Bazılarında ‘elleme abla’ azarları. Halıcı bile ruloları dik dik koymuş taşınıyor sanırsın dükkan boşalmış, şeytan diyor yatır ruloları yuvarla, alt sokaktan toplasın. Parklar çoluk çocuk koşsun eğlensin koca gün hatta hafta evde patlamışlar bir hava alsınlar... Ne mümkün masa sandalye, her yan şınanay yavrum şına şınanay.

 

Tam selamete çıktım derken simitçi kahveci gazozcu.

 

Çarşılarımızın esnafın ahi kültürü geleneğiyle övünürüz. Ne zaman? Esnaf odaları ahilik bayramını kutlarken. Başda kukuleta cübbe yerlere kadar, bir eda, binbir ahkam... Fermanvari şekil alan ahi baba, fütüvvetnameyi okur. “Yarından tezi yok her yana yayıla, halka geçid verilmez oluna, işler böyle daha bereketli ola, zabıtalar yok ola.”

 

Dayanışma, birlik, kaynaşma, bir olma, toplumsal hasletlerimiz! sirayet etmiş her yanımıza. Parklarımız: Önce büfe, büyüt naylondan kafe, yemek ver bistro, yürüyüş yolları beton parke, salıncak tahterevalli bir köşe, fitness aletleri diğer köşe, hemen peyzaj proje, bodur ağaç, gölgelik tente. Her yere taş döşe. Yeşil nerede?

 

Dolan kara bakır kalaysız, ortalık sağlıksız, bozulan psikolojimiz, beden ve akıl sağlığımız... Herkes diyetisyen, sporcu pratisyen, sağlık için spor, beslenme, diyet, organik gıda, vejetaryen; maydanoz roka marul, havuç, brokoli yemeli.

Tavşan gibi beslen aslan gibi kükre, olur mu? Olmaz tabii.

Kimin sesi çıkıyor bu çarpık düzene? Kimsenin sesi çıkmaz tabii.</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/azmi-acikdilin-kaleminden-aslan-neyle-beslenir</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Nov 2017 09:06:36 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2017/11/2-15.png" type="image/jpeg" length="16242"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Azmi Açıkdil'in kaleminden; 'OTO/BİS']]></title>
      <link>https://45haber.com/azmi-acikdilin-kaleminden-otobis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/azmi-acikdilin-kaleminden-otobis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[-Aaaaa buraya kadar bununla mı geldin?
Bir başka biri.
-Çok iyi ama yaaa.
Bir diğeri.
-Devamlı kullanıyor musun?
Başkası.
-...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><div>-Aaaaa buraya kadar bununla mı geldin?</div>
<div>Bir başka biri.</div>
<div>-Çok iyi ama yaaa.</div>
<div>Bir diğeri.</div>
<div>-Devamlı kullanıyor musun?</div>
<div>Başkası.</div>
<div>-Ben de alacağım.</div>
<div></div>
<div>Son cümle ekseri bu oluyor ‘Ben de alacağım.’ Ufaktan ufaktan yönetim kurulu, arkadaş, dost toplantılarına gitmeye başladım bisiklet ile. İyi de oluyor. Biraz da bizim otopark yani Karaköy otoparkı bakıma alındı ondan dolayı, her halde 15 güne biter. Hal böyle olunca arabaya yer bulunca kıpırdatmıyorum. Geçenlerde arabayı kullanmam icabetti beyaz araba gri olmuş kapısını tutamadım ceketimin eteklerini topladım da bindim. Trafik durdursa haklı ne rengi belli ne görüş açısı net. Eğitim öyle böyle oluyor da! ‘otopark şart.’ Yok mu? Var. Kullanılıyor mu? Arabanın rengi değişiyor, onunla da kalmıyor sağı solu çiziliyor, bazen yamuluyor ama yine de otoparkın kapısına kadar gelip kapının önüne park ediyoruz içeriye girmiyoruz. Kullanmıyoruz. Üç yıkama parasına bir aylık otopark. Kaporta doğrultmasına bir yıllık abonelik.</div>
<div></div>
<div>Yakında elektrikli otobüsler toplu ulaşımda kullanılacak. Uçak uçak. O kadar rahat. Telefonunu şarj et oturduğun yerden, al kitabını geç arkaya bak keyfine. Gittiğin yerde park yeri arama derdi yok, stres yok, trafik canavarı yok, magandası hiç yok. Ne çakarı ne sireni var ama tercihli yolu var. “Oğlum 5 numara ne zaman gelecek” Bak telefonuna (zaten elinde) “Beş dakka sonra teyzecim.” Şak, beş dakika sonra elektrikli bısss kapıyı açıyor sana doğru reverans yapar gibi eğiliyor. B uyrun der gibi. Trafiğe girmek yok. Konfordan rahatsız mı oldun, keyfini mi kaçırdılar ara büyükşehir ulaşım işlerini.</div>
<div></div>
<div>Özel arabanla gidiyorsun biri çarptı. “Bırak gideyim” “Olmaz, sen git, gitmem.” Trafik rapor, sigorta anafor ne uğraşacaksın. Bir başka lüksünüz daha var elektrikli otobüsün önünde bisiklet askılığı var. Durağa kadar gel veya yoruldun bi durakta otobüsü bekle koy bisikleti askılığa. İneceksin, sol sinyal yok bas kırmızı ineceğim düğmesine (parmaklar cep telefonundan zaten alışık tıklamaya) otobüs duruyor bisikleti al askılıktan başla pedallamaya. Bundan güzeli şam da kayısı veya bundan konforlusu Manisa Büyükşehir Belediyesi elektrikli otobosu.</div>
<div></div>
<div>Cuma günü Cumhurbaşkanı geldiğinde: Doğu, Cumhuriyet, M.Kemalpaşa caddeleri çarşıda yollar, caddeler boşaltıldı, üç büyük otopark tam otomatik de dahil onlarda boşaltıldı, karaköy otoparkı zaten tadilatta. Ama hiç bir arabayı üst üste görmedim. Bu kadar araba nereye gitti? Üstelik otoparklar da kapalıydı.</div>
<div></div>
<div>Arabanıza ihtiyaç var düğüne derneğe gezmeye gideceksin. Otopark evinize uzak mı? Atla bisiklete otoparka kadar pedalla bırak bisikleti al arabanı. Evde hanım hazırlanıp kapıya çıkıncaya kadar bekleme stresin yok. Bisikletle otoparka gittin gevşedin, bütün gülücükler dudaklarında, mutluluk rüzgarları bedenini sararken, heyecan, neşe. Benlik kimlik bi kenarda. Arabayı alıp evin önüne geldin hanımınız daha bi güzel gözükecek inanın. Neden? Kapıdan çıkmayı bekledin sıkıldın, araba toz toprak içinde utandın, veya uzağa parkettin yürü yürü; üşüdün, ıslandın, terledin dört mevsim sıkıntı, bir de sürttürmüşler gel de keyifli ol. Bi kantar surat ne o düğüne gidiyorsun. Kaşlar çatık arabada çoluk çocuk babam haşlayacak diye pusmuş ne o seyahate çıkıyorsun. Asabiyetin duvarlarını tırmanırken toplantıya giriyorsun ne konuşacağın hatırında ne üyeler ile diyaloğun ayarında.</div>
<div></div>
<div>Bir üye gülüyor bisikleti var. Bir başkası düğünde kuğu gibi uçuyor dans ederken düşünüyorsun uzak yakın dememiş bisiklet ile otoparkı var. Seyahatte yanından geçen bisikletleri bagaja asılmış arabada, çoluk çocuk herkes gülücükler atıyor mutluluk selamı veriyorlar size, asılmış yüzünüze. Neden diye düşünüyorsun. Arabasında bisikletleri var.</div>
<div></div>
<div>Bisiklet sükûnet demek, bisiklet huzur demek, bisiklet insancıl olmak, sevecen olmak, selamlamak demek. Yolda kalana yardıma koşmak. Neşe kaynağı, beden sağlığı, ruh dinginliği, eksersiz, spor, rahatlama, farklı olmak, kentli medeni, komşuna komşu olmak demek.</div>
<div></div>
<div>Anlatmayayım bisiklet kullandığınızda farkına varacaksınız doğru söylediğimin. Yaa adam bisikletiyle karşı yolda sen de bisikletinle bu tarafta gidiyorsun selam vermek için sesleniyor, el sallıyor. Torunlar iki bisikletli gördü mü, gülerek “Dede bunlar senin arkadaşın mı” diyorlar.</div>
<div></div>
<div>Ben her hangi bir araçtan el sallayıp selam vereni son olarak Avrupa’da görmüştüm, şimdi bisikletlilerde.</div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/azmi-acikdilin-kaleminden-otobis</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Nov 2017 11:09:40 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2017/11/6-4.png" type="image/jpeg" length="50417"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Azmi Açıkdil'in kaleminden...]]></title>
      <link>https://45haber.com/azmi-acikdilin-kaleminden-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/azmi-acikdilin-kaleminden-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[(Bu yazı hakkında kitap dahi yazılır, onun için biraz uzun oldu okurken sıkılmamanız için üç bölüme ayırdım.)

Ne zaman yabancı olduk birbirimize Kemal Sunal vefat...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><div><b>(Bu yazı hakkında kitap dahi yazılır, onun için biraz uzun oldu okurken sıkılmamanız için üç bölüme ayırdım</b>.)</div>
<div></div>
<div>Ne zaman yabancı olduk birbirimize Kemal Sunal vefat edince, hababam sınıfındakiler büyüyünce, Bizimkiler dizisi bitince, Çok daha gerilere gidersek Laurel Hardy gibi komikliklere, Jerry Lewis’in gibi aptallıklara gülmediğimizde.</div>
<div></div>
<div>Orhan Boran Halit Kıvanç’ın maçlarını radyodan dinlemediğimizden bu yana. Metin Akpınar Zeki Alasya çifti ayrıldığında, Levent Kırca, Müjdat Gezen iktidarları eleştirmeyi bırakınca, Münir Özkul, Şener Şen emekli olunca onlara hep birlikte gülmediğimiz zaman birbirimize yabancı olduk.</div>
<div></div>
<div>Cem Karaca, Tanju Okan susunca, Samanyolu hatırlanmayınca.</div>
<div></div>
<div>Geçen gün pazara unuttuğum bir şeyi almak için bisiklet ile gitmek zorunda kaldım. Bisikletle pazara girilmez çok kalabalık bisikleti pazarcının birine bıraksam malını satmaktan benim bisikletime bakamaz. Ben yaşlarda üç kafadar pazarın girişinde emanet buldukları sandalyelere oturmuşlar dinleniyor sohbet ediyorlar. “Şunu şuraya bırakayım bakarak oluverin şurdan fasulye alacağım hemen de geleceğim” dedim bisikleti de onların yanında askıya aldım. Biri “Biz şimdi kalkarız” sırtını tutarak “Hemen geleceğim sizi bekletmem” dedim. Anladım ki kaybolan diyalogumuz da sebeplerden biri yabancı olmamıza.</div>
<div></div>
<div>Ortak müştereklerimiz kaybolmuş. Konuşmak için sebep, iş için vesile, görüşmek için bahanelerimiz bitmiş, bitirmişiz. Gailelemiz bitmiş, (ah o televizyon yok mu, bir de cep telefonu cebe sığmaz olaydı ele gelmez olaydı.) Hesap yapmaya başlamışız. Yarın bana lazım olur, onunla işim olur, çıkarlarımız öne geçmiş. Samimi sandığımız yaklaşımların menfaate dönüştüğünde karşı taraf da hesap yapmağa başladığında.</div>
<div></div>
<div>Karşımızdakini düşünmediğimiz zaman; ona ayıp olur, onun sırasını alamam, birazdan bir başkası da park edecek ona da yer bırakayım demediğimiz zaman, bir kaç gündür görmedim hasta mı acaba diye düşünmediğimizde, iş bulamadı nasıl geçiniyor demediğimizde.</div>
<div></div>
<div>Çinliler bozdu bizi ucuza satılan çin ürünleri alım gücümüzü arttırdı. Kalem, silgi, defter, boyalı kalem, oyalı mendil, el, bel, sırt çantası, limon kolonyası. Eskiden çantalar abiden kardeşe, defterler hatta her yıl aynı okutulan kitaplar komşu çocuğuna verilmediğinde...<wbr />yabancılaştık.</div>
<div></div>
<div>Yaylamız vardı; Sultan Yaylası’nda dondurucu soğuk pınarları, Sultan Mustafa Suyu, kiraz bayramı olur her ağacın altında misafirler ye yiyebildiğin kadar. At eşek semerlerine bağlanmış küfelerde kirazlar, bir ağaçtan bir ağaca asılan transistörlü radyolar, ağaç üstünde üç ayaklı merdivenlerde kiraz toplayanlarda şarkılar. Her gün pazara giden kirazcılar. Yayla göçü başlamadan konu komşu akşam yakılan ateş etrafında oynanan oyunlar, türküler, (herkes bilmez elek kafaya konur sofra örtüsü baştan aşağı örtülür belde kuşakla bağlanır kukla gibi olanı başlarlar oynatmağa) Kirazlar bitmiş konu komşu taşınır olmuş, akşam üzeri yola koyulur göç kervanı; at, eşek, kimi yaya, traktör kasasında eşyalar önde. Sohbet muhabbet gırla Sivrice’ye gelindiğinde güneş batmıştır. Kervanın yolu da yarılanmıştır. Mahzen Çeşmesi’nden Narlıca’ya, Arapalan’a, Lalapaşa’ya dağılır kervancılar, komşular. Bağa taşınma hazırlık telaşı başlar.</div>
<div></div>
<div>Bağımız vardı; buz gibi tulumba suları, yaz akşamları sergi de dolunay zamanları, kömür karası çaydanlıklarda sohbete karışan çay bardağı tıngırtıları, bağ bozumundan sonra şehre göç komşu kucaklaşmaları seneye inşallah gözyaşları. Arabanın dingilinde köpeğim, at arabasının dengine tuttunmuş ellerim. Mahzun durgun çocukluk hallerim. Eylül serinliği, sonbahar esintilerim, çocukluk heveslerim, kaybolduğunda yabancılaştık...</div>
<div>
<div class="" data-block="true" data-editor="2munm" data-offset-key="25nja-0-0">
<div data-offset-key="25nja-0-0"></div>
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="25nja-0-0"><strong>BİR ŞEHRİN YABANCILAŞMASI-2</strong></div>
</div>
</div>
<div>

Bağı ayrı, dağı ayrı, çarşısı apayrı; mal almaya İstanbul’a gider esnafın bazıları. Ne yaparlar biliyor musunuz? Dükkanı kapatmaz veresiye getiren olur değişmeyen müşterisinin acil bir alımı olur dükkan kapalı olursa başka yere gidemez. Açık bırakmak lazım işte velinimet budur. Açık kalacak dükkâna kim bakacak? Yanda aynı işi yapan komşuya bırakılır anahtar. Komşu sabah besmele ile önce komşusunun emanet dükkanını açar sonra kendi dükkanını. Bitti bunlarda bitti. Tarım para etmeyince bağ bahçe tarla takke satan esnaf olmayanlar rekabeti getirdiğinde yabancılaştık.

 

Komşuluklar ahhh ah komşuluklar; hastalıkta sağlıkta, iyi günde dar günde, kıt olan yemek paylaşılır, ekmek fırından gelince bölüşülür, hastalığa kocakarı ilacı yapan yaşlılar çağrılır, adeta medet umulur. Geçmezse doktora fayton tutulur, çağrılır. Sıtma, kuş palazı, menenjittir başlıca hastalıklar yokluk devri, bir çoğu eser bırakır çok azını da alır götürür  bakımsızlıklar.

 

Yıl 1975-76 oldu; gecekondu önleme bölgesi planlandı Laleli Mesir Mahallelerinin olduğu yere. Memur işçi toplaştı kooperatifleşti konutlar kıt kanaat parayla yapılmaya başlandı. Ne gibi Manisa Birlik gibi. 15.000 kişi yerleşecekti Manisa Birliğe villalar ile 5 bin kişi ancak yerleşebildi. Ne gibi Şimdi ki kentsel dönüşüm gibi. Eskisi yıkılarak yerine yenisi yapılıyor ama şehrin kaderi değişmeyen şekliyle kalıyor, yer evleri yok olunca komşuluklar bittiğinde yabancılaştık.

 

Kent dönüştü mü?

Gecekondu önleme bölgesiyle gecekondu önlendi mi?

Manisa Birliğe 15 bin kişi yerleştirildi mi?

 

Muhteşem Gediz Ovası’nın pamuğu, Yuntdağı’nın tütünü, politikalar sildi götürdü tümünü. Zirai Donatım Kurumu, Tariş battı, Ziraat Bankası çiftçiye yabancı oldu. Hayvancılık ayrı bir alem, satıla satıla gitti et balık da kalmadı. Çiftçi umudunu göçte aradı. Köylü iş umudu ile göçe göç kattı. Yabancılara bıraktığı köyünü terketti, o da yabancı olduğu şehre geldi çattı.

 

1927 ve 1970’e kadar ki imar planları tarihi eserleri koruma öncelikli ve yapım tekniğine uygun olarak en fazla üç katlı idi. İmar yapılacağına ihmal yapıldı. Yap sata çok kurbanlar verildi. Gecekondu mahallesi Nurlupınarken Akpınar da oldu. Diğer olanlara Türk büyüklerinin ismi kondu.

 

1973’te mimarlık ofisimi açtım o yıllarda Horozköy (Atatürk Mah.) Hafsa Sultan, Cumhuriyet mahallelerine ve diğer gecekondu mahallelerine Islah İmar Planları yapıldı (seçim vaadleri yasalarından.) İki katlı çok proje çizdim. Horozköy belediyesi ruhsat veriyor millet sırada benim ofisten projeyi kapan soluğu Horozköy de alıyor. Müşterek tapu ortak arsa (tarla) Tarla bağ bahçe sahibi (şahıs) parselasyonu bakkaldan aldığı mektup kağıdına (çizgili) parselleri çiziyor 2 metre bazıları 3 metre kendinden yola pay bırakıyor komşu tarla sahibi de 2 veya 3 metre bırakıyor iki tarla daha doğrusu her tarla bir ada oluyor iki ada arasında 4 veya 6 metre yol kalıyor. Kahvenin camında asılı parselasyon planı, satılanlar çapraz çizgiyle kapatılmış satılmayanlar için kahveciye müracaat.

İşte bu parselasyonlara ben ve öteki mimar, mühendis, haritacı, fen adamı, bayındırlık emeklisi, teknik ressam proje çiziyor bir furyadır gidiyor, ruhsatları imzalıyoruz. O zamanlar fen adamı teknik ressam proje yapamaz diye bayağı mücadele vermiştik.
<div class="" data-block="true" data-editor="2munm" data-offset-key="25nja-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="25nja-0-0"><strong>BİR ŞEHRİN YABANCILAŞMASI-3</strong></div>
</div>
</div>
Böylece ruhsatlı gecekondular oluşuyordu ama kanunlarda bu işe cevaz veriyordu. Bu zamanlarda yap sat kanunu çıktı (çıkmaz olaydı). İmar planı 1989’da değişti ve her mahallede sokakta caddede katlar arttırıldı. Burada şahıs parseli yapılmadı ama şahısların arsalarına hiç dokunulmadı. Kimsenin tapusu delinmedi. Tek ve iki katlı yapıların arasında yol kaç metreyse hiç farketmez aman şahsın tapusuna dokunmayalım denilen bir plan yapıldı. Plan yapılmadı mevcudun üzerinden geçilen ama adaların üstünde iki üç kat yazılı olanlara beş altı yedi sekiz kat yazıldı. Tarihi eser, cami, han hamam koruma hak getire, haydi Allah rast getire, bir plan ile herkes mutlu mesut edile.  Berbere, diploma verilen yerde herkes müteahhit oldu. Ayakkabıcısından bakkalına, toptancısından perakendecisine kadar. Biz de bir kaç müteahhide proje ile destek verdik. Horozköy ve diğer gecekondu mahallelerinin projelerini yenilere bırakmıştık.

Bir taraftan yıkılıyor, diğer taraftan çiziliyor Manisa. Balkonlu, büyük sürme camlı, en üstte çekme çatı katı denilen her keseye uygun daireler yapılıyordu. Yıkılıp gidenin yerine kaleterasit sıvalı apartımanlar geliyor. İnşaat malzemesi imal eden firmaların barkod numaralarına uygun ürettikleri malzemeden oluşan bir Manisa ortaya çıkıyordu.

Tarihi eserler çok katlı apartmanlar ile abluka altına alınırken Manisa her vurulan kazma kürekle tarihten siliniyor, tanıdık bildik sokaklar üç beş ayda şekil değiştiriyor tanınmadığımız bir sokak oluyordu. Artık eve göre tarifler verilmiyor apartmana göre yerler tarifleniyor, ayrıca yeni yapılan binalara methiyeler düzülüyordu. Beş kata 1,5 kat altı kata 2 kat ölçeğiyle müteahhide verilen eski Manisa evleri yıkılıyor, komşuluklar bitiyordu. Sefertası gibi üst üste konulan konutlara apartman denilen yapılara bir katın haricinde (tapu sahibi) tanımadığımız yabancılar taşınıyordu. Hoşgeldiniz ev gezmeleri tanışma fasıllarına yetişelemeyince o iş de bitmişti. Evlere, yaygınlaşmaya başlayan televizyon sessizliği hakim oluyor, ev gezmeleri, sohbetler son bulurken gözler faltaşı gibi açılmış vaziyette sabahlar yapılmağa başlanıyordu.

Derken sanayi devri geldi çattı; 1965 göç yılları Türkiye’nin batısı ağmaya başladı. Manisa’ya çalışmaya gelenler barınmak için müşterek tapuya sığındı, ortak alınan tarla paylaşıldı, harçsız tuğladan sıvasız evler çatısı kırık toplama kiremitler kendi hallerine bırakılan yeni yabancılar, mahalleye dönüşen gecekondular.

Bu kadar yap sat yık yap konutları 90’lı yıllarda gelişmeye başlayan OSB’nin vardiyalı işçilerinin konut ihtiyacını karşıladı. Bir yandan gecekondular yapılırken öte yandan apartmanlar doluyorken Değirmen Boğazı, Kısık Çıkmazı… sokak isimleri yerine 3000 5000 gibi numaralar verildi. Tarihi sokak çeşmeleri bir bir yola yeşil alana parselasyona yenik düşerken kalan bir kaç tanesinin de suyu akmaz oldu.

Kadim şehir Manisa, nâdim şehir Manisa, hâdim şehir Manisa, malûm şehir Manisa oldu. Ne demek malum şehir diğer şehirlerden farkı olmayan herkesce bilinen tanınan demek.

Bir şehir işte böyle yabancılaştı? Planlama ile. Hasret kalınan hasletler, yitip giden değerler ile. Vardiya şehri olmak ile. Büyükkent denilen düşünceler ile.
<div class="" data-block="true" data-editor="2munm" data-offset-key="25nja-0-0">
<div class="_1mf _1mj" data-offset-key="25nja-0-0"><strong>BİR ŞEHRİN YABANCILAŞMASI-4</strong></div>
</div>
Peki oturup ağlayacak mıyız? Şehrimizde yabancı gibi mi dolaşacağız? Konuşacak bir insan bulamayacak mıyız?

Yabancılaşmayı tetikleyen unsurları yukarıda biraz bahsettik bunların haricinde bir çok sebepten yabancılaşmaktayız.

Ekonomi: Manisa bir yönden bakıldığında vardiya şehridir. 180-200 fabrika var aşağı yukarı 40-45 bin kişi çalışıyor olduğunu düşünürsek dört ile çarptığımızda 160-180-200 bin kişi demektir, bir de bu fabrikaların yan sanayi işletmeleri var. 400 bin olan şehir nüfusunun yarısı.

İnsanlar birbirlerini toplu yaşantının olduğu yerlerde tanır, yoksa sanayi servis duraklarında servis aracına inene binene bakmakla tanımaz. Çarşı, park, spor alanları, sosyal mekanlar, kamusal alanlarda. Şehirde yaşayanların buralarda bulunabilmesi için ekonomik durumunun iyice olmasının yanında kendine zaman ayırması da gerekmektedir. Şöyle bir şey yapılsa Manisa’da 10 yıllık ikameti olan fabrika çalışanın maaşı 2 bin TL’den başlasa.

İkincisi: Tarım şehri diyoruz baş fiyatlar son günlerde çok konuşulur oldu. Kuru üzüm 4 TL değil 8-10 TL olsa kimse bağını bırakıp fabrikaya çalışmaya gitmez, bağı bahçesi olmayan fabrika çalışanına da rakip olmaz.

Kimse bağını tarlasını satıp iş yeri açmaz: Çıraklıktan usta veya ticaret erbabı olmuş kimsenin pazarında rekabet yapmaz, et süt para etse bu işten para kazanılsa kimse hayvanını ineğini satmaz. Bundan dolayı köyden şehre göç de olmaz.

Eğitim; yabancılaşma da önemli unsurlardan biri. Eğitimli insan tiyatro, konferans, sergi, sinema, gibi sosyal aktivitelerden faydalanır evinden çıkar şehirli ile yüz yüze gelir, tanış olur.

O zaman oturup ağlamayacağız demek ki. Eğitim için okullarda kaliteli eğitimin verilmesi için mücadele edeceğiz. Tarım, hayvancılık, sanayi çalışanlarına geçineceği hatta sosyal yaşayabileceği bir kazancı sağlamak için odalara modalara, kapalı kapılar ardında ki toplantılara bakmayacağız çiftçi, sütçü, köylü ile bir olacağız. Bunu yabancılaşmayalım diye yapmayacağız Manisa’nın refah seviyesini arttırmak için birlik olacağız neticede bu işe de faydası olacak.

Nüfusumuzu sabitlemek zorundayız. Sanayiyi bir yerde durdurmalıyız, tarıma Gediz Ovasından dolayı destek vermeliyiz, ayrıca bu ovada yapılacak tarımda teknolojik üretim minimum ilaç minimum gübre yani dönüm başına düşen ürün miktarını mutlaka arttırmalıyız. (Sevgili Nazım Şafak’ın bu konuda çalışma ve tavsiyeleri yadsınamaz.) Gediz Ovası pilot bölge olmalı. Hatta Manisa olarak bir kampanya başlatıp Üzümü pamuğu domatesi bostanı önde gelen öne çıkan tarımı hep birlikte kalkındırarak ülke ekonomisine katkı sağlayarak aslan payını almalıyız.

Dağlık kıraç bölgelerde hayvancılığı ve tütüncülüğü teşvik etmeliyiz. Toplum olarak cola, asitli içecekler içeceğimize süt içelim, yoğurdu teşvik edelim. Kurban bayramında danaya gireceğimize normal günde de koyuna, danaya girelim hayvancılığı kalkındıralım. Kooperatifleşme ile ucuz yem, saman, ovada ki yonca ile dağda ki Gonca’yı (ineğimizin adı) takas edelim…

Manisa olarak bugüne kadar sanayicilere hiç birimiz teklif götürmeşizdir, kalkınma hamlesinde temsilciler kurulu bu konuya da el atmalı.

400 bin nüfuslu büyükşehir Manisa madem ki sanayi ihracatı ile ülke ekonomisine büyük katkı sağlıyor. Nitekim her yıl milyar dolarlık ihracat ile ithalat dengesini sağlarken yine ülke ekonomisine katma değer açısından sağladığı miktar ile Manisa’nın önde gelen sanayi kentlerinden biri olduğu açıklanır durur. Bundan payını almalı yani devlet burayı pilot bölge seçmeli. Planlanmasından ekonomik hayatına, eğitimine, yatırımına kadar ayrı ve farklı projeler geliştirmeli.

Yabancılaşmaya Karşı Kalkınma Meclisi: Temsilciler Kurulu, Teşvikçiler Kurumu, Girişimciler Grubu, Kapından ayrılmam yakandan düşmem encümeni, Her işi çok bileni, Manisa’yı seveni, zorlama gerektiren işlerde devreye sokulacak iş bilenin kılıç kullananın birimleri… şaka bi yana birlik ve beraberlik ile bu işin üstesinden gelinecektir.
Bunun başka çaresi yok. Yeni yapılacak imar planında yerel yönetime çok iş düşüyor derken acaba STK’lar bu işe sıcak bakarlar mı? Yeni yapılacak imar planının adına <strong>‘Manisa’nın Yaşam Planı’</strong> diyelim, ama hepimiz taşın altına gövdemizi koyalım.</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/azmi-acikdilin-kaleminden-2</guid>
      <pubDate>Wed, 13 Sep 2017 12:25:20 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2017/09/12-1.png" type="image/jpeg" length="16079"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Azmi Açıkdil'in kaleminden...]]></title>
      <link>https://45haber.com/pislik-bir-yandan-temizlik-imandan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/pislik-bir-yandan-temizlik-imandan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araçların ve pisliğin esiri olmuş bir kent, çöpten vazgeçtim pislik yapışmış her yandan. Yol boyunca aracın camından baktım: Tesviyesiz malasız bir kürek betonla ayakları monte edilmiş duraklar, önü k...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>Araçların ve pisliğin esiri olmuş bir kent, çöpten vazgeçtim pislik yapışmış her yandan. Yol boyunca aracın camından baktım: Tesviyesiz malasız bir kürek betonla ayakları monte edilmiş duraklar, önü kuruyemiş kabuğu, jelatinli paketi, görüntü kirliliği dükkanlar, müsebbip esnaflar, sigara izmaritleri olmazsa olmazlar, kirli suların akıntısının bordürlerde ki izleri, yağmursuyu ızgarası üzeri yine kırpık kağıtlar kurumuş yapraklar.

Telekomun montaj betonu yamuk çakılmış kalıbının bozuk beton görüntüsü yalap yapşak yapılmış montajı, Gedaş’ın santral kutusu yok birbirinden farkı, yanında oyulmuş bir delik herhalde farelerin girip çıktığı kapı olmalı. Aydınlatma direği karo sökülmüş boşluğa direk monte edilmiş kenarları boş kalmış betonla doldurmak için usta gerek o boşluğa pislik yuva yapmış. Engelli rampaları biri öyle biri böyle birine araç çarpmış bordürler çıkmış yerinden, diğerinin de yok farkı birbirinden. Çöp konteynerleri aman Allahım tam bir mikrop yuvası; organik beslenip onu bunu katkı maddesi var diye yemeyecekmişiz çöpün yanından geçin hastalık arkanıza takılır, paçanızdan yapışır.

Sakız lekeleri kaldırım karolarını izleriyle karartmış ona basan her yere dağıtmış bir başka bir başka sakız derken karoların rengi kaçmış.

Ayrışım için daracık kaldırımlara göbekli insan azmanı kutular matruşka gibi yerleştirilirken bonusu giysi kutuları yanlarında fakirlik edebiyatına ilham kaynağı olmuş.

Araçların altına yuvalanmışlar girmesi alması çok zor: Toz, toprak, ufak taş granül parçaları, yol tamiratlarından kalmış asfalt, harç, toprak artıkları yuvalanmış ne yağmur ne rüzgar götürememiş kemikleşmişler, her aracın altında rüzgarın alabora olduğu zamanlar bir toz bulutu ortaya çıkarken Marliyn Monroe gibi eteğini mi tutacan burnunu mu? Ağzını mı kapatacan, beddua eden dilini mi?

Pislikle ortak hareket eden araçlar topluluğu yeni bir ortak daha buldular. Her birinin hazin ve hüzün dolu hikayelerinin yanında işsizlik ordusuna baş kaldıran onlarla vur kaç taktiği ile savaşan bu güçsüz ama gerilla taktiğine haiz hareketli grup zabıtaya karşı at arabası savaşını kaybedince motorize ve piyade birlikleri ile savaşı kazanmış gözüküyorlar.

Ben de onlardan yanayım kendilerine bir istihdam yaratmış bu insanlar bana göre üniforma giydikleri takdirde daha bilinir tanınır olacaklar arada ki milis kuvvetleri daha belirginleşip onlarla savaşması ve onları yenmesi kolay olacaktır. İzinli sertifikalı özel araçlı torbalı çek çek arabalar veya elektrikli motosikletler ile düzen ve intizama alınmış bu potansiyel grupla ortaklaşa hareket, baltaları toprağa gömecek ve çöp savaşları geri dönüşüm anlaşmasıyla sulha kavuşacaktır.

Bunların yanında tazyikli su basan pompalar ile çöp sularının, durgunlaşıp da kaldırımdan aşağı itilen dükkan apartman araba yıkama sularının süzülmeden dolayı bordür ve kıyı köşede bıraktıkları kirli su akıntı görüntüleri ortadan kalkacaktır.

Fırçalı süpürgeli teçhizatlı artçı birlikler: Ucunda kılcal damar görünümlü mü desem, süpürgeye binmiş uçan cadının baş örtüsünün altından çıkmış fırça görünümlü uçuşan saçlar mı desem, gecenin mütecessis haykırış ve sessizliğinde heyecan veren iniltilerin sabah yatakta kalmış seslerinin yanında her yana dolanmış akşamın doyumsuzluğuna davet eden görünümde ki saçlar gibi mi desem. Önünde leğen elinde kalıp sabuna sürtülen kirli çamaşır ve son düğmesi açılmış her harekette yan yana gelen, ikinci düğmeyi de açmaya zorlayıp fırlayacakmış gibi kabaran sonra kaybolan şimdi yerinden çıkacak diye bekleşen bakışlara salınık saçlar perde olurken ki görünüm mü desem. İşte uzun çomağın ucunda böyle bir fırça sürtündükçe her yere, her taş, her karo, her pislik yuvası kirlilik abidesi olmuş kemikleşmiş üst üsteler ihtilâl sabahının heykelleri gibi yıkılacaktır.

Bir sabah uyandığımızda cimcikleyerek rüyadan uyanmak isteyeceğiz ama üst üste yapılan ümitsiz çimdiklerin yeri morarmaktan öteye geçemeyecektir.</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/pislik-bir-yandan-temizlik-imandan</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Aug 2017 21:40:10 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2017/08/2-19.png" type="image/jpeg" length="54766"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ALİRIZA ÇEVİK İLKOKULU...]]></title>
      <link>https://45haber.com/aliriza-cevik-ilkokulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/aliriza-cevik-ilkokulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[-Sizin ev kentsel dönüşüme girmiyor mu ayol? İki satır dilekçeye bakar yazdırıver oğlana. Hemen geliyorlar bi şeyler yapıyorlar, ölçümmüş. Zaten evin her tarafında mum yanıyor. Mutfak olsun, banyo ols...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[-Sizin ev kentsel dönüşüme girmiyor mu ayol? İki satır dilekçeye bakar yazdırıver oğlana. Hemen geliyorlar bi şeyler yapıyorlar, ölçümmüş. Zaten evin her tarafında mum yanıyor. Mutfak olsun, banyo olsun, Pakizeler yaptırmışlar çok da güzel olmuş, biz de ondan sonra başladık. Gel bak gezdireyim aman neydi o beyaz fayans duvarlar, çarşı hamamı gibi banyo demeğe bin şahit ilazım. Mozaik mutfak tezgahı evin her yanı kara kara çirkin karolar nasıl örteceğimi bilemiyordum.

İşte kentsel dönüşümün muradı, ev dönüşüyor da, kent patinaj çekiyor. Kaldırım aynı, sokak aynı, araba park kavgası ağız dalaşı aynı. Yan sokakta ki tükürük kadar park aynı, oyuncaklar aynı. Bakkal Rüstem aynı. Mahallemizde ki okul aynı. Yani yapılanın adı Evsel dönüşüm.

Okul demişken: Adakale mahallesinde ki Murat Germen İlkokulu 1936 yılında yapılmış. Alirıza Çevik İlkokulu 1945 yılında. Elli defa boyanmış, 112 defa çatısı aktarılmış, 16 kere kapıları değiştirilmiş, camların değişim sayısı bilinmiyor. Bahçesinin müsaitliği ölçüsünde sıkışık düzende olsa 1961 ve 1982 yıllarında ek binalar yapılmış. O tarihte pamuk borsasından toplanan kuruşlar ile yapılan ek binaya Pamukçular Okulu denmiş. Bir başka mahallede Tütüncüler Okulu da var şimdi pamuk tütün kalmadığı için Gediz Ovası’nda Mısır mahsulü ekilip biçildiğinden Mısırcılar Okulu sırada demektir.

Kent adı altında evler dönüşüyor da kent gibi okullar da dönüşemiyor. Çift daireli beş katlı bir apartmanda yani 10 dairede 50 kişi yaşasın. Hastası yaşlısı genci var. Bir okulda çiftli tedrisat deniliyor 1500 ila 2000 arasında tazecik beyinler ufacık melaikeler eğitim görüyor, ana okulları dahil. Evsel dönüşüm neden? Tepemize depreme dayanıklı olmayan evler yıkılmasın ölüm olmasın dolayısıyla sağlamlaştıralım gayesiyle yenileniyor. Okullar 1936-1945-1961-1982… bunların neresinden tutalım.

Alirıza Çevik İlkokulu: Eski mi eski. Manisa’nın merkezinde Mimarsinan Mahallesi’nde. Çarşı, ticaret merkezine yakın tedrisat müfredat eğitim yönünden sayılı okullardan biri hatta folklorda uzun yıllar kazanılmış ödülleri var. Eskisi, devrin valisi öncü olmuş vatandaşın maddi desteği ile devlete bir kuruş harcatmadan yapılmış, yıl 1945. Yıl 2016 Manisa Büyükşehir: Belediyesi: Modern derslikleri (24 ilkokul, 31 ortaokul) ve 450 araçlık otoparkı olan, bilgisayar laboratuvarı, toplantı salonu, projeksiyon odası, kütüphane, çok maksatlı salon, müzik, resim atölyeleri bulunan hem ilkokul hem ortaokul yapmak için proje hazırladı gereken yerlere önce Manisa Valiliği ve Milli Eğitim Müdürlüğüne sonra (MEB) müracaatını yaptı. Ankara’dan gelen yazı, proje uygun değilmiş.

 

 

Neresi? Uygun olmayan yer düzeltilsin???

 

 

Benim torunum Alirıza Çevik İlkokulu’nun 2. sınıfında okuyor. Bu okuldan mezun olması için altı senesi daha var.

Sağlık sıhhat diler, kaza beladan korunması için her gün dua ederken, bundan sonra burada ki gencecik yavruların başlarına bir <strong>afet </strong>gelmesin diye de dua edeceğim.</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/aliriza-cevik-ilkokulu</guid>
      <pubDate>Wed, 13 Apr 2016 21:39:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2016/04/H8-3.png" type="image/jpeg" length="65461"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[MURADİYE…]]></title>
      <link>https://45haber.com/muradiye-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/muradiye-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ 

Gün geçmiyor ki imarsız haber olsun. Dün Salı günü yine imar haberi; Manisa Büyükşehir Genel Sekreteri Sayın Halil Memiş “Halkın iradesine saygı duyun” hangi konuda imar konusunda. Mimarlar...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[ 

Gün geçmiyor ki imarsız haber olsun. Dün Salı günü yine imar haberi; Manisa Büyükşehir Genel Sekreteri Sayın Halil Memiş “Halkın iradesine saygı duyun” hangi konuda imar konusunda. Mimarlar müteahhitler arsa sahipleri gecekonducular emlakçılar… Tüm Manisa desem yeridir.

 

 

Halbuki aradan iki sene geçti akıllar başlara yeni mi geldi?  Kimi dört gözle bekliyor, kimi tarlamı satayım mı diyor, kimi bu plan ne zaman gelecek diyor. İki sene önce ki sessiz çoğunluğun sesi bunlar.

 

 

-Meclise gelip konuşalım mı?

-İmza toplayalım mı?

-Cengiz Başkana çıkalım mı?

-Nasıl derseniz öyle yapalım.

 

 

Geçen dönem çok dedik, çok konuştuk, kapı kapı, kahve kahve, mahalle mahalle dedik. Kahve duvarlarına imar paftaları mı asmadık? Masalara mı yatırmadık? Sokaklarda bayrak gibi mi sallamadık?

 

 

İki cazgıra sattınız, iki arsıza sustunuz, iki yüzsüze yüz verdiniz. Ne değişti? İki senede milyon mu olduk? İki senede yerimiz mi dar geldi yenimiz mi? Hayır hiç bir şey değişmedi. Çarık ayağı sıktı ayakta nasırı acıttı. Seçim zamanı olmayacak sözler verenler utançlarından imarı ağızlarına alamıyorlar. Ama kalemi ellerine alıp kendileri çizecekler o zamanda gelecek, çok biliyorlar ya. Hadi bakalım at da sizin meydan da, düğün de sizin halayda, davulda sizde tokmak da.

 

 

Gördük nasıl plan yapıldığını Muradiye beldesi üç mahalleydi. Kapandı tek mahalle oldu. Çarpık ki hem de nasıl, şeytan böyle çarpmaz. Beş kat bitişik nizam illetini buraya da bulaştırmışlar. 6000 nüfus 66 ya (66000) bağlanmış. Muradiye sağı solu hemencik ova ya; yeşil alan, top sahası, park bahçe kabul edilmiş! Mektep mederese yok, cami mescid yok, yol yok yöntem yok,iki duvar arası dar yollar çok. Toki Akgedik’e, Muradiye 66’ya bağlanmış. Bölgesel mevzi plan yapılmış, hani bunların sosyal donatıları adam başına düşen yeşil alan, ticaret, ibadet, eğitim, (yetmiyorsa nüfusu azaltın) otopark, çevre etkilişimleri… Yok.

 

 

Adam gece vakti yoldan geçiyor biri de zemin kat penceresine tırmanmış korkuluğunu demir testeresi ile kesiyor hırsızlık yapacak.

Yoldan geçen.

-Ne yapıyorsun birader?

-Keman çalıyorum der, hırsız.

-Sesi duyulmuyor ya?

-Sabah duyulacak.

 

 

İşte Güzel Muradiye muradına erecek ama on seneye kalmaz sesi duyulur. Manisa 20 senede ses verdi. Yol dar yen dar otopark park bahçe okul nasıl şimdi ses geliyorsa Manisa’dan, sabaha kalmaz Muradiye’den de ses gelecek. Hatta şimdiden gümbürtü kopmuş.

 

 

Gözünü dört açıp bekleyenler, biz imarı görmedik diyenler, neredesiniz? Bu memleket bir tek Muradiye mi demek? Bir tek Muradiye’ye de plan olmaz demenin yanında Muradiye’ye böyle plan yapılmaz deseniz ya.

 

 

Büyük 5000’lik plan olmayınca Muradiye bizi idare eder mi diyorsunuz? Pantolon olmadı gömlek verelim yani.

 

 

Yazık. Bu Manisa hepimizin; burada çocuklarımız büyüyecek, okuyacak, bazıları adam olup geri gelecekler, burada yaşayacaklar, onlarında çocukları burada büyüyecek, yetişecek...artık imar değil kentler planlanıyor.

 

 

Hizmet: Günü kurtarmak değil, geleceği planlamaktır. Geleceği tasarlamaktır. Gelecek nesli yaşatmaktır.</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/muradiye-2</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Feb 2016 16:57:03 +0200</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2016/02/12-2.png" type="image/jpeg" length="30167"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KIŞI BEKLEYELİM DE BAYRAMLAŞALIM]]></title>
      <link>https://45haber.com/kisi-bekleyelim-de-bayramlasalim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/kisi-bekleyelim-de-bayramlasalim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[O hafta bir hareket vardı evde, evin küçük çocuklarına dedeleri ayakkabı almış ama giydirmiyor, şamata almış başını gidiyor ufaklar tutturuyordu giyelim diye anne babaanne de onlardan yana dede saklam...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[O hafta bir hareket vardı evde, evin küçük çocuklarına dedeleri ayakkabı almış ama giydirmiyor, şamata almış başını gidiyor ufaklar tutturuyordu giyelim diye anne babaanne de onlardan yana dede saklamıştı ayakkabıları şamata sakinleşti sonra baktılar ki dede de dönüş yok sustular. Ama hinlikleri dedeyi kandırma cinlikleri devam ediyordu, dede kanmadı, kandırılamadı, ikinci günü hinlik cinlik de geçti herkes normal hayata döndü. Dede "ayakkabıları geri verdim madem kavga yapıyorsunuz zamanı gelince alacağım" demişti.

 

Torunlarda heyecanlı bekleyiş başladı. Dedelerine daha bi yakın olmaya da başlamışlardı dedenin bir dediğini iki etmiyorlar, önünden arkasından dolanıyor bacaklarına dolaşıyorlardı. Dede onların heyecanına bekleyişlerine onların bu yalvarır tavırlarına üzülüyordu onunda sabrı taşıyor, onların yanlarına gitmiyor, daha fazla üzmek ve üzülmek istemiyor ama bayramı bekleyelim sözünden dönemiyordu.

 

Babaları bu heyecanı biraz bastırmaya faydası olsun diye gömlek pantolon almıştı ama ayakkabı sevgisi hala üste çıkıyordu. Bayrama günler kala çocuklarda yalvarır hareketlerde hiçbir değişiklik yoktu. Arefe gününe gelindiğinde beklenen an da gelmişti. Dede de rahatlamış yanına çağırdığı torunlarına nasihate başlamıştı.

 

"Biz böyle günlerde anamızın adamlık dediği her gün giyilmeyen özel günlerde giyilmesi için dolabın en uç köşesinde bekletilen elbiselerimizi giyer günlerce yatağımızın başucunda beklettiğimiz ayakkabılarımızı sevinçle giyer yere basmaya kıyamadığımız bir şekilde abilerimizin elinden tutar büyüklerimize bayramlaşmaya giderdik."

 

-Şimdi şu bayram paralarınızı da alın iki kardeş komşularımız ile bayramlaşın.

-Dede kim bizim komşularımız?

 

Evet komşularımız kim ben de bilmiyorum. Bir iki kapıda karşılaşmıştık ama göz göze dahi gelmedik. Sokakta görsem tanımam, gerçi bayram tatili de çok uzun tatile gitmiş de olabilirler.

 

-Siz en iyisi amcalarınıza gidin.

-Dede onlarda yazlıktalar. Bayramı da orada geçiririz okullar açılınca döneriz demişlerdi.

-Öyle ya. Sakın gelirler, bayramdan hemen sonra okullar açılacak. Ne yani yazlıktan okula mı gidecekler?

 

 </p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/kisi-bekleyelim-de-bayramlasalim</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2015 13:40:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2015/09/226.png" type="image/jpeg" length="57237"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[MANİSA MANİSALIYA KALSIN]]></title>
      <link>https://45haber.com/manisa-manisaliya-kalsin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/manisa-manisaliya-kalsin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağustos bitmiş Eylül'ün ilk günleri henüz bağdan taşınmadık. İlkokulu bitirdiğim yaşlardayım. O yıl üzümler bir hayli bereketliydi. Babam akşam gün batmadan bağa geldiğinde sergiyi şöyle bi dolaşı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<em>Ağustos bitmiş Eylül'ün ilk günleri henüz bağdan taşınmadık. İlkokulu bitirdiğim yaşlardayım. O yıl üzümler bir hayli bereketliydi. Babam akşam gün batmadan bağa geldiğinde sergiyi şöyle bi dolaşır kuruyup kurumadığına kontrol eder, kehribar rengiyle dokuz numarayı bulacağını söylerdi. Her yıl sergiyi baştan yapardık komşular düzeltilen sergi alanını çamurla sıvayıp üzümü toprak üstüne sermelerine rağmen babam çimento torbalarını yayar üzümleri çimento kağıtları üstünde kurutur hem rengi sarı olur hem toz toprak bulaşmazdı hem de kağıtta üzüm toprak olmadığı için Tariş, kilosuna bir kaç kuruş ilave ederdi.</em>

 

<em>Akşamdan tembihlemişti rahmetli babam; nüfusumu, ilkokul diplomamı hazırlamış yarın orta okula kaydını yaptırmak için sabah beraber Manisa'ya gideceğiz fotoğraf da lazımmış dedi. Yeni bir okul yeni arkadaşlar. Beş yıl beraber okuduklarımızın bazıları başka okula, bazısı çıraklığa esnaf olmaya, bazılarımızda benimle beraber yeni okula gidecektik.</em>

 

<em>Lise ile orta okul binaları aynı bahçedeydi. Orta okul binası şimdi ki milli eğitim müdürlüğünün arkasında doğu batı istikametinde uzunca bir binaydı lise binasına da bir ucundan bağlanıyordu. Ağabeyim lisede okuyor diye güvencem de vardı. Hatta okul zamanı kalem silgi kaybettiğim de ağabeyime gider isterdim.</em>

 

<em>Orta okul binasının girişinde babamı kapı önünde beklerken benim gibi yenilerde kapı önünde bi yerlere oturmuşlar bekleşiyorlardı. Kaydım olmuş babamın elinden tutarak sevinçle dükkana dönmüştüm...</em>

 

<em>Üç yıl burada orta okulu bitirdim. Liseye kaydı kendim yaptırmıştım. Ortaokul binam çoktan yıkılmıştı. Şimdi lise binasına sıra gelmiş. Niye yıkarız niye aynı yere yenisini yaparız bir başka yere yapalım bu binaları da onarıp kullanalım. Bu yüzden Manisa'nın içine etmedik mi? Hala mı öğrenemedik? Bir binayı yıkmaktansa yenisini yapalım iki binamız olsun. </em>

 

<em>Okul diye kıvranıyoruz.</em>

 

<em>Avrupa da sorarlar: Ne yapalım? Nasıl yapalım? Yıkalım mı? Yaşatalım mı? Onaralım mı? Hatta yardımlaşarak onarırlar. Onun için oralarda 200-300 yıllık binalar var. Kime sorarlar önce okulda eğitim görmüşlere, eğitmenlere, mahalleliye, sivil toplum kuruluşlarına, eşrafa, esnafa...</em>

 

<em>Biz de bunların yıkılıp yapılmasına kim karar veriyor. Memurlar. Tayinle Manisa'ya gelenler. Sonra yine tayinle gidenler. Manisa veya tayinle gittikleri bir başka şehir baştan sona yıkılsa ne gam.</em>

 

<em>Hayattan rengi alırsan geriye ne kalır ki? Evet.</em>

 

<em>Memurdan imzayı alırsan geriye ne kalır ki?</em>

 

<em>MANİSA.</em>

 

 </p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/manisa-manisaliya-kalsin</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2015 09:56:27 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2015/08/195.png" type="image/jpeg" length="62138"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[MURADiYE]]></title>
      <link>https://45haber.com/muradiye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/muradiye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Organize sanayi bölge planlaması ve uygulamaya geçilmesi 1965-70 yılları arasına rastlar. Bu esnada birinci kısım arsa satışları tarım şehri olan Manisa’lıdan rağbet görmedi uzun bir zaman parsell...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<em>Organize sanayi bölge planlaması ve uygulamaya geçilmesi 1965-70 yılları arasına rastlar. Bu esnada birinci kısım arsa satışları tarım şehri olan Manisa’lıdan rağbet görmedi uzun bir zaman parseller boş kaldı, OSB’de yatırım yapacak sanayi kuruluşlarının şartları biraz yumuşatıldı. Manisa’lı ve Manisa dışından atölye tipinde, esnaf hüviyetinde olan kimseler OSB’den arsa satın alıp yatırım yapmaya başladılar. </em>

<em>Fabrika ve organize sanayinin amacına uygun ilk yatırımlardan biri ECA oldu. Daha sonra Serel, Raks, Döktaş, Mayteks... gibi firmalar daha doğrusu sanayi kuruluşları üretime geçti. Bu zaman zarfında aradan 20 yıl geçti. 1990 senesinde 2. kısım 2000 de 3. kısım 2008 de de 4. ve 5. kısım yatırımlarıyla Manisa Organize Sanayi Bölgesi 200 den fazla sanayi kuruluşu ile 10 milyon metrekareye ulaşarak temizliği, planlaması, yönetim, işletme düzeni ve Türkiye ekonomisine ihracat ve katma değer oranları ile ülkemizin ilk üç OSB’sinden biri oldu.</em>

 

<em>Organize sanayiye alt eleman iş gücü ve teknik destek sağlamak, yan sanayi kuruluşları ile iç içe olmak düşüncesiyle Küçük Sanayi Sitesinin 800 bin metrekare büyüklüğünde ki alanına imar planı MOSB’nin sınırında yapıldı, arada Safran Çayı vardı. </em>

 

<em>KSS 1979 yılında ihale edilen 2.kısım inşaatlarından sonra 1990 yılına kadar gelişimini tamamladı. Küçük sanayi Sitesi çalışmaya başladığı yıllarda her sanayi esnafı küçük sanayi siteleri genel müdürlüğü tarafından tasnif edilerek; tamirciler, marangozlar, demirciler, zirai alet üreticileri… olarak gruplandırıldı. Bu gruplandırma daha sonra ki yıllarda bozularak işyerlerine ilaveler yapılarak düzensiz hale dönüştü.</em>

 

<em>İşte bu büyük ve küçük sanayi kuruluşları belli bir planlama ile gelişip büyürken. Manisa Organize sanayi Bölgesinde ki arsa fiyatları, küçük sanayi sitesi kooperatifinde yer bulunamaması sebebiyle ganimeti fırsat bilen Muradiye Belediyesi 2000 yılında sanayi bölgesi adı altında şimdi ki mevcut bölgeyi planladı. Ucuz arsa ve yapılaşma şartlarının esnek olmasından dolayı hemen üretime geçmek isteyen firmalar tarafından kabul gören bu alan alt yapısı olmadan elektrik, su, kanalizasyon, hatta yolu dahi açılmadan Muradiye Belediyesinden ruhsat alarak inşaatlara başladılar. Yuntdağın’a enerji nakleden hattan trafolar kurup enerjilerini, foseptik yapıp atıksuyu, sondaj yapıp içme suyu işlerini çözdüler. Hala alt yapısı olmadığından asfaltlanamayan yolları olan sanayi alanının her geçen gün artan işletmeler nedeniyle Yuntdağı’nın besleyici hattının gücü yetmemekte ve sık sık elektrik kesintileri yaşanmaktadır.</em>

 

<em>Bazı tesislerde üretilen elektronik aletlerin, hassas parçaların; tesisin yolunun asfalt olmamasından dolayı sarsıntıdan ayarlarının bozulduğundan şikayet eden imalatçı firmalar var. </em>

 

<em>Hal böyle iken bu sanayi alanının çeşitli kurum ve kuruluşlarca ele alınması sanayi dönüşüm planı ile ıslah edildikten sonra mevcut MOSB’ye bağlanması sağlanmalıdır.</em>

 

 </p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/muradiye</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2015 15:33:37 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2015/08/1613.png" type="image/jpeg" length="66588"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[MOSTAR VE KÖPRÜSÜ]]></title>
      <link>https://45haber.com/mostar-ve-koprusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/mostar-ve-koprusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabah erken yola koyulduğumuzda Prijedor'dan saat 6 da çıkmıştık. Kaç kilometre gittik bilmiyorum vadinin derinliğinde giden bir yola girdik yılankavi hareketle virajlı yolda giden otobüsümüz faz...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div>Sabah erken yola koyulduğumuzda Prijedor'dan saat 6 da çıkmıştık. Kaç kilometre gittik bilmiyorum vadinin derinliğinde giden bir yola girdik yılankavi hareketle virajlı yolda giden otobüsümüz fazla sürat yapamıyordu.
<div></div>
<div>Kıvrılarak virajlara uyum sağlamaya çalışan otobüsümüz ile bazen zorlandığında fren yaparak bazen gaza basarak gidiyoruz. Yeşilliğin koyuluğunda sabahın henüz patlamamış mahmurluğunda gözlerimiz istemeyerek kapansa da sert bir dönüşle koltuğun yanına yapıştığımızda yarım kapalı göz ucuyla yola bakıyor dayanılmaz manzaraya bakma arzusu, mahmurluk, faça façaya kavga ediyordu.</div>
<div></div>
<div>Dik ve yüksek kenarları olan vadinin dibinde her dönüşte bir sürprizle karşılaşılan yolda bazen Neretva nehrini önümüze alıyor bazende yan yana gidiyorduk. Köpüren yerlerinde rafting, durgun yerlerinde balık yetiştiriciliği, çok geniş gölümsü bölgelerinde de enerji sağlayan bir nehirdi. Tabiatın güzelliği, yeşilin koyuluğu, ağaçların alçak bodur yeşillerin kardeşliği ile oluşan renk cümbüşünde yol alıyorduk. Yer yer içinden geçtiğimiz küçük yerleşim alanlarında ki kırmızı kiremitli dik çatılarıyla beyaz ev kümeleri tabiatla baş başılığın özenini kamçılıyordu. Koyu renklerin güneş almayan derinliğinde ki bu vadide tüm özentiye rağmen muhalefet gösteren ürküntü bazen hayallerin güzelliğini zorluyordu.</div>
<div></div>
<div>Yağmur ormanlarını hatırlatıyor dememize kalmadı yağmur başladığında benzetmeden ziyade yaşamaya başladık. Hava güneşsiz rengiyle, puslu haliyle, yamaçlarda ki ormanın dumanıyla, nehrin durgunluğu, yükseklerden gelen yağmur damlalarının yorgunluğu, araçın silgecinin camda ki sesi ve yoldan gelen lastik hışırtısı. Vadinin huzurunu bozmaya yetiyordu. Yol boyunca taş düşmesini ikaz eden trafik levhalarını; yer yer rastladığımız yolda ki taşlar ikaz levhalarını doğruluyordu. Her ne kadar kazıntı yapılmış yamaça çelik file giydirilsede taşlar bir yolunu bulup düşmüşlerdi.</div>
<div></div>
<div>Nehre dik burnunu uzatmış gibi giren kaya; yolu kapatmak ister gibi boylu boyunca yola uzanıp yatmış olsada tünelle koltuk altından geçer gibi yolumuza devam ediyorduk.</div>
<div></div>
<div>İçinden geçtiğimiz her köyün uzaktan göze çarpan minaresi, yaklaşınca camisi, yanından geçerken ki mezarlığı, mezarlığında ki beyaz mermerlerinin arasında koyu renkli yosun tutmuş mezar taşları, Osmanlı izlerini yansıtıyordu. Biz de yol boyunca nehir ile yol kıyısına yerleşmiş köylerde ki cami mezar diyerek Osmanlının ayak izlerine basa basa  Mostar'a yaklaşıyorduk.</div>
<div></div>
<div>Neretva Nehri ve kahverenkli levha ile yönümüzü doğrularken Mostar'a girdik. İçler acısı binaların yıkık duvarlarında ki mezalimin kurşun izleri burnumuzu sızlattı. Boşnak, Sırp, Hırvatların; kimine göre savaş, kimine göre çatışma, kimine göre düşmanlık, ama bana göre kardeş kardeşin kavgası ve birbirlerini katletmeleri düne kadar yan yana oturur dertleşir teselliler ile avunanlar ne oldu da kan akıtmaya başladılar? Azınlık olan Müslüman Boşnaklar katledilen canlarla daha da azınlığa düşerken aralarına görünmeyen kırmızı hattı çizen Sırpların öfkesi hala dinmemiş. Mostar Köprüsü'ne uzaktan baktığımda yıkılan köprünün yenisi yanda ki gri beyaz yer yer kara çizgileri olan kulelerin yapılarının yanında çok yabancı duruyordu. Sırpların hakim tepeden yaptıkları top atışları ile parçalayarak yıktıkları köprünün her bir taşı suya düşerken kırmızıya boyuyordu Neretva nehri. Kızıla boyanmış halde akan nehir mezalimin şahidi oluyordu.</div>
<div></div>
<div>Onca yolu Mostar Köprüsü'nü görmek için geldiğimizden her yönden fotoğraf çekmeme rağmen Osmanlı Camisinin minaresine çıkarak da çektim sadece köprü değil bütün Mostar'ı.</div>
<div></div>
<div>Caminin duvarları, minarenin gövdesi, şerefesi, köprünün ayaklarına payanda olan kuleler, aynı renkte ki evlerin çatılarında ki kayrak taşların rengi yıllara meydan okuyarak beyaz rengini hala korur ve Mostar'a bir uyum sağlarlarken bu birlikteliği, deseni, dokuyu, rengi, sağlayan insanlar kendi aralarında ki uyumu sağlayamamışlardı.</div>
<div></div>
<div>Yolda başlayan yağmur burada da bizimle beraberdi. Korunmak için tedbirli değildik. Kimimiz yağmurluk bazılarımız şemsiye satın aldık. Lacivert, haki yeşili yağmurluklarla kışın gösterimde olup reytingi yüksek olan yabancı dizi Walking Dead kahramanları gibiydik. Yağmurdan yüzümüzü gizlemek için yere bakarken dizide ki kahramanlar gibi daha inandırıcı olmuştuk.</div>
<div></div>
<div>Arada bir yağmur şiddetini arttırırken hediyelik eşya alamayan hanımlar biz mi Mostar'ı gördük Mostar mı bizi gördü? Diye yakınmalarına rağmen Manisa Büyükşehir Başkanımız ve meclis üyeleri ve bizler heyecanlanmış Osmanlı'nın izini değil kendini gördüğümüzden hem mutlu olmuş hem de gururlanmıştık.</div>
</div>
 </p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/mostar-ve-koprusu</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2015 12:19:44 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2015/08/107.png" type="image/jpeg" length="94342"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[PRİJEDOR...]]></title>
      <link>https://45haber.com/prijedor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/prijedor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalabalık mı? Değil. Çok araç var hiç gözü bozmuyor, çok kafe var oturan yok, kilise çanları öyle bir tane değil otelin yanında ki kilisede birden fazla çalıyor. Gideyim de şu çan çun bitsin cinste...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<i>Kalabalık mı? Değil. Çok araç var hiç gözü bozmuyor, çok kafe var oturan yok, kilise çanları öyle bir tane değil otelin yanında ki kilisede birden fazla çalıyor. Gideyim de şu çan çun bitsin cinsten,  nerde o eski zangoçlar! Dükkanlar, alış veriş alanları, alıcı yok, satıcının da bekler vaziyeti yok. Binalar az katlı, çok katlıları sayılacak kadar. Hava sıcak onlarda şaşıyorlar, Sana nehri var, temiz herhalde yeşil akıyor, sanki Çeşme Ilıca kumsalı iki yanı, insan kalabalığı kimi güneşleniyor kimi sığ nehirde uzanmış yatıyor ama hepsi mutluluk saçıyor. Ne yapıyorlar gün boyu, neyle geçiniyorlar ömür boyu, yüzlerinden mi okunuyo diye baktım. Gülen yok mutsuz da değiller sanki, ciddiler mi çözemedim inan ki.</i>
<div><i> </i></div>
<div><i>Bir sahil kasabası gibi giyimleri, sokaklarda pek gözükmüyor gençleri, evler sempatik yüzlerinin her biri, bulvar gibi caddeleri yolları, her bir cadde yeşil, iri gövdeli ağaçlar, gölgelik her yanı seyrek binalar, yok denecek kadar araçlar.</i></div>
<div><i> </i></div>
<div><i>İnsan eli değmemiş medeniyet girmemiş şımarmamış bir toplum, bakir her yanım sağım solum. Ya yapamıyorlar, ya yaptırmıyorlar, ya koruyorlar, ya da gerek yok diyorlar. Orman içinde köyler bizim mahalle dediklerimiz, gelip de bi görmelisiniz, yazlıklarımız bile böyle değiller asıl bunlara mahalle demeliler. Yeşilin içinde evler, köyler, şehirler. Bir kaç fotoğraf ekledim bizimkiler görmeliler.</i></div>
<div><i> </i></div>
<div><i>Prijedor burası kardeş şehrimiz. Büyükşehirbelediye başkanımız meclis üyelerimiz kimimiz eşli dostluk ve kardeşlik ziyaretine gittik. 2008 den bu yana aralıksız aksatmadan gelen kardeş şehrimizin heyeti karşıladı bizleri. Biz de her davete icabet etmişiz biraz Osmanlı toprağı diye birazda göçmenlik Boşnak Arnavut, Makedon Balkanlılık var diye. </i></div>
<div><i> </i></div>
<div><i>Herşey tabii bozulmamış hiçbir yeri. </i></div>
<div><i>Çok önceden kardeş olup görmeliymişiz tabiilikleri.</i></div>
<div><i>İklimden olmuş dedik yağmurdan yeşillikleri</i></div>
<div><i>Biz zaten bi bahane buluruz yeşilin yerine beton dökeli beri.</i></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/prijedor</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2015 14:43:10 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2015/08/48.png" type="image/jpeg" length="64798"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[YATIRIM PLANLAMASI]]></title>
      <link>https://45haber.com/yatirim-planlamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/yatirim-planlamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eski ayları kırpıp yıldız yaparlarmış. Eski arabaları servis aracı yapıyorlar. Sabah yedide başlayıp akşam oniki...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><span style="font-family: 'Helvetica Neue', serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Eski ayları kırpıp yıldız yaparlarmış. Eski arabaları servis aracı yapıyorlar. Sabah yedide başlayıp akşam onikiye kadar yirmi metrelik yoldan tek şerid halinde yüksek motor sesi kebapçı bacası gibi egzoz dumanı, çürümüş kaportası, boya tutuyor her yanını, uçan tabutlar resmi geçitteler her sabah. Konvoy değil bedava kömür taşıyan tren katarı mübarekler. Yirmi metrelik yolda tek sıra halinde seyr-ü seferde. Gürültü kirliliğinden vazgeçtik hava kirliliği karbon salınımı soba borusu kalınlığında egzoz borularından çıkan kara dumanlar kaplarken her yanı...</i></span></span>

<span style="font-family: 'Helvetica Neue', serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Öğrenciler, esnaf, işçi, memur, kağıt toplayan çöp karıştırıcılar, yemek arayan hemşerilerimiz köpekler ile cami avluları geniş kaldırım ve meydanlarda beslenen kediler. Henüz mahmurlukları patlamamış asık surat sakal selamsız bandoları yollarda. Kimi arabalar ile dur kalkta, kimi yaya bir kaldırıma bir yola omuz atmacalar ile yolda, kimi motor car car sesler ile araç aralarında, kimi elinden tutmuş büyüğünün sırtta çanta, kiminin kulağında uzun kordonlu ses cihazları, kiminde tık tık tık el telefonu, bir akındır gidiyor insanlar duman dumana gar gar gar sesleri arasında çalışmaya.</i></span></span>

<span style="font-family: 'Helvetica Neue', serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Her yer en küçük delik bile araba dolu yolun iki yanı, kaldırımların bazıları yürümek ne mümkün bu bir alınyazı! İlk hevesle başlıyor yöneticiler uygulamaya kuralları, sonra adam sendecilik sarıyor her yanı, devam edene de üst düzey politikacı karışıyor sıkma insanları.</i></span></span>

<span style="font-family: 'Helvetica Neue', serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Robot dahi arada bir sıkılmak ister vidaları. Bu insanlar robottan da önde uzaylı. Sabah bismillah sokağa ilk adım atıldığında; gergin ifadeli asık suratlar, aşağı kıvrılmış dudaklar, sakal zaten var traşın vakti uykuya, dünyaya geldiğine pişmanlıklar, pişmanlıklar. </i></span></span>

<span style="font-family: 'Helvetica Neue', serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Asgari ücret, geçim endeksi, standart hayatlarda hayat endişesi.</b></i></span></span>

<span style="font-family: 'Helvetica Neue', serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Bir kilo asma yaprağı için sönen hayatlar, para etmeyen ekilip biçilen tarlalar, ak köpeğin pamuk pazarına zararı var lafı kaldı yadigar, pamuk yok ak köpek hala manidar, üzüme bağlanan umutlar, dün yağmur yağdı çıktı kapkara bulutlar, zaten kışın soğuk vurduydu kayboldu kazançlar, kalana bağlandı bakım isteyen ev halkı çocuklar, acın halinden anlamaz tok karınlar.</i></span></span>

<span style="font-family: 'Helvetica Neue', serif;"><span style="font-size: medium;"><i><b>Bindik bir alamete gidemiyoruz trafik sıkışık, her yanımız karma karışık bir şekilde söz de selamete.</b></i></span></span>

<span style="font-family: 'Helvetica Neue', serif;"><span style="font-size: medium;"><i>10 metrelik yol bir yanı park etmiş arabalar diğer yanında market önlerinde servis yapan araçlar, yumurta tavuk getiren deterjan kağıt indiren arka kapakları ardına kadar açık umursamaz tavırlı taşıyıcılar, elde koli arabaları. Dur. Yol açılınca yürü ama 10 metre ötede kırmızı ışık. Dur. Yeşil yandı ama yaya kırmızıda geçiyor. Dur. Toplu ulaşım diyoruz minare merdivenli araç perona sığmamış yolcu indiriyor. Dur. O önde giderken yolda arabanın camına dayanmış şoförle muhabbet ediyor. Dur. Kornalar avazeyi naralar pis bakışlar. Dur. Kavga bitene kadar bekle. Yürü artık be Allahın kulu. Yükleme peronları kalktı her yer yükleme peronu oldu. Motorlar arabalardan fazla yer buldular, sandalye tabure sehpa tavla masaları yoldalar. Kaldırım işgali had safhada ama boş kapalı otoparklar. Girmek isteyene de müsaade etmiyorlar otopark giriş cebine parketmiş araçlar, otoparktan çıkış rampalarına kadar da olur mu be insafsızlar.</i></span></span>

<span style="font-family: 'Helvetica Neue', serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Kapalı otoparklar yapıldı, yapılıyor, yapılacak. Ne değişiyor? Toplu ulaşıma çare aranıyor. Ne değişecek? OSB büyümeye devam ediyor, imar planı için kıllar kıpırdamıyor, kiralar ev fiyatları almış başını gidiyor. Herkes; emekli olsam da köy de yaşasam diyor. </i></span></span>

<span style="font-family: 'Helvetica Neue', serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Bence köylere yatırım yapalım oraları da şehre benzemeden tedbir alalım.</i></span></span></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/yatirim-planlamasi</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2015 11:03:56 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2015/08/63.png" type="image/jpeg" length="69881"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ASAYİŞ TESKİN, MESAİ KESKİN.]]></title>
      <link>https://45haber.com/asayis-teskin-mesai-keskin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/asayis-teskin-mesai-keskin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adı sanı unutulmuş yeri bilinmez bi ihtimal kaf dağının ardında bir ülkede padişah sabahları kalkar kalmaz habercisini çağırır dünden olan bitenleri akşamdan sabaha yapılanları öğren...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p class="normal">Adı sanı unutulmuş yeri bilinmez bi ihtimal kaf dağının ardında bir ülkede padişah sabahları kalkar kalmaz habercisini çağırır dünden olan bitenleri akşamdan sabaha yapılanları öğrenirmiş. Haberci her defasında lafına başlarken "Asayiş teskin, mesai keskin" diyerek başlarmış padişah onun bu lafına alışmış bu ne demek diye sormazmış bi sabah padişahın eşi de yanlarındayken sultan merak etmiş bunu sormuş asayiş teskin mesai keskin ne demek, demiş. Haberci şaşırmış ne cevap vereceğini bilememiş o haberin girizgahıymış. Bocalamış duraklamış padişah sen devam et demiş. Baştan anlatırken yine asayiş teskin mesai keskin diye başlayınca padişah dayanamamış. "Mesaiyi teskin, başını keskin" şekilde becerin diye emretmiş.</p>
<p class="normal"></p>
<p class="normal">Padişah, gel zaman git zaman bu işleri insanlardan alıp hayvancıklara vermiş.</p>
<p class="normal"></p>
<p class="normal">Habercinin görevini hayvancıklar iş başındayken kargaya vermiş karga karga gak demiş çık şu daldan bak demiş olan biteni oradan görürsün deyip o da haberciliği hafife almış, layığıyla yapamamış. Leylekler bebek, turnalar yardan haber getirirken, horoz günaydın, böcek müjde, güvercin başına sıçıp şans dilerken, köpek bekçilik, kumru uyku, bülbül duygu yüklerken Bremen Mızıkacıları tüm bunlara karşılık goy goyculuk yapıyor diye. Devenin tellal pirenin berber sineğin hamallık işlerini de yapamayacak duruma geldikleri için bakmış olmuyor pire berberlik sinek hamallık hele deve ağzının köpüğünden tellallık yapamadığı için padişah işleri tekrar insanlara yüklemiş.</p>
<p class="normal"></p>
<p class="normal">İnsanlarda:</p>
<p class="normal"></p>
<p class="normal">Olan bitenler, hastalar ustalar, doğurup büyütenler, yiyip içenler, gezip tozanlar, kırıp dökenler, paylaşıp taylaşanlar, sosyal medyada artık gizli saklı meraklı meraksız bir şey kalmayacak şekilde akşam yatarken son bir defa tık "İyi geceler" sabah ilk tık "Günaydın" hele cumaları "Hayırlı cumalar" 500 beğen 100 yorum ile haberleşir olmuşlar.</p>
<p class="normal">-Dünkü fotoğrafımı görmedin galiba beğenmemişsin.</p>
<p class="normal">-Aaaa üç gündür internet gitti açamıyorum. Çocuklardan rahat mı var onların 3G si var ama dünya para tık tık tık sabah akşam elde, bu kaçıncı telefon yeni çıkmış tutturdu ondan diye...</p>
<p class="normal"></p>
<p class="normal">Devir, haber, günler böyle sürüp gitmekteyken padişah düşünmeye başlamış çare arar olmuş haber için. Bulmuş bulmasına da haber gergin, mesai miskin olacağı için kimseye görev verememişşşşş.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p class="normal"></p>
<p class="normal"></p>
<p class="normal"></p>
<p class="normal"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/asayis-teskin-mesai-keskin</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2015 15:02:01 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2015/08/34.png" type="image/jpeg" length="57140"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ATATÜRK BULVARI]]></title>
      <link>https://45haber.com/ataturk-bulvari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/ataturk-bulvari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bulvar: Fransızca da Boulevard’dan türetilmiştir. "Şehirlerde ki ağaçlıklı caddeler" demek. Manisa'mızın da ilk bulvarı istasyondan hükümet konağına çıkan yoldur. Mustafa Kemal Atatürk Manisa'mızı yed...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Bulvar: Fransızca da Boulevard’dan türetilmiştir. "Şehirlerde ki ağaçlıklı caddeler" demek. Manisa'mızın da ilk bulvarı istasyondan hükümet konağına çıkan yoldur. Mustafa Kemal Atatürk Manisa'mızı yedi defa ziyarette bulunmuştur. ilk 1923 yılında, ikinci 1925'te, 1926’da üçüncü gelişlerinde o zamanın belediye başkanı Rahmetli Bahri Sarıtepe her gelişinde yanında ki heyetle birlikte karşılamış trenden inip manisa içerlerine girdiğinde belediye binasına, akşam konaklayacağı vali konağına, öğle yemeğini yediği hükümet konağına ziyaretlerde bulunmuş, kâh yürüdüğü kâh otomobil ile geçtiği yol bu bulvardı. Yani Atatürk Bulvarı.

Çocukluğum ve ortaokul lise çağlarında hatırladığım bu yol ortasında ki refüjde ki çam ağaçları ile yolun iki tarafında kaldırımlarında ki palmiye ağaçlarıydı.

Manisa'nın bir çok yolu tozlu hatta bakımsız haldeyken büyük çam ağaçları bilhassa Dut, Kobalak ve Kokar ağacından başka ağacı olmayan Manisa'mızda fantastik görünümlü Palmiye Ağaçları, asfalt kaplamasıyla her Manisa'lının yürüyerek gezdiği ve parklarında sıcak yaz akşamlarında vakit geçirdiği Fatih Parkı, Çocuk Parkı bu bulvar üzerinde idi. Hatta bu yol üzerinde Hükümet Konağı'nın hemen altında Gençlik Parkı, halk evi, şimdi ki Konak İşhanı'nın olduğu yerde yazlık Şen Sineması, nikah salonunun altında Fatih Heykeli'nin bulunduğu yerde de yazlık Şehir Sineması vardı. Bilhassa yaz akşamları çok hareketli olur bulvar insan kaynardı. Atatürk Bulvarı çok revaçta ve gezinti alanlarından biriydi. Atamız Manisa’ya ziyaret ettiğinde bu bulvar Manisa'lılar ile dolup taşar, akşamları fener halayı düzenlenir ve Manisa’lılar o zaman ki deyimle cuş-u huruş içerisinde olurlardı.

Şimdiye geldiğimizde bu bulvar hala eski havasını yaşamakta her ne kadar ağaçlarının ululuğu kalmamış olsa da kalan çamlar iri gövdeli palmiye Ağaçları, orta refüjünde ki göm gök yeşillikler ve bu bulvar üzerinde ki parklar, Cumhuriyet Meydanı Manisa ne kadar büyüse de bulvarları çoğalsa da Atatürk Bulvarı eski şaşalı zamanından bir şey kaybetmemiş hala Manisa’nın en güzel bulvarlarından birisidir.

Belediyeci olduğumuz zamanlarda da bu bulvara gereken ihtimamı gösterdik Hatuniye Camisi’nden istasyona kadar düzenlemesini yaptık orta refüjde ki yeşilliğini hiç bozmayıp daha da çoğaltıp göm gök yeşil olmasını sağladık. Bozköy’de oturduğum zamanlarda belediyeye gelip gederken bu bulvarı tercih ettim, bu güzergahı kullandım.

Hala da kullanıyorum ama gök yeşile sarılar yer yer kahverengiler karışmaya başladı. Çimleri yer yer kuruyup alev yeşillerinin kırmızılıkları parlak canlı yağlanmış gibi gözüken yaprakları boyunlarını bükmeye başladı.

Tenkit için değil dikkat edilmesi için yazıyorum.</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/ataturk-bulvari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2015 11:35:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2015/07/420.png" type="image/jpeg" length="47248"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ŞARKILAR DİLLERDE NAĞMEDİR]]></title>
      <link>https://45haber.com/scca7arkilar-dicc87llerde-nagcc86medicc87r</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/scca7arkilar-dicc87llerde-nagcc86medicc87r" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İkinci baharımda hazan yaprakları dökülürken hatıralarda kalanlar ile anılar canlanıyor bestelerde. O kadar eskilere gidiyorduk ki melodiler sözler söylendikçe hatırlıyordum geçenleri. “Deniz ve m...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><em>İkinci baharımda hazan yaprakları dökülürken hatıralarda kalanlar ile anılar canlanıyor bestelerde. O kadar eskilere gidiyorduk ki melodiler sözler söylendikçe hatırlıyordum geçenleri. “Deniz ve mehtap sordular seni neredesin?” derken kordon boyunun seyrine düşmüşlüğümüz, Adamo'nun bozuk ama sempatik şivesiyle “Her yerde kar var” deyip terkedilmiş aşkların sıcaklığını karla soğutmak isteyen şarkılardan, romantik aranjmanlar kalplerde ki yerini kulaklarda almıştı.

1960'larda Sezen Cumhur Önal, Fecri Ebcioğlu yabancı şarkılara aranjman adı altında çok türkçe sözler yazdılar. Bu şarkıları orijinal dilinde söyleyen yabancı şarkıcılar Türkiye'ye geldiklerinde kendi şarkılarını türkçe söyleyerek ülkemizde tanınırlıkları arttı ve bizden biri oldular Enrico Makyas, Adamo, karda değil gönüllerde iz bırakırken Dario Moreno deniz ve mehtapla Kordonda geziniyordu.

Aranjman sözlerinden sonra yeni akımla birlikte yerli sanatçılar 45 ‘liklerdeydi. Türk Pop Müziği adı altında artık aranjman yerine kendi müziklerimizi söylüyorduk. </em>

 

<em>“Tamirci çırağı”nın hayallerinin ustasının hakikati gözleri önüne sermesinde ki burukluğu yaşarken arap atlarının ufka yol alışları ile  “Yakın eder ıraklar’”da Cem Karaca hep yanımızdaydı. </em>

 

<em>Yıllar önce söylediği “Vefasızlığa bakar ağlarım” derken Erol Büyükburç son gününde vefasızlığı yaşadı. “Yemin ettim dönemem” ile giden Kayahan amansız hastalıktan hakikaten dönemeyip gittiğinde göz yaşları bıraktı. </em>

 

<em>Erkin Koray'ın hatıralarını “Çöpcüler aşkını süpürdü” ğünde “Fesuphanallah” deyip başka süpürecek şey mi bulamadınız dediğimizde. “Meyhaneye gömün beni” diyen Tanju Okan'ı Urla'ya defnetmiştik. </em>

 

<em>İkinci baharımın yaprakları bir bir dökülürken Tanju Okan’dan bir yıl sonra 1996 da yeri doldurulamayan sanat güneşimiz Zeki Müren’in “Hiç ayrılamam derken kavuşmak hayal oldu” dediğinin üzerinden onbeş sene geçti. “Elveda gençliğim”i sıkça söyler olduğum yıllarda  Yıldırım Gürses de gitmişti. </em>

 

<em>Müzeyyen Senar “Akşam oldu hüzünlendim ben yine” yi söylediğinde kim hüzünlenmez, efkar basıp kim sigarasının dumanını off der gibi üflemez ki, hasret kalınan gözlerin renkleri unutulur mu? </em>

 

<em>Bayram sabahlarının telaşında Barış Manço’nun “Bugün bayram erken kalkın çocuklar”dediğinde harçlık hevesiyle erkenden kalkan çocukları öksüz bırakıp “Ölüm Allah’ın Emri’” şarkısında emre uyarak gitti aramızdan.</em>

 

<em>"Oh Lady Mary" artık yabancılar aranjman yapıyordu bizim şarkılarımızı "Samanyolu" Teoman Alpay'ın sözlerini yazdığı şarkı, Hollanda'lı sanatçı tarafından Avrupa'da dillerde dolaşıyordu. Patricia Carli ile Samanyolu gökyüzünden dünyaya yol bulmuştu. "Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek" dedi sürdü "yıllarca dillerden düşmedi."</em>

 

<em>"Kan ve Gül" ile Manisamızın sanatçısı İskender Doğan 45'liklerden kasetlere, kasetlerden CD'lere oradan USB' lere kadar her devirde hala söylüyor hala seviliyor.</em>

 

<em>Esmeray her ne kadar “Unutma beni” dese de unutulmuşların arasına yazdırdı adını. Daha bi samimi daha bi aşkla daha bi şevkle söylerlerken şarkılarını dinleyenlerine daha bi yakın olmak arzusundaydılar hepsi. Unutma beni unutamam seni, unutulmaz hiç biri de. </em>

 

<em>Bizim kuşaklardan sonrasına kefil değilim tabii, tangara tungaralar baskın gelir mi bilmem. Ama memleket sevdası aşkı her zaman baskındır. Ayten Alpman “Bir başkadır benim memleketim” derken, kimin gözleri dolmaz ki?   </em>

 

<em>Memleket şarkıları, hasret türküleri dillerde nağmedir.</em>

 

 

 </p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/scca7arkilar-dicc87llerde-nagcc86medicc87r</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jul 2015 10:10:19 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2015/07/176.png" type="image/jpeg" length="50414"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[BİR KAPI, İKİ KULP.]]></title>
      <link>https://45haber.com/bir-kapi-iki-kulp</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/bir-kapi-iki-kulp" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mutlu huzurlu bir şehirde demir yığınlarının saklandığı, kornaların sustuğu, gölgeli, çiçekli yolarında ki sakin rahatça yürürken yanımdan geçenlerin gülümseyerek selam verenlerin sıcaklığı, yakın...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><em>Mutlu huzurlu bir şehirde demir yığınlarının saklandığı, kornaların sustuğu, gölgeli, çiçekli yolarında ki sakin rahatça yürürken yanımdan geçenlerin gülümseyerek selam verenlerin sıcaklığı, yakınlığı, asırlık çınar ağaçlarının güneşi süzdüğü, havuzda ki durgun suyun gençliğimin görüntülerini yansıttığı, kuşların ötüştüğü, torunlarımın koşuşurken ki oynayışlarının yankılandığı, sokaklarının ıhlamur koktuğu mevsimden yağmurlu günlerin dinginliğinin duyulduğu oluk seslerinin, kiremitlerin parlaklığında melodileştiğinde, nağmelere kapıldım:</em>

 

<em>Zamanların kayıp gittiğinin tatlı rüyalarında ki tembel gerinmelerin sarmalandığı göz kapaklarında ağırlaştığı mahmurlukların masumluğunda, kaybolan dünyalarımızda aranmışlıkların nostaljilerinde, eş dost konu komşu akraba topluluklarında, komşuluklarında, dost meclislerindeki bağdaş kurup kesilen ahkamların, iddialı tartışmaların, şakalaşma, takılma yarenliklerinde ki dibek kahvesinin ağıza gelen iri tanelerinin dişler arasında kırılmasının tadı, kahve köpüğünün methinde ki ince esprilerinde geçen uzun kış geceleri, laf dinleyeceğiz diye büyüklerin aralarına serpiştiğimizde yediğimiz azarla sinsi ve kurnazca gülüşlerimizle duyduklarımız bize yeter edalarında ki hallerimizle yatağa gidişlerimizde, büyüklerin yanlarında çocukların susturulduğu bi o kadar yaramazlıktan geri kalınmadığı, okulda dayağı, öğretmenin sopasını bilsek de itileşme kavgalarımızın çocuk masumiyetindeki göz yaşlarımızda, çelik çomağın kapılmasında ceketlerimizi ters giyip söküklerin dikilirken ki annelerimizin azarlarına karşılık sarılıp baş yaslamalarında, yazlık sinemalardaki gazoz keyfi, koltuk altında getirdiğimiz sandalye minderlerinin yumuşaklığında, elimize yapışı kalıveren çekirdekle uykumuzun gelmesine karşılık uyumayın taşıyamam cazlarına rağmen sandalyeden düşer numaraları ile anamızın dizine kıvrılıvermelerimizden.</em>

 

<em>Gençlik ateşinin baş döndürdüğü günlerde Beatles hayranlığını Elvis'in aldığında, kan ve gül'ün ezberlerinde Tanju Okan'ın romantik nağmelerinin sindiği kanepelere yazılan aşklarımızdan, bıyıklarımızı burabildiğimiz sakalları geciktirdiğimiz zamanların yorgunluğunda, aydınger gerilmiş masaları yastık yapıp sabahlamanın erdemindeki kasılmaların bol çizgili gecelerin güneşli sabahından aşktan yana çizili hayallerin gün saydığından yeşil renkli şafak sayımı gurbetlere, çocuk şamatasından torun cıvıldaşmalarına gelen ömrün, yılların alıp götüremediği umutlardan gizli ümitlerden, bir ömür denilen göz açıp kapanacak kadar kısa ama say say bitmeyen; aylar, günler, saatler, dakikalar, kadar up uzun dünyalar. </em>

 

<em>Oysa,</em>

 

<em>İki kapılı han dedikleri dünya; bir kulbundan açıp, diğerinden kapatılan bir kapıymış.</em>

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 </p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/bir-kapi-iki-kulp</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2015 18:22:39 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2015/07/112.png" type="image/jpeg" length="40062"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TURFAN DA DİYE BİR ŞEY İCAD EDİLDİ]]></title>
      <link>https://45haber.com/turfan-da-diye-bir-sey-icad-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/turfan-da-diye-bir-sey-icad-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Horozköy; sulu sokakta ki bağımız daha doğrusu Altın Çukuru Mevkii’ndeydi, Horozköy’e yakın alt tarafta, biraz yürüyünce dar araba yoluna paralel, Horozköy’e oradan Muradiye’ye giden yola ulaşılırdı....]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[Horozköy; sulu sokakta ki bağımız daha doğrusu Altın Çukuru Mevkii’ndeydi, Horozköy’e yakın alt tarafta, biraz yürüyünce dar araba yoluna paralel, Horozköy’e oradan Muradiye’ye giden yola ulaşılırdı. Demiryoluna paralel sebze bahçeleri vardı. domates patlıcan almaya oraya giderdim. Çocuktum ama ovalar bağlar konu komşu dolu olduğu için endişe edilecek bir durum yok diyerek beni gönderirdi annem, zaten benden başka da kimse yoktu bağda. Abilerim babamla beraber Manisa’ya sabah gider akşam üstü gelirlerdi.

Bahçe kenarında kanalda akan bahçeyi sebzeleri sulayan su tertemiz berrak çakıl taşları sayılıyor renkli renkli, tavuklar damın etrafında dolanıyor, ağaca bağlı köpek beni görünce oyun için zincirini asılıyor koşup koşup zincirin payı bitince dönüyor tekrar koşuyordu. Seslendiğimde yaşlı teyze başında yaşmağı ayağında koca donu ile damın direğine tutunarak güneşten elini gözlerine siper yapıp kim bu diye bakmaya çalıştı. “Patlıcan ile domates almaya geldim.” Topla oğlum topla bu yankiler dün toplandı bu taraftan topla der, sepete doldurur, el terazisinde beraber tartardık. Çocuk aklımla para hesabı bilmezdim ama şimdinin parasıyla üç kuruş verir geldiğim yoldan dönerdim.

Altın çukuru; bağlık, bağ olmayan çok az yer ekin tarlası olan, zeytin ağaçları, badem, çitlembik, incir ağaçları çoktu. Yol kenarı, bağ sınırları, bu ağaçlar ile doluydu. Kuş seslerinden Altın Çukuru cıvıl cıvıl kuş sesleri ile çınlardı. Ne kadar çoktular ve ne kadar çeşitliymişler şimdi kumru ve kargadan başka kuş görmeyince anlıyorum çeşitliliği.
Önce bağlar bozuldu, ağaçlar kesildi, kuşların sesleri de. Kırmızı renkli kutular tuğlalar, tek dingilli kamyonlar, kum çakıl tepeleri, üzerlerinde torba içinde çimentolar geldi giden yeşilliklerin yerine. Ağaçların yerine evler dikildi, kuşlar gitti, sesleri de. İmarsız mimari ve zamanımıza kadar da imara bağlanmış mimari geldi. Bir tek ağaç yeşil kalmayıncaya kadar.
Horozköy uzun zamandır içinden geçmemiştim. Demiryolu istasyonu duruyor çocukluğumun domates bahçelerinin komşusu hala burada boş, kimseler yok trene binen trenden inen ama bekliyor mahzun. Eski evler yıkılmış, arsalar, belli ki yeni apartmanlar yapılacak bekliyor. Yeni yapılan, inşaat halinde olanları da gördüm, saydım. Beş kat.

 

Horozköy’e beş kat yakışır! dedim. Onca sene ne çekti tek katlı kerpiç evlerden hele biraz daha eskilere gidince Rum evlerinden. Hakkıdır niye yedi, dokuz değil de beş kat dedim kendi kendime. Bu yükseklik nereden aklımıza geliyor ki. İki var, üç var, dört var. Müteahhit payı tayin ediyor, beş kata bir, bir buçuk, iki. Oran bu onun için beş kat. Gelecek için? Önemli değil bugün önemli. Benden sonra tufan.

Çocukluğumuzda tufan da yememiştik, turfanda da. Babalarımız tufan yemeye müsaade etmedikleri gibi turfanda hormonlu domates patlıcan yememize de müsaade etmemişlerdi.</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/turfan-da-diye-bir-sey-icad-edildi</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2015 15:31:06 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2015/06/78.png" type="image/jpeg" length="38862"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AZMİ AÇIKDİL YAZDI...ASIRLARA SIĞMAMIŞ İKİ SATIRA MI SIĞACAK?]]></title>
      <link>https://45haber.com/azmi-acikdil-yazdi-asirlara-sigmamis-iki-satira-mi-sigacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/azmi-acikdil-yazdi-asirlara-sigmamis-iki-satira-mi-sigacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Otobüslerden indiğimizde saat sabahın dokuzu idi meydanda toplandık rehber elinde ki sopaya takılı beyaz bayrağı yukarı kaldırdığında toplanın ricası yaparken ufak bir açıklama da bulundu.....]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<em>Otobüslerden indiğimizde saat sabahın dokuzu idi meydanda toplandık rehber elinde ki sopaya takılı beyaz bayrağı yukarı kaldırdığında toplanın ricası yaparken ufak bir açıklama da bulundu..</em>

<em>"Şimdi buradan yaya olarak çarşıya gireceğiz alış veriş yapmayın sizleri toplayamam gezimizden sonra ben sizleri yine aynı çarşıya getireceğim iki saat serbest zaman vereceğim o zaman zarfında alış veriş yapacaksınız göz ucuyla bakabilirsiniz aksi takdirde sizleri kaybederim."</em>

<em>Çarşıdan geçerken gözlerimiz dükkanlarda kaldı, bazılarımız takılır gibi yapmalarına rağmen hızlı yürüyen rehbere yetişmek için vazgeçtiler. Çarşının ucunda ki alana geldik büyükçe bir meydan bir ucunda Sungur Bey Hamamı diğer ucu eski evlere yönlendirecek daracık sokaklar ve Jeopark Müzesi müzenin önünde toplandık. Rehber: "Burada göreceklerimiz objelerin toplandığı ve daha çoğunu az sonra yerinde görme fırsatımız olacak ama burada izlediğimiz parçaları dikkatle izleyelim yerinde o parçanın daha büyüğünü gördüğünüzde hatırlarsınız." Müze üç katlıydı girişte ki holden sonra merdivenlerden aşağıya indik. Muhteşem, minyatürü sayılabilecek görsel bir alemde yürüyorsunuz hem kendinizi seyrediyor hem de esrarengiz manzara karşısında heyecanlanıyorsunuz. O kadar kaptırıyorsunuz ki kendinizi şimdi dinazorlar çıkacak diye bir ürperti kaplıyor içinizi.</em>

<em>Üst kata çıktığınızda fuayeden bir başka salona geçiyorsunuz burada yörenin el sanatları sergileniyor, tam iki asır öncesinden kalma her biri bunca yıl değişmeden günümüze kadar gelmiş. Kullanan kalmasa da ustaları hemen yanınızda. Kullanılıyor olsa müzelik olmazdı. Rehber yine bunların kullanıldığı Eski Kula evlerinde akşam yemeğini yerken nasıl kullanıldığını göreceğiz bizlerde kullanacağız deyince merakımızı akşama kadar nasıl taşıyacağız dedik.</em>

 

<em>Halıyı sordu bir arkadaşımız "halı gözükmüyor oysa Kula halıcılık da bir zamanlar çok ünlüydü." "Onu halı müzesini gezerken göreceğiz satın alma fırsatımızda olacak ancak halı müzesini yarın ziyaret edeceğiz" dedi rehber. Bu rehberde her isteğimizi kursağımızda bırakıyor diyemeden geçemedim.</em>

 

<em>Müzeden çıktığımızda hemen sağa dar bir sokağa giriverdik. Parmaklarımın ucunda yürür gibiydim aman yarabbim o ne sokak. Kara taş kaplamalar ev kenarlarında, söyle ileriye bakmak istediğinizde üç ev sonrasını göremiyorsunuz sokak dönüyor siz de sokakla beraber döndüğünüzde gözünüz bir başka sokağa ilişiyor ama güzergahı kaybetmemek için sadece bakabiliyorsunuz. Ahşap koca kapılar, işlemeli mandalları hatırlıyorsunuz az önce müze de sergileniyor hatta çarşıdan geçerken usta kıvırıp duruyordu bir metal parçasını, demek bu mandal ve aynasıymış yaptığı. Hayran bir şekilde yürürken bir eve girdik. Burada rehberler bir iken beş oldu hepimiz bir eve giremeyeceğimiz için beş ayrı eve girdik. "Buyrun" diyen güler yüzlü bir hanım yaşmağını başının arkasında toplamış ben ev sahibi zannettim meğer rehber hanımmış. Bahçedeki narın gölgesine başını sokup rehberi dinlemek isteyenlerimiz bazılarımızda hayatın altına girdik gölgeye, evi gezmek isteyenler ayakkabılarına galoş geçirdiler birilerimiz yukarı çıkarken bazılarımız sırasını beklerken nar suyu şerbetinden içiyorlardı. Hatta su böreğinden yiyenlerimiz evi gezip görmektense böreği kıvırmayı tercih etmişlerdi. Ahşap oymalı küpeştesinden gıcırdayan merdivenden çıktım. Geniş bir hayat eskilerin adına neden hayat dediklerini burayı görünce anladım. Ev sahiplerinin günlük hayatı burada geçiyor ve de oda kapılarının işlemeleri hayatın tavanlarında ki ahşap işlemeler ve bahçenin aydınlığı güneşin hiç eksik olmadığı bu mekan hakikaten insana hayat veriyor. Akşama bu evlerden birinde konaklayacak akşam yemeğini burada yiyecektik. Evden çıkarken karşımızda ki karataş duvarlı evi merak ettim rehber farkına varmış olacak ki. Eskiden rumlarla türkler bir arada yaşıyorlardı komşuydular. Bu ev rum evi onların ki taştan aynı zamanda odaları sokağa, bizim Türk evlerinde bahçeye bakıyor. Daha bir çok özellikleri var ama en belirgin özelliği bu dediğinde gurup sokağın başını bulmuştu diyeceğim ama sokağın başı sonu yok ki o sokak ona bu sokak öbürüne bağlanıyor labirent gibi arada bi cami olmasa minaresi, kaybolmak işten bile değil.</em>

<em>Diğer evlerden çıkanlarla yürümeye başlamadan önce rehber...</em>
<em>Pehlivan tefrikası gibi olacak ama Kula bu, asırlara sığmamış iki satırla bir sayfaya mı sığacak. Anlatacak o kadar çok şey var ki.</em></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/azmi-acikdil-yazdi-asirlara-sigmamis-iki-satira-mi-sigacak</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2015 18:07:38 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2015/04/127.png" type="image/jpeg" length="23410"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KEÇİ GİBİ İNAT, TAŞ GİBİ KATI.]]></title>
      <link>https://45haber.com/keci-gibi-inat-tas-gibi-kati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/keci-gibi-inat-tas-gibi-kati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Koca meşe ağacı başınızı tepesine doğru kaldırdığınızda şapkanız düşer başınızdan. Boyunu ölçmek ister gibi bakarsanız başınız döner gözleriniz kararır. Sanki biz dikmişiz gibi başlarız böbürlenme...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<em>Koca meşe ağacı başınızı tepesine doğru kaldırdığınızda şapkanız düşer başınızdan. Boyunu ölçmek ister gibi bakarsanız başınız döner gözleriniz kararır. Sanki biz dikmişiz gibi başlarız böbürlenmeye ne ulu be, tescilli mi acaba?</em>

<em>İşte bize laf etmek düştü böyle bir mekanda. Koca meşelerin boş bırakmadığı alanda tek canlı bunlar, bir de ağzı olmayan cansız koca taşlar duvarlarda. Kaç duvar görmüş kim bilir? Nereden nereye, hangi saraya, kiliseye, eve? Hangi duvarın yapının hangi cephesinde arkadaşlıklar kurmuş? Hani sorarız ya onlarda sormuşlar "memleket nere hemşerim?" "içinden mi?"</em>

 

<em>İlk tanıştığı usta kestirmiş gözüne almış önüne orasına burasına vurdukça çekici şekil almaya başlamış, biraz daha yavaş vurmaya başlayınca köşeleşmiş, tahta sehpaya konulup makarayla kaldırılmış zorla yerleşirken yerine birazda yerinde dövülmüş cuk oturunca ikincisine sıra gelmiş. Üçüncü önüçüncü derken duvar yükselmeye başlamış duvarla birlikte iskele de yükselmiş.</em>

 

<em>Taş ustası belinde ki beziyle terini silerken derin bir nefes alıp dinlenir gibi oturduğunda, iskelenin tepesinden şöyle ufuklara baktı. Gözüyle süzerken uzakları gözlerini dinlendirmek ister gibiydi. Binlerce tepe; yeşil, gri, mavimsi uzakta ki yamrı, yumru, eğri, büğrü, tepeler. Kendi bulunduğu da bunlardan biri.</em>

 

<em>Yine başını öne eğerken eline yapışmış gibi duran çekici kaldırdı.</em>

 

<em>İskelenin altlarında ki pencere sövelerine öyle taşlar yerleştirmiş ki mektebinde öğrenmiş Yıldız Tekniği bitirmiş sanki. Kimi dik, bazısı yatık pencere boşluğu bırakılmış ama duvar zayıflayacağına daha bi sağlam olmuş. Kağıda çizer gibi geçmeleri, sımsıkı, araya bırakın çuvaldızı dikiş iğnesi bile girmez öyle öpüştürmüş lokum kutusunda ki Hacıbekir gibi. Sanki yılların aşıklarını sarmalamış öpüştürmüş birbirine.</em>

 

<em>Tavana gelince sıra; kalın keresteleri sokmuş iki taşın arasına yılanın başını ezer gibi, inatla asılsan çıkaramazsın kalası, bir de katran sürmüş çürümesin diye, kapkara duruyor kırılmış, ucu duvarda yerli yerinde. Dükkanmış bunlar iki katlı alttan bakınca iki, üst kattan bakınca tek kat gibi yamaç çünkü nasıl yapacak çarşıyı. Hem alttan yolu var hem üstten.</em>

<em>Mimarların piri olsa gerek bunu çizen. Koca tepe tırmanır gibi çıkıyorsunuz buraya, koca koca taşlar kırmızımtrak. Taşla taştan şehir çizmiş mimar, zamana meydan okuyan, zaten şehir yer gök taş yapıldığı tepe de taş ufukta gözlediği tepeler gibi. Ne deprem dinlemiş, ne güneşin yağmurun rüzgarın tepelere hakimiyetini, ne de hazine avcıları definecileri.</em>

 

<em>Hayret bi şey, kimden aldın akılı, çekiç miras mı kaldı babandan eline öyle de yakışıyor ki her bir taşı dövdükçe yerine uygun hale geliyor. Sanki her bir taş dinlemiş onu sakince sabırla gireceği yeri, örüleceği duvarı önceden öğrenmiş sonra yerine göre kırılıp kırılıp yola düzülmüş çıkmış bir yerlere girmiş duvarlarda uygun deliklere.</em>

 

<em>Bunlar dikdörtgen taşlar bir de odeon var kıvrılarak giden basamaklı oturulacak yerleri, bunlarda eğilip bükülenleri. Bunu başka usta yapmış. Hermes lir'i ile konser verecek sanki o kadar yani. Nereye çizdin de hangi taşın ne kadar büküleceğini bildin, el etek öpenlerin yerlere kadar büküldüğünü bilirdik de taş gibi taş olan kayanın büküleceğini burada gördüm. Bize kalsa Allah’ın taşı deriz. Gel de Allah’ın taşının nasıl laf dinlediğini ustanın öğrettiğini bildiğini gör. Görmeyenler için taa M.Ö. 2000 yılından beri dimdik duruyor. Sen görmediysen Allah’ın taşı Allah’ın kuluna ne desin? Demesine diyecek de usta eğilip doğrulmayı yontulup adam gibi taş olmayı duvarda oturmayı öğretmiş, bilseymiş bu güne kadar görmeyenleri düşünseymiş dil de verirmiş ama e artık insaf Allah iki göz iki kulak vermiş, duy da gel, gel de gör diye.</em>

<em>Gelmediysen, Allah’ın taşı ne yapsın böylesine.</em>
<em>Aigai Kenti burası. Keçiler diyarı, belli olmuyor mu? İnatla duruyor duvarı.</em></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/keci-gibi-inat-tas-gibi-kati</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2015 11:00:02 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2015/04/104.png" type="image/jpeg" length="88930"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[YAZIN GİDELİM...]]></title>
      <link>https://45haber.com/yazin-gidelim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://45haber.com/yazin-gidelim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ayvalıktaydım. Koca gece esti mübarek ama ne esmek esmekte değil fırtına, deniz kıyısına bir hayli uzak park etmeme rağmen sabah bütün camlar denizin tuzlu suyu ile sıvanmıştı, rüzgarın kaldırdığı...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<em>Ayvalıktaydım. Koca gece esti mübarek ama ne esmek esmekte değil fırtına, deniz kıyısına bir hayli uzak park etmeme rağmen sabah bütün camlar denizin tuzlu suyu ile sıvanmıştı, rüzgarın kaldırdığı deniz suyunun dalga uçları içerilere kadar ulaşmış. Otelin kapısını bir elimde çantam diğeriyle açmakta zorlanırken rüzgarla boğuşuyordum. Manisa'ya dönmeden sabah kahvaltıdan sonra Cunda'ya da uğrayacaktım.</em>

<em>Daha önceleri tekneyle geçiliyormuş adaya şimdi yol yapmışlar, yapmışlar mı? Deniz mi çekilmiş? Her neyse Cunda içlerine kadar girdim arabayla. Müzenin önüne park ettim. Rahmi Koç'un restore ettirdiği Tiryakoris Müzesi açıksa gezerim dedim, bir ihtimal ama hesap tutmadı, soğuktan camı yarım aralayan güvenlikçi "bugün kapalıyız" diyebildi. Şöyle etrafa bir göz atmak için bahçesinde dolandım. Restorasyonun da yenisi bana sıcak gelmiyor biraz eskitmek veya eskimesi lazım. Açılışa hazır papanın gelmesini bekler gibi görünüyordu. Kullanılmayan ön kapısının girişine eski at arabasının çakmasını koymuşlar yeni, boyalı moyalı. İşte bu olmamış, küratör koymamıştır da burada at arabası yapanda yoktur reklam olsun diye koymuş desem.</em>

<em>Müze cıvarında ki sokakları dolaştım. Rüzgarın soğuğu kovaladığı arnavut kaldırımlı dar ıssız sokakta sevgilim olan havanın ayazı ile beraberim. Ellerim cepte o da koluma girmiş koynuma sokulmuş yakalarımın arasından üfürüyor. "Hani sevgilinin sıcaklığı" o eskidendi der gibi nispet yaparcasına dondurdu beni. Omuzlarımın arasına sıkıştırdığım kaldıramadığım başımla yere bakıyorum, arnavut taşlarına yosunumsu çimler yapışmış, Rum evleri'nin mavi, mor, beyaz, sarı, kahve renkli demir, ahşap kepenkleri mıhlanmış vaziyette kapanmış belli ki sokak sakinleri yazlık kullanıyorlar buraları.</em>

<em>Bu bir kaç sokak dahi Cunda'nın havasını değiştiriyor; yola döşenmiş yosunlanmış taşlar, evlerin girişlerinde ki keskinlikleri alınmış yekpare taş basamaklar, demircilerin hünerlerini sergilediği kıvrım kıvrım kıvrımlı demir kapılar. Taş sövelerle çerçevelenmiş pencereden sarkarken; göğsünü perde ile örten, komşularına yarım yamalak türkçesiyle "kuzum bu akşam Dimitri'nin kazinosunda kızım Maria şarkı söyleyecek" diyen Rum kadınının kulağa hoş gelen şivesiyle, işveli sesini duyar gibi dönüp arkasına bakıyor insan.</em>

<em>Kasılmış ellerimi sürterek gevşetmeye çalışırken fotoğraf çekmek için bir de pozlandırmaya çalışmaz mıyım? Rüzgar buralarda da sessizliği bozuyor. Ayaz mı ayaz ne sokak, ne deniz ilgimi çekmiyor. Yılın ilk soğuğu yıldırmıştı beni. Deniz kıyısında sığınacak liman arar gibi kapalı bi mekana, tabelasını uzaktan gördüğüm Taş Kahve'ye girdim. Hiç beklemediğim bir kalabalık içeride kapıyı açınca beni bekliyorlarmış sanki bütün gözler bana yöneldi. Filim mi çevriliyor? Kapının ardına kadar dolu, bu ayazı yiyen sadece ben değilmişim, kapıdan gelenleri gözlüyorlar zoraki sığındıkları bu mekanda. "Kahve" dedim, üç beş çeşidini saydı garson meğer kahvenin de mertliği bozulmuş, nasıl bozulmasın içerisi entel dantel İstanbul. Klasik dedim okkalı tarafından bozma keyfimi.</em>

<em>Tahta sandalye kıçımı acıtırken buraya Taş Kahve'ye böylesi yakışır dedim meğer bizim de tarihi eser mertliğimiz sandalyeden yana bozulmuş.</em>

<em>Dışarıda ki rüzgarın uğultusunu arattı içeride ki uğultu. İnsanın verdiği rahatsızlığı insan çekemiyor dışarı çıktım. Ne Cunda cazip ne de Ayvalık. Arabaya bindiğimde kaloriferi yola koyulmamı işaret ediyordu.</em>

<em>Cunda'dan yavaşça ayrılırken arabanın içerisinden yol kenarında gördüğüm restoranlarda ki balıklar "yazın gel" der gibiydiler...</em>

 </p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Mimar Azmi AÇIKDİL</category>
      <guid>https://45haber.com/yazin-gidelim</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2015 14:57:02 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://45habercom.teimg.com/crop/1280x720/45haber-com/images/2015/04/132.png" type="image/jpeg" length="98815"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
